Değişim Yıllarından Bir Hatıranın Analizi: Temeşvarlı Osman Ağa’nın Yaşam Serüveni (1670-1725)


Temeşvarlı Osman Ağa 1670’de Romanya’nın batısındaki Temeşvarda dünyaya geldi. 1688’de genç bir odabaşı iken Avusturya’ya esir düştü. Çoğu esir yıllarını Viyana’da geçirdi. Kaçmayı denedi. Karlofça Anlaşması’ndan sonra ise memleketine dönebildi. Bu sırada anlaşma öncesinde sınır görüşmelerinde de yer aldı. 1716-1717’de Temeşvar ve Belgrad düştü. Bu sırada şehirdeki büyük bir patlamada ailesinden birçok kişi öldü. Bu yılların ardından İstanbul’a taşındı. Ailesini ve varlığının büyük kısmını kaybetmişti. 1724’de kitap çıkardı. 1725’de öldüğü zannedilmektedir. Bu çalışmada Temeşvarlı Osman Ağa’nın yaşadıklarını yazdığı hatıra kitabına dayanarak ele alacağım. Ayrıca 17. Yüzyılın sonuna dair bir analiz yapmayı planladım. 

Temeşvarlı Osman Ağa’nın babası bir askerdi. 1677’de annesi ve babası hayatını kaybetti. Osman Ağa büyük bir mirasa sahipti. İyi bir eğitim aldı. Binicilik ve cenk sanatlarında ustaydı. Ancak 1683’deki Viyana Kuşatması’ndan sonra tüm hayatının alt üst olduğunu söylemektedir. Anılarından anlaşılacağı üzere Osman Ağa, bu kuşatmaya karşıydı. Belki de tüm çarpışmalar kaybedildiği için bu şekilde konuşuyordu. Böylesine büyük bir harekatın başarıya ulaşmamasından dolayı kızgın ve üzgün de olduğunu söyleyebiliriz.  

1688’de Temeşvar’da Koca Cafer Ağa ona odabaşılık görevini verdi. Sonrasında bir günü ona bir emir verdi. Buna göre, bir kalenin askerlerine maaş ödemesi yapılması gerekiyordu. Osman Ağa ve adamları Lipova’ya gidecekti ve buradaki birliğe altınları teslim edeceklerdi. Osman Ağa bu görevin tehlikeli olacağını bildiği için 10 saatlik bir gece sürüşü sonrasında Lipova’ya ulaştı ve teslim etti. İşi bittikten sonra birkaç gün dinlenmek ve kiraz yemek için 80 kadar süvarisiyle burada kalmıştır. Lipova halkının çok fazla kalmaları için ısrar ettiğini söylemektedir. Osman Ağa’ya göre, bu ısrarın sebebi düşman askerlerinin kaleye saldıracak olmasıydı. Lipova halkına göre, eğer Osman Ağa ve askerleri kalede kalırsa daha çok savunma güçleri artardı. Çünkü kalede çok fazla asker yoktu. Avusturya İmparatorluğu’nun şiddetli saldırıları sonucunda Lipova neredeyse tamamen yıkılmıştır. Birçok insan hayatını kaybetmiştir. Osman Ağa ve diğer esirler çıplak bir şekilde teslim alınıyor. Osman Ağa’nın anlattığına göre, onun efendisi olan Avusturya’lı Fischer adlı bir komutan fidye karşılığında Osman Ağa’yı serbest bırakacağını söylemiştir. Fidye’yi bulmak üzere Temeşvar’a gitmesine izin vermiştir. Osman Ağa, fidyeyi bulmuştur ancak dönüş yolunda haydutlar tarafından soyulur. Tekrar esir edilmiştir. Ancak bu haydut çetesinin elinden kurtulmuştur. İki haftada dönmesi gereken Osman Ağa, bu haydut çetesi yüzünden çok geç bir sürede efendisine fidyeyi teslim etmiştir. Efendisi de onu Siska Kalesi’ne hapsetmiştir. Bu kalenin ahşap, tek kapısı olan bir keşiş kalesi olduğunu Osman Ağa belirtmiştir. Esirlerin kaldığı odanın kapısı ise üsttedir. Esirler sırt üstü bir şekilde samanlara yatırılıyordu ve ellerinden ve ayaklarından her gece bağlanıyorlardı. Osman Ağa, özellikle geceleri hareket edemedikleri için soğuk da olduğunda çok acı çektiğini belirtmiştir. 

