Etiketler

, , , , ,


Can Çevik ve Onurcan Şar

Kocaeli ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bilim Dalı Doktora Öğrencileri

Öz

Birinci Dünya Harbi, savaşan askerlerde ciddi bir hasara yol açmıştır. Osmanlı Devleti’nin askerleri için de bu durum geçerlidir. Bu çalışma, Galiçya’da çarpışan bir Osmanlı askeri olan Mehmet Emin Bey’in savaşa dair hislerine tercüman olmuştur. Böylece, Birinci Dünya Savaşı’nda çarpışan bir Osmanlı askerinin psikolojik açıdan içinde bulunduğu ruh hâlinin daha kolay anlaşılmasına katkı sağlanması amaçlanmıştır. Görüldüğü üzere, Mehmet Emin Bey, savaşta birçok zorlukla karşılaşmıştır. Tüm bu zorluklarla savaşırken inancına ve vatanına duyduğu aşka sırtını dayamıştır.

Anahtar Sözcükler: Galiçya Cephesi, Hacı Mehmet Emin, Mektup Analizi.

A View from Galicia to What a Soldier Feels at the Front:

Hacı Mehmet Emin Bey’s Letter and Analysis

Abstract

The First World War caused serious damage to the soldiers fighting. This is also valid for the soldiers of the Ottoman State. This work became an interpreter for the feelings of the war about Mehmet Emin Bey, an Ottoman soldier fighting in Galicia. Thus, it was aimed to contribute to an easier understanding of the psychological state of an Ottoman soldier who was fighting in the First World War. As can be seen, Mehmet Emin Bey encountered many difficulties in the war. While fighting all these difficulties, he rested his love for his faith and homeland.

Keywords: Galician Front, Hacı Mehmet Emin, Letter Analysis.

GİRİŞ

Birinci Dünya Savaşı 4 yıl sürmüştür fakat yarattığı etkiler, toplumlarda yıllarca devam etmiştir. Toplumları var eden insanların savaş boyunca yaşadıkları ise, birçok sosyal bilim dalına konu olmuştur. Bu noktada, özellikle askerlerin durumu incelemeye muhtaç bir konu olarak kalmıştır. Bu çalışmada, bir Osmanlı askerinin gözünden savaşın yarattığı psikolojik problemler ele alınmaya çalışılacaktır. Öncelikli olarak, Birinci Dünya Savaşı ve 21.yy.ın başlarına kadar devam eden süreçte askerlerin yaşadığı ruhsal sorunlardan bahsedilecektir. Akabinde, Birinci Dünya Savaşı’ndaki askerlerin ruhsal sorunlarına değinilecektir. Son olarak, makalenin merkezindeki isim olan Galiçya Cephesi’nde savaşmış Binbaşı (daha sonradan Yarbay) Hacı Mehmet Emin Bey’den söz edilecektir. Mehmet Emin Bey özelinde kalarak, onun gözünden Galiçya’daki savaş ortamını ve bu ortamın kötü etkilerinden korunmak için neler yaptığını ele alacağız. Emin Bey, din ve vatan sevgisinden güç alarak cephede savaşmış bir askerdir. Mektubunda bazı kullanmış olduğu ifadeler, bu iki duygunun askerlerin üzerinde savaşın kötü etkilerini görmemize kılavuzluk edecektir. 

1.Shell-Shock (Bomba Şoku) ve Galiçya Cephesi’nden Bazı Örnek Olaylar

Le Bon, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte kalelerin devrinin kapandığını ve artık siper savaşlarının zamanı olduğunu belirtmiştir. Askerlerin sipere girmiş olması beraberinde birçok problemi getirmiştir. Yıldız ve Bulut’un ifade ettiğine göre, Birinci Dünya Savaşı’nda askerlerin yaşadığı problemler gerçek anlamda psikiyatrinin konusu haline gelmiştir. Köhne, askerlerin savaş sırasında çeşitli psikolojik tepkiler verdiklerini söyler. Bu tepkiler sonucunda ise askerlerin bedenlerini kullanma konusunda zorluklar yaşadığı gözlemlenmiştir. Köhne, bu tür zorluklar yaşamış olanların “savaş histerisi” ya da “shell shock” olarak tanılandığını ifade etmiştir. 

Yener Özen’in belirttiğine göre, “shell shock” (bundan sonra bomba şoku) tabirini ilk kullanan İngiliz psikolog Charles Myers’dir. Myers, askerlerde gördüğü semptomları bombanın sarsıcı etkisine atfetmiştir. Bu noktada, bomba şoku için birkaç örnek vermek gerekmektedir. Ben Shephard’ın anlattığına göre, İngilizler’in Fransa’daki hastanelerine ve yaralıları ayırma birimlerine 1914-1915 kış aylarında tuhaf vakalar gelmekteydi. Bu vakalarda askerler, koku ve tat alamıyor, ayakta durmakta zorlanıyor, yaralı olmamasına rağmen göremiyor, konuşamıyor, kusuyor, belleklerini yitiriyor, çişini ve kakasını yapamıyordu. Bir başka örnek de Gelibolu’da görev yapan Ashmead Bartlett adlı gazeteci tarafından anlatılmıştır. Bartlett, Gelibolu’da bir siperin içinde silahları dizlerine dayalı yedi Osmanlı askerini gördüğünü ifade etmekteydi. Bu askerlerden biri kolunu arkadaşının boynuna dolamıştır. Yüzünde bir gülümseme vardır. Bartlett, bu askerlerin ölüm anında birbiriyle şakalaşmış olabileceğini ifade etmektedir. İçlerinden sadece birinde gözle görünen yaranın var olduğunu yine Bartlett’in cümlelerinden okuyabilmekteyiz. Bomba şokuna dair bir başka örnek de Garfield Powell adlı doktorun Temmuz 1916’daki Somme Çarpışması sırasında yazdığı mektuptan takip edilebilmektedir. Powell, “Gülle Şoku! [Bomba Şoku] Acaba ne anlama geldiğini biliyorlar mı? Askerler çelimsiz çocuklara dönüyor; ağlıyor, çaresizce çırpınıyor, en yakınındakine sarılıp kendisini yalnız bırakmaması için yalvarıyor”. Çeşitli örneklerle ele alındığı gibi, Birinci Dünya Savaşı’nda bomba şoku, obüs mermilerinin ve diğer top çeşitlerinin yarattığı psikolojik travmaların bir sonucuydu. Bomba şoku, savaşın devam ettiği sürede görev yapan askerlerin, büyük bir kısmında görüldüğünü dile getirebiliriz. Askerlerde görülen semptomlar az ya da çok olabilmektedir. Osmanlı Devleti açısından bakacak olursak, durum diğer devletlerin bünyesindeki askerlerin yaşadıklarından farksız değildi. Konumuz özelinde kalarak, bomba şokunu Galiçya Cephesi’nden takip etmeye başlayabiliriz. 

Osmanlı Devleti, Galiçya’da, Temmuz 1916 ile Eylül 1917 arasında görev yaptı. Yaklaşık 12 bin Osmanlı askeri hayatını kaybetti. Galiçya Cephesi, savaşın ilk yılından itibaren açılmış, hareketli, tacize ve çatışmaya uygun bir cepheydi. Buna bağlı olarak da askerler sürekli harbin içinde olmak zorundaydı. Bomba şokuna dair, Mehmet Emin Bey’in mektubu haricinde örnekler verilebilecek bir cephedir. Mehmet Emin’in mektubu öncesinde ilk olarak Mehmet Şevki Yazman’ın anılarından faydalanılabilmektedir. Mehmet Şevki, Galiçya’da 63. Alay 2. Tabur 8. Bölük’te görev yapmıştır. Birliğinde iken 8 Eylül 1916 günü şiddetli bir top ateşinden sonra Rusya’nın ciddi bir saldırısına uğramışlardır. Mehmet Şevki, anılarında yaşadığı travmatik süreci şöyle anlatmaktadır: “Gözlerim tekrar yanımdaki kesik başa çevriliyor, gövdesini etrafta arıyorum; kolu, boynu, her tarafı parça parça olmuş, kesilmiş şahdamarlarından akan kan toprağı çamur haline getirmiş. Her taraf, siperlerin içleri kan, beyin, et parçaları ile bulanmış; artık her şey, hatta kesik baş bile bana korku vermiyor, yan yana yatıyoruz…” Mehmet Şevki’nın burada bahsettiği askerin adı Ali Çavuş’tur. Kendi bölüğünün nüfusu 81’den 16’ya düşmüştür. Anılarda bahsedilen savaşa dair bu sözlere dayanarak Mehmet Şevki’nin şoka girdiğini söyleyebiliriz. Özellikle “kesik baş bile korku vermiyor, yan yana yatıyoruz…” sözlerinin altını çizmek gerekir. Çarpışma esnasında mücadeleyi bırakmak zorunda kalıp kısa süreli bir şoka girdiğini ifade edebiliriz. Mehmet Şevki’nin anılarının devamında ciddi bir psikolojik hastalık belirtisi seçilemiyor. Fakat bu semptomlar, bomba şoku için örnek teşkil edebilir. 

Bir başka örnek de 30 Eylül’deki çarpışmalardan verilebilir. 61. Alay 3. Tabur 2. Bölük’e mensup Karaman’dan 28 yaşındaki Osman oğlu Osman’ın tek başına Rusya’ya esir düştüğü, ATASE arşiv belgelerinden görülebilmektedir. Bölüğündeki askerlerin çoğunun zayi olduğunu söyleyen Osman oğlu Osman’ın geceye kadar Cevattepe’nin (Galiçya’da önemli bir hakim tepe) etrafındaki ormanlık alanda saklandığı düşünülebilir çünkü söylediğine göre etrafı çok karanlıktır. Toker’in ifade ettiğine göre, Cevattepe, 22:00 olmadan geri alınmıştı. Burada gerçekleşen gürültüyü duymaması ve birliğine dönmemesi mümkün değildir. Belki de o günün yarattığı psikolojik baskıyı kaldıramayıp sessizce saklanmayı seçmiş olabilir. Başka bir ihtimal olarak yaralı olduğu akla gelebilir fakat Osman, sağlam bir şekilde esir düştüğünü aktarmıştır. Olaya devam edecek olursak, Osman oğlu Osman, birdenbire karşısında 10 kadar Rus askerinin belirdiğini ve onu süngülemek için yanına geldiklerini ifade eder. Söz konusu Rus askerlerinden biri “Türk Müsün?” diye sormuştur. Bu askerin Tatar olduğunu ve hep Türkçe konuştuğunu dile getiren Osman oğlu Osman, kendisine yöneltilen soruya “Türküm” diye cevap vermiştir. Osman’ın anlatımına göre, Tatar asker, yanında bulunan ve Osman’ı öldürmek isteyen arkadaşlarını engellemiştir. Osman’ın hayatını kurtarmıştır. 1918’de Rusya ile yapılan anlaşmaların ardından esir değişimi yapılmış ve Osman oğlu Osman ülkeye geri dönebilmiştir. Geri dönen askerler Osmanlı subayları tarafından sorgulanmıştır. Osman, bu sorgular sırasında, yaşadığı süreci çok detaylıca anlatmıştır. Özetle, Osman’ın, esir düştüğü an tepenin Osmanlılarca alınmasından çok sonra olduğu için kendi ifadesine dayanarak kaybolduğunu ve şoka girip bir ormanlık alanda saklanmayı tercih ettiğini ifade edebiliriz.

2. Hacı Mehmet Emin Bey ve Mektubunun Analizi

İki örnekten sonra makalenin asıl merkezine gelebiliriz. Mehmet (Hacı) Emin Bey, 1915’ten itibaren Çanakkale’de görev yapmıştır.  Kendisi, Çanakkale’de 25 Nisan 1915 Çarpışması’nda 77. Alay 1. Tabur komutanlığı yapmıştır. Çanakkale Çarpışması’nın ardından Galiçya Cephesi’nde görev almıştır. 4-5 Ekim 1916 muharebesinde 77. Alay 1. Tabur komutanı olarak görevine devam etmiştir. Fakat bu tarihten sonra, ilk olarak kayıtlarda kendisini 57. Alay’da görmekteyiz. Birazdan bahsedilecek olan mektupta Mehmet Emin Bey, iki defa obüs mermisiyle yaralandığını dile getirmiştir. Muhtemelen kendisinin 57. Alay’a transferini sağlayan olay bu yaralanmaların ilkidir. Ekim 1916- Ocak 1917 arasındaki bir tarihte 57. Alay Komutanı olan Mehmet Emin Bey, 8 Ocak 1917’de dört obüs mermisinin yakınına isabet ettiği 57. Alay Komutanlığı mahalinde yaralanmıştır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na ait bir hastanede tedavi gördüğü zaman yazdığı mektupta Emin Bey, tarih olarak 22 Ocak 1917’yi vermiştir. 28 Ocak 1917’de alayının başına dönmüş ve mücadeleye devam etmiştir. Ocak 1917’den sonra Galiçya Cephesi sakin bir sürece girmiştir. Ancak, Haziran 1917’den itibaren Almanya’nın taarruz planı başlayınca cephe hareketlenecektir. Fakat, bu tarihte Osmanlı askerleri ülkeye geri gönderilmiştir. Bu duruma paralel olarak Emin Bey, 23 Haziran 1917’de Galiçya’dan dönmüştür. Filistin’e gitmek için 26 Temmuz 1917’de İstanbul’dan hareket etmiştir. Halep’e bu tarihte gelmiştir. Bu transfer noktasında, Yıldırım Ordular Grubu’na bağlanmıştır. Emin Bey’e dair son kayıt ise, 10 Mart 1918’de 22. Kolordu tarafından 19. Tümen hakimiyeti altına alınmış olmasıdır çünkü 57. Alay bu tümene bağlıydı. Dolayısıyla Emin Bey, 22. Kolordu’nun emrine girmiştir. Bu kolordunun cephe kapanana kadar sahada kaldığı ve en son İngilizler’e esir olduğu bilinmektedir. Hakkında detaylı bir kayıt bulunmayan Emin Bey’in muhtemelen İngilizler’e esir düştüğünü söyleyebilmekteyiz. Başka bir ihtimal olarak, Halep’e gittiğini düşünebiliriz. Bunun nedeni ise kendisinin muhtemelen Halepli olmasıdır. 

Emin Bey, Halep’te bulunan Rıfaîzade Şeyhi Rıza Efendi’ye mektup yazmıştır. Emin Bey’in de Rifaîyye Tarikatı’na mensup olduğunu dile getirebiliriz. 22 Ocak’ta tarikat şeyhine yazdığı mektupta, Emin Bey’in yaşadığı ruhsal durumu takip edebiliyoruz. Bu takip bize cephedeki askerlerin hislerine dair izlenimler sunabilmektedir. 

Emin Bey’in mektubunu iki bölüme ayırabiliriz. İlk bölümde Emin Bey: 

Galiçya’nın karlarla örtülmüş toprağı, bulutlarla kapanmış seması altında [seni] düşünmekten yine vazgeçemiyorum. Bilmem ki sana kalbim niçin bu kadar meyletmiştir. Âdetâ kendi kendime kıskanıyorum. Biliyorum, eminim ki, ben seni düşündüğüm kadar sen de beni düşünüyor ve çok zaman ismimi yad etmekten birçok yerlerde geri kalmıyorsun. Bunu bana hayatım haber veriyor. Evet, cidden seni severim. Severim demek fazladır. Öyle değil. Zaten sen bunu biliyorsun. Benim meşguliyetim senin meşguliyetin yek diğerimizde muntazaman muhabereye bir mani teşkil ediyor fakat kalplerimiz bu vazifeyi daima ifa ediyor; kağıt ve kaleme ne hacet! Muhabere bir merasimden ibarettir. Halbuki bizim kalplerimiz bila merasim ve külfet birbiriyle daima muhabbetle görüşüyor. Bundan büyük bahtiyarlık olur mu? İşte ben de bu bahtiyarlığın kalbime bahşettiği gurur-ı feyzâ feyz ile size şu ufacık hasbihalimi uçuruyorum. Bu kırtasparenin üzerinde göreceğiniz benim gayr-i muntazam perişan kelimeler benim hassas ruhumun sizin samimiyetinize karşı mecbul olduğu mana-yı ihtiramıdır. Oku! Okudukça beni düşün hiç olmazsa senin zihninde birkaç dakikalık asude bir hayat geçireyim;…

Mektubun ilk bölümünde Emin Bey, ruhsal bir çıkmazdadır. Yaşadığı cephe hayatının yoruculuğundan dem vurmaktadır. Her askerde olduğu gibi bir ölüm korkusu da mevcut olduğu gözlemlenmektedir. Emin Bey bu korkuyu yenmek için ve cephenin yarattığı bunaltıcı ortamdan kurtulmak için mensubu olduğu tarikatın şeyhine sığınmaktadır. Bunun da sebebi, Ergun Öztürk’ün de belirttiği gibi, şeyhe duyulan bağlılık Allah’a duyulan aidiyettendir. Tarikat şeyhi, yol gösteren ve yaradanın sevgisine rehberlik edendir.

Mektubun ilk bölümünde ruhunun hassaslaştığını belirten Mehmet Emin Bey, şeyhinden kendisini düşünmesini istemektedir. Bu şekilde cephenin yarattığı kasvetli ortamı dağıtabileceğine inanmaktadır. Mektubun ikinci bölümüne geçmeden şunu diyebiliriz ki Emin Bey, özellikle dinî yönden güçlü bir askerdir. Ölüm korkusuna karşı mümkün olduğu sürece dayanmaya çalışmıştır. Bunu yaparken de öncelikle ait olduğu tarikata ve tarikatın şeyhine sığınmıştır. 

Mehmet Emin Bey, mektubun ikinci bölümünde ise cephenin kötü atmosferine karşılık zihninde ve yüreğinde hissettiği vatan ve askerlik kavramlarına sığınmıştır: 

…zira bulunduğum muhit pek gulguleli. Ruhumu eziyor. Usanmadım ama yoruldum. İşte yine melun bir obüs mermisi Galiçya’da ikinci defa olarak beni ziyaret etti. Fakat bu defa beş altı yerimden yara açtı. Hayır! Hayır! Onlar yara değildir. Damarlarımı tıkayan, beni boğmak isteyen hûn-ı intikamın birer fethiyye-i sebîli… Hissimi (cismimi?) tazip eden ruhumu sıkan beni kahr ile öldürmek [silinmiş bir kelime] işte vücudumu yakıp kavuran ateş kin ve intikamın birer birer lehib-i duzah kuşanmıştır (kuşamıdır?) [?] yigirmi günden beridir hastahanedeyim. Yaralarımın ekserisi hafif yalnız başımdaki yara biraz ağırca idi. Çok şükür düşmanla hesaplaşmak için yaşayacak daha günlerim varmış. İyi oldum. Birkaç güne kadar yine alayımın başına gidiyorum…

Sondan başlayabiliriz. Emin Bey, Galiçya’daki 57. Alay’ın komutanıydı. Cephe’den Osmanlı askerleri çekilene kadar görev yapmıştır. Askerlik kavramının hak ettiği değeri bilen bir insan olduğunu söyleyebiliriz. Alayın bünyesindeki askerlere son derece bağlıdır. İyileşip cepheye tekrar gidebilecek olmasının mutluluğunu yaşamaktadır. 

Sigmund Freud, askerlerin dağılmasını lider figürünün güven vermemesine bağlar. Ayrıca, savaş sonuna doğru Alman subaylar, erlere kötü davranıyordu. Bu durum askerlerin ruhsal bir çöküntüye girmesine davetiye çıkarmaktaydı. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki, Emin Bey, emri altındaki birliğe son derece bağlı kalmıştır. İki defa yaralanmıştır fakat hep alayının başına geri dönmüştür. Ayrıca, Galiçya’da birçok farklı noktada özel görevlere çıkan Emin Bey, emrindeki askerlere öz evladı gibi davranmaktaydı. Onların güvenini kazanmıştır. 57. Alay’ın Çanakkale Çarpışmaları’ndan sonra Galiçya’da da aynı başarıyı göstermesinde Emin Bey gibi görev bilinci yüksek askerlerin emeği çok olmuştur. 

Mektubun ikinci bölümünün girişine baktığımızda Emin Bey’in ciddi bir şekilde top atışlarının yıkıcılığından etkilendiği görülmektedir. Emin Bey, gülle şokuna uğramıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda siperlere sıkışan askerler, top atışları altında beklemek zorundaydı. Ayrıca, Doktor Henry Head’in de belirttiği gibi, askerlerin beklemekten ve topun kendilerine isabet etmemelerini dilemekten başka çareleri yoktur. Bu durumlar, askerlerin psikolojik olarak yıpranmasına neden olmuştur. Gülle şoku, bu şekilde belirtilerini göstermeye başlıyordu. Emin Bey gibi komutanlara gülle şokuna karşılık önemli görevler düşüyordu. Hastalık belirtileri ortaya çıkmadan önce, askerlere moral verilmeliydi. Emin Bey’in, Galiçya’da özellikle müstahkem mevkileri alma konusunda başarılı olduğunu ve emrindeki askerleri motive edebildiğini bilmekteyiz. Ancak, psikolojik olarak güçlü olsa bile Emin Bey’in de zayıf düştüğünü ve cephedeki atmosferden bıktığını söyleyebiliriz. Tüm olumsuzluklara rağmen, cephede savaşmaya devam edebilmiştir. Bunu yaparken mektupta da görüldüğü gibi, ilahî bir güce, vatan sevgisine ve askerlik duygusuna bağlı kalmıştır.

SONUÇ

Birinci Dünya Savaşı, çarpışmalara dair birçok değişikliği beraberinde getirmiştir. Bu savaşta, siper çarpışmaları öne çıkmıştır. Taraflar, askerleri siperden çıkarmak için caydırıcı bir güç olarak top atışlarını etkin biçimde kullanmak istemiştir. Böylece, askerlerin ölüm korkusu artmıştır. Normal sayılabilecek ölüm korkusuna çaresizlik de eklenmiştir. Siperlere sıkışan bazı insanlarda, bomba şoku görülmeye başlanmıştır. Bu şokun birçok belirtisi mevcuttu. Birinci Dünya Savaşı’na katılan askerlerin büyük bir çoğunluğunun bomba şoku yaşadığı düşünülmektedir. Çalışmanın öznesi olan Mehmet Emin Bey’de de bomba şokunun belirtilerinin olduğunu söylemek gerekir. Ancak, Mehmet Emin Bey, bu korkuyla yaşamayı din ve vatan kavramlarına sığınarak öğrenmiştir. Bu çalışmada, Galiçya Cephesi’nde kalarak Mehmet Emin Bey’in daha önce yayımlanmamış bir mektubunu bazı çıkarımlar eşliğinde paylaşmaya çalıştım.

KAYNAKÇA

ATASE (Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Dairesi Başkanlığı) (23 Nisan 1918). BDH, Kl. 348, D. 1391, F. 1-20.  

Freud, Sigmund (1994), Toplum Psikolojisi (Çev. K. Saydam). İstanbul, Düşünen Adam Yayıncılık.

Görgülü, İsmet (2014). On Yıllık Harbin Kadrosu (1912-1922). 2. Baskı, Ankara, Türk Tarih Kurumu.

Howorth, Peter (2000). “The Treatment Of Shell-Shock”, Psychiatric Bulletin. Vol. 24, pp. 225-227.

https://www.altayli.net/birinci-dunya-savasi-galicya-cephesi-2.html, 30 Mart 2020.

http://www.canakkalemuzesi.com, 30 Mart 2020.

Kokurcan, Ahmet. “Travma Kavramının Psikiyatri Tarihindeki Seyri”, Kriz. Sayı 20, ss. 19-24.

Köhne, Julia Barbara (2017). “Screening Silent Resistence: Male Hysteria In First World War Medical Cinematography”, Psychological Trauma And The Legacies Of The First World War, Ed. Jason Crouthammel and Peter Leese, Switzerland, pp. 49-79.

Le Bon, Gustavo (1916). The Psychology Of The Great War (Trans. E. Andrews). New York/ United States, The Macmillan Company.

Özen, Yener (2019). “Psikolojik Travmanın İnsanlık Kadar Eski Tarihi”, The Journal Of Social Science, Yıl 3, Cilt 3, Sayı 5, ss. 362-375. 

Öztürk, Ergun (2018).  “Ahmed Er-Rifâî’nin ‘El-Burhânü’l Müeyyed’ Adlı Eserinde Tevhid Anlayışı”. Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 46, ss. 233-256.

Shephard, Ben (2006). Sinir Savaşı (Çev. D. Şendil ve E. Barın Egrik). İstanbul, Literatür Yayınları.

Tahralı, Mustafa. “Rifaîyye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. Ankara, Türk Diyanet Vakfı Yayınları, Cilt 35, ss. 100-101.

Toker, Hülya (2016). Birinci Dünya Savaşı’nda Galiçya Cephesi: 15. Kolordunun Harekâtı. Ankara, Genelkurmay Personel Başkanlığı Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Daire Başkanlığı Yayınları.

Vecihi (16 Şubat 1922). “15nci Kolordumuz Galiçya’da Zlota Lipa Kenarında Bir Sene-55”, Tevhid-i Efkar. Sayı 3276, s. 3.

Yazman, Şevki (2007). Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer? (Haz. K. Şarman), İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Yıldız, Abdullah ve Alper Bulut (2017), Savaşın, Kültürün Önemli Bir Unsuru Olan Sağlık Etkileşimi Bağlamında Bir Bozukluk ve Bir İlaç: Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Amfetaminler”, Uluslararası Savaş ve Kültür Sempozyumu, Amasya, Amasya Üniversitesi, s. 411-412. 

EKLER-1 (Mehmet Hacı Emin Bey’in Mektubu)

EKLER-2 (Mehmet Hacı Emin Bey’in Mektubunun Transkripsiyonu)

332/11/9 Hüve

Huzûra

Benim sevgili Rızacığım;

Galiçya’nın karlarla örtülmüş toprağı, bulutlarla kapanmış seması altında [seni] düşünmekten yine vazgeçemiyorum. Bilmem ki sana kalbim niçin bu kadar meyletmiştir. Âdetâ kendi kendime kıskanıyorum. Biliyorum, eminim ki, ben seni düşündüğüm kadar sen de beni düşünüyor ve çok zaman ismimi yad etmekten birçok yerlerde geri kalmıyorsun. Bunu bana hayatım haber veriyor. Evet, cidden seni severim. Severim demek fazladır. Öyle değil. Zaten sen bunu biliyorsun. Benim meşguliyetim senin meşguliyetin yek diğerimizde muntazaman muhabereye bir mani teşkil ediyor fakat kalplerimiz bu vazifeyi daima ifa ediyor; kağıt ve kaleme ne hacet! Muhabere bir merasimden ibarettir. Halbuki bizim kalplerimiz bila merasim ve külfet birbiriyle daima muhabbetle görüşüyor. Bundan büyük bahtiyarlık olur mu? İşte ben de bu bahtiyarlığın kalbime bahşettiği gurur-ı feyzâ feyz  ile size şu ufacık hasbihalimi uçuruyorum. Bu kırtasparenin üzerinde göreceğiniz benim gayr-i muntazam perişan kelimeler benim hassas ruhumun sizin samimiyetinize karşı mecbul olduğu mana-yı ihtiramıdır. Oku! Okudukça beni düşün hiç olmazsa senin zihninde birkaç dakikalık asude bir hayat geçireyim; zira bulunduğum muhit pek gulguleli. Ruhumu eziyor. Usanmadım ama yoruldum. İşte yine melun bir obüs mermisi Galiçya’da ikinci defa olarak beni ziyaret etti. Fakat bu defa beş altı yerimden yara açtı. Hayır! Hayır! Onlar yara değildir. Damarlarımı tıkayan, beni boğmak isteyen hûn-ı intikamın birer fethiyye-i sebîli… Hissimi (cismimi?) tazip eden ruhumu sıkan beni kahr ile öldürmek [silinmiş bir kelime] işte vücudumu yakıp kavuran ateş kin ve intikamın birer birer lehib-i duzah kuşanmıştır (kuşamıdır?) [?] yigirmi günden beridir hastahanedeyim. Yaralarımın ekserisi hafif yalnız başımdaki yara biraz ağırca idi. Çok şükür düşmanla hesaplaşmak için yaşayacak daha günlerim varmış. İyi oldum. Birkaç güne kadar yine alayımın başına gidiyorum. Size burada aldırdığım resimlerden birkaç adedini bera-yı hatıra takdim ediyorum. Kalbimdeki samimi meşk-i hâr temenniyatını arz-ı vesile olan mektubumu kemal-i iştiyakla gözlerinizden öperek takdime mütecasir olunur efendim.

Umum ihvana arz-ı ihtiram olunur.

Binbaşı 57. Alay Kumandanı Hacı Emin

Meclis-i İdare-i Vilayet kâtib-i sânîsi biraderim Edhem Beye yazdığım mektupların cevabını alamıyorum. Kendisinin nerede bulunduğunun işarına inayet buyurulmasını rica ediyorum.

K. u. K. Feldspital Nr. 509.

Haleb

Halep’te Rıfaizade Şeyhi Rıza Efendi’ye takdim

TURKEİ ALEP

Hükümet-i Askeriye Sansür Heyeti K.u. K.

Telepostamt

[Hilal ve yıldızlı bir mühür var ama yıldız içi okunamıyor]         23.01.17.

57. Alay Kumandanı Binbaşı Hacı Emin Tarafından

Hadijog alapjan fölbontatott. Atatürk Kitaplığı

48338, Müteferrik Evrak