Etiketler

, , ,


Atatürk ve Türk liderler İzmir’e giriyor.

19.yüzyılın son üçte birinde Osmanlı İmparatorluğu can çekişiyordu. Padişaha tabi olanların bir başka milliyeti olduğu etnik ve dilsel bir birlikteliğin olmadığı uluslarüstü bir varlıktı. Ayrıca, tarım ürünleri ticaretinden düşük fiyatlarla yararlanan Batılı güçler tarafından ekonomik olarak kontrol edilen bir imparatorluktu. Bazı durumlarda, bazı illerde doğrudan vergi toplama olanağına bile sahiptiler. İttifak Devletleri ile müttefik olan Birinci Dünya Savaşı’ndaki Osmanlı yenilgisi, imparatorluğu tasfiye etti. İtilaf birlikleri İstanbul’u ve Anadolu’nun bazı kıyı bölgelerini işgal etti. Ayrıca barış antlaşmasında çok sert koşullar getirilmiş ve topraklarının çoğu galip güçler arasında özellikle Fransa ve Büyük Britanya lehine dağıtılmıştır.

Mayıs 1919’da Türkler arasındaki hoşnutsuzluk durumu daha da kötüleşti. Yunanlılar, İngilizlerin onayıyla, toprak olarak paylarını talep ettiler ve Anadolu kıyılarının bir bölümünü ve Ege Denizi’ndeki adaları işgal ettiler.

Buna tepki olarak, Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki bir grup Türk askeri, bu aşağılanmaya müsamaha göstermemeye kararlı, belirgin bir popülist ve anti-emperyalist karaktere sahip ulusal kurtuluş hareketini yarattı. Atatürk, Sultan’ın Orduyu terhis etme emrine karşı geldi ve bir direniş cephesi örgütledi.

Atatürk, Türk Ulusalcı hareketin öncüsü.

Atatürk davası için, güçler ayrılığının hakim olduğu bir anayasa ve Türkiye’nin ulusal egemenliğini ilan eden ulusal bir anlaşmaya varana kadar savaşacaktı. Anayasa açıkça Avrupa devletlerinin ideallerinden ilham almıştır. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın yöneticisiydi.

Türk kurtuluş ordusu birlikleri, batılı güçlerin elindeki toprakları geri alıyordu. Yabancı güçler yavaş yavaş Anadolu’yu terk ediyordu. 1921’de İngilizler de aynısını yaparak İstanbul’u ve Çanakkale Boğazı’nı Ankara hükümetine geri verdi. O zaman son Osmanlı padişahı VI. Mehmed ülkeden kaçtı ve saltanat derhal kaldırıldı.

Temmuz 1923’te, bağımsızlık savaşının faslını kapatan Lozan Antlaşması imzalandı. İçinde Türkiye’nin bağımsızlığı garanti edilmiş ve sınırları belirlenmişti. Saltanat döneminde yabancı güçlere tanınan tüm imtiyazlar da, Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun eski toprakları üzerindeki herhangi bir egemenlik iddiasından vazgeçmesi ve Hıristiyan azınlıkların haklarını güvence altına alması karşılığında iptal edildi.

Aynı yılın 29 Ekim’inde Mustafa Kemal Atatürk, ilk cumhurbaşkanı olacağı Türkiye Cumhuriyeti’ni resmen ilan etti. Ülke daha sonra yeni siyasi sistemi modern bir devlet haline getirmek için yoğun bir reform dönemi başlattı.

Bu metin Historia y Vida dergisinin 420 numaralı sayısında yayınlanan bir makaleye dayanmaktadır. Katkı sağlayacak bir şeyiniz var mı? redaccionhyv@historiayvida.com adresinden bize yazın.