Bir süre sonra Fİscher adlı sahibi, Osman Ağa’yı çeşitli işlerde kullanmıştır. Ancak bazı günlerde öldüresiye dövüldüğünü söylemiştir. Örneğin, Ahmet adlı başka bir esirle tanışan Osman Ağa, bu arkadaşına Temeşvar’a dönmek istediğini söylemiştir. Bu istek Fischer’ın kulağına gidince, Osman Ağa, Fischer ve arkadaşları tarafından bir odaya kapatılıp saatlerce dövülmüştür. Bir süre sonra Fischer, Viyana’ya gitmeye ve orada çalışmaya karar verdiğini belirtmiştir. Osman Ağa ise kendisine yardım etmek isteyen bir aile vasıtasıyla kaçmayı planlamıştır. Bu ailenin asıl amacı ise Osman Ağa’yı Venedik ticaret gemilerine satmaktı. Osman Ağa, bu durumu çok geçmeden anlayacaktı. Fischer, Viyana’ya gitmeden önce eğer Osman’ı bulması durumunda kale komutanına hibe ettiğini söylemiştir. Kale komutanı bu sebeple Osman Ağa’yı canla başla tüm kalede ve çevre köylerde aramaktaydı. Bulmuştur Osman Ağa’yı. Bu komutan Osman Ağa’yı İvaniç Kalesi’ndeki zindana atmıştır.  

Sonrasında çok geçmeden Osman Ağa, Vİyana’daki başka bir aileye satılmıştır. Bu aile Kapfenberg’de (Osmanlılar’ın Alamandağı dediği yer) yaşamaktaydı. Kapfenberg, Osmanlılar için bu yıllarda oldukça kötü bir hatıraya sahipti. Buradaki çarpışmalarda Osmanlı askerleri çok zor şartlar altında can vermiştir. Tepeyi tutan İttifak güçlerine direnememişlerdir. İşte bu güzel ve yüksek yerdeki malikanede Avusturyalı sahipleriyle yaşamaktaydı Osman Ağa. Burada küçük bir odada genç bir oğlan ile kaldığını söylemektedir. Osman Ağa, bu oğlanın geceleri çıplak uyuduğunu dile getirmiştir. Aynı yatakta uyumak zorunda oldukları için rahatsız olduğunu ifade etmiştir. Bir süre sonra aile içindeki konumu iyileşinceye kadar bu oğlanla uyumaya devam etmiştir. Malikane’nin sahibi bir savaş sonucunda hayatını kaybetmiştir. Osman Ağa, bu adamın eşi ve evdeki ahali ile kalmaya devam etmiştir. Hanımefendi, Osman’ın çalışmasından memnun olduğu için gitmesine izin vermemiştir. Ayrıca anlattığına göre, gitmesini istemeyen başka biri daha vardır. Margarita adlı bir kız. Osman’a aşık olduğunu ve onunla yaşamak istediğini söylemiştir. Her gece Osman Ağa’nın odasına gittiğini Osman Ağa söylemektedir.  

Temeşvar’a Dönmeden Önce 

Ancak Osman Ağa, memleketine dönmeye karar vermiştir. Sahibesi onu Viyana’ya başka bir aileye göndermiştir. Bu ailenin sahibi Avusturyalı bir generaldir. Bu generalin bir de Rac adlı Sırp hizmetçisi daha vardır. Generalin eşi Osman Ağa’nın hıristiyan olmasını istemiştir. Osman Ağa’ya göre bu durum oldukça ağır bir durumdu. Temeşvar’a dönme isteği her geçen gün artıyordu. Generalin eşi, Osman Ağa’nın gelişmesi için şekerciliği öğrenmesini sağlamıştı. Eğer hıristiyanlığı da kabul ederse Avusturya’da yüksek mevkilere gelebilirdi.  

17.yy.ın sonunda Avrupa’da birçok esirin olduğunu görmekteyiz. Bu insanların büyük bir kısmı çok zorlu dönemden geçiyordu. Ancak kalifiye eleman olabilirse huzura erebilirlerdi. Osman Ağa’nın bu noktada şansının yaver gittiğini söyleyebiliriz. Nemçe dilini öğrenmişti. Binicilikte ve At bakımında ustaydı. Şekerciliği öğrenmişti. Elinden her iş geliyordu. Bu sayede Avrupa’da uzun süre hayatta kalabilmişti. İlginçtir ki, Osman Ağa’nın arkadaşları farklı uluslardandı. Sırp, Hırvat, Avusturyalı, İtalyan… Osman Ağa Viyana’da kaldığı süre boyunca bazı zamanlarda dilediği gibi gece, gündüz dışarı çıkıp arkadaşlarıyla vakit geçirebilmişti.  

Osman Ağa, 1699’daki Karlofça Anlaşması’ndan da söz etmektedir. Bu sırada Vİyana’da bulunmaktaydı ve şehirde büyük bir coşkunun olduğunu ifade etmiştir. Osman Ağa, Vİyana’da yine kendi gibi esir olan Rumeli Sipahileri’nden İstranca Sancağı’ndan Muhammet Sipahi ile anlaşmıştı. Artık kaçmayı net bir şekilde planlamak istiyordu. Karlofça Anlaşması’ndan sonra burada kalmak hiç istemiyordu. Muhammet Sipahi, Osman Ağa gibi tahsilli bir askerdi. Osman Ağa, Muhammet Sipahi ve onun ailesi ve bir kadın, Venedik tüccar gemisine binip kaçacaktı. Bir süre sonra Petra adlı bir Sırp yardım teklif etmişti. Petra, Karlofça köyüne gidecek ve Tuna Nehri’ni geçecek ve bir küçük kayık bulacaktı. Petra’nın yardