Etiketler

, , , , ,


Bu yazıda, Nietzsche’nin tarih anlayışını açıklamaya ve yazmış olduğu “Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Yararsızlığı Üzerine” adlı kitabı ele almaya çalışacağım. Öncelikle Nietzsche’nin tarihe bakışını ve tarihe çizdiği sınırları sonrasında ise ona göre tarihin farklı tiplerini işleyeceğim.  Nietzsche, bu tiplerin bir sonucu olarak insanlığı bekleyen kötü durumlara karşı ne yapılması gerektiğini de söylemektedir. Bu konuda da birkaç söze yer vereceğim. Ama önce onun yaşadığı döneme dair kısa bir bilgi vermek istiyorum. 19.yy.ın sonu Avrupa için ulusallaşmanın ve kutuplaşmanın yükseldiği bir dönemdir. Bu dönemde devletler teknolojik olarak gelişmiştir. Fabrikasyon artmıştır. Okuma yazma oranı artmıştır. Tarihe olan ilgi üst düzeydedir. Devletlerin kendi tarihlerine olan yoğunluğu ve ilgisi artmıştır. Bunun sonucunda neredeyse her ulus kendi ulusunu en üstün görmeye başlamıştır. Bu ortamın sonucu olarak neredeyse her Avrupa devleti kendisini adeta ölümsüz ve ebedi bir güç olarak görmeye başlamıştır. 1914-1918’de ise bu tarih kibiri sonucunda 40 milyona yakın insan hayatını kaybedecektir. 1920’lerde ise ruhsal ve ekonomik çöküntü görülecektir. İşte böyle bir kibir tarihini gören Nietzsche “Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Yararsızlığı Üzerine” adlı kitabını yazmıştır.  

Tarih bir ulusun, insanın ya da kültürün hayatında ne kadar var olmalıdır? 

Friedrich Wilhelm Nietzsche ( 1844-1900 ), tarihi geçmişten geleceğe doğru yöneliş içinde olan ve kesintisiz bir yaratma akımı olarak tanımlamıştır. Nietzsche’ye göre, tarih bir matematik değildir. Böyle olmasına da gerek yoktur. Hayvanlar ise tarih dışıdır. Çünkü sadece sayı olarak vardırlar ve bilinçleri yoktur. Tarih, geliştiren ve uygarlık kurabilen üstinsanın ( übermensch) işidir. Insan birikimsel olarak ilerler ve kendisini aşarak üstinsanı oluşturur. Bir insanda, toplumda ya da uygarlıkta tarihin bir sınırı olmalıdır. Bu sınırı insan aşmamalıdır. Eğer aşarsa zarar görür ve yok olur. Soysuzlaşır.  

Nietzsche’ye göre Anıtçı, Eskiyi Koruyucu ve Eleştirici Tarih Tipleri ya da Biçimleri 

Tarihi incelemek için 3 tip vardır Nietzsche’ye göre. Anıtçı tarih ile insanlar çağdaşı oldukları siyasi ya da tarihi figürlere karşı olumsuz düşüncelerini daha önce yaşamış olan ve hayranlık duydukları şahsiyetleri överek belirtirler. Bu tipte bir tarih aşırılığı, geçmişte kalma ile sonuçlanır ve bu insanlardan beklenen yaşamsal tepkiler görülmez. Eskiyi Koruyucu Tarih tipi de Anıtçı Tarih tipine benzerlik gösterir. Buna göre, insanlar, aidi oldukları inanç, politik çevrelerine sıkı sıkıya bağlı kalırlar. Sonuç olarak da her türlü eleştiriye kapalı olurlar. Okudukları herneyse o şeyi doğru olarak kabul etme eğiliminde bulunurlar. Üçüncü tip olarak Eleştirici Tarih tipini söyleyebiliriz. Bu tipte, tarihsel figürler kılı kırk yararcasına eleştirilir. Tarih mahkemesine çıkarılan her figür ya da olay her türlü eleştiriye açıkça başvurularak tarihsel figürler ya da olaylar anlaşılmaya çalışılır. Nietzsche’ye göre bu tip diğerlerine göre daha anlayışla karşılanabilir düzeydedir. Üç tip tarihte de aşırılaşma tehlikelidir O’na göre. 

Tarih’in ve Yaşamın Önemi ve Tarih’in Aşırılığına Karşı Yapılması Gerekenler  

Tarih Nietzsche için oldukça önemlidir. Ancak aşırılaşma olmamalıdır. Onun yaşadığı dönemde bu aşırılaşma olduğu için ve Alman toplumunda da tarihe aşırılaşma da olduğu için hem kendi toplumunu hem de bu tip toplumları ve aslında insanları eleştirmektedir. Nietzsche, Almanya’da genç nüfusa verilen aşırı ve keskin tarih bilincine karşı çıkıyor ve zorunlu doğruluğun tarihte olamayacağını söyleyip eleştiriyor kendi toplumunu. Bu dönemin Almanyasını köksüz ve sapsız bir ağaca benzetiyor. Bu keskinin Almanya’yı zehirlediğini söylemektedir. Bu durumun tehlikesinden bahsetmektedir. Dönemin Almanya’sı için canavarın dişlerine benzeyen kavramlarla kaplı olduğunu, mutlu olmadığını ve güvensizlik altında ezildiğini dile getiriyor. Yeşermiş ve dolu bir hayat yoktu. Ancak, Nietzsche’de görebileceğimiz gençliğe dair sağlam bir inancın varlığının olduğudur. Alman gençliği adeta hapiste kalan ve aşırı tarih altında boğulmuş yaşamı kurtarabilirdi. Hemen belirtmeliyiz ki bu en azından yarım yüzyıl böyle olmadı. Almanya ve diğer devletler Nietzsche’yi yanlış anlamışlardır. Iki defa çıkmış dünya savaşları bunu göstermektedir.  

Tarih’in aşırılığına karşı yapılması gerekenlere şimdi yer verebiliriz. Tarih aşırılığı yaşamın gücünü ve önemini azaltmıştır O’na göre. Aşırı tarihe karşı ilaç tarih dışı ve tarih üstüdür. Gençler bu konularla ilgilenmelidir. Sanata ve dine yönelerek ve bu değerleri vurgulayarak tarih üstü bir yaşamın da varolduğunu söylemektedir. Tarih dışı ise insanların “sınırlı bir ufka sığabilmesi”dir. Yaşam daha yüksek bir güçtür. Bilimin önceliği yaşamın ve doğanın kendisidir O’na göre. İnsan yaşamı için olması gereken sağlık hemen bilimle kol koladır. Sonuç olarak tarihin aşırılığına karşı tarih üstü olanla tarih dışı olan önemli bir ilaçtır. Bu ilaç işe yarasa da insanların işi bitmeyecektir. Adeta bir ormanın yanması ve o yanan ormanın yerine yeni bir orman oluşması nasıl bir süreç gerektirirse bu süreçte bu şekilde işleyecektir. Burada Nietzsche insanların, toplumların ya da uygarlıkların “kendisini tanıması”nın ve bunun sonucunda bilimin de gelişimiyle “kaosa düzen vermeyi öğrenmenin” öneminden bahsetmektedir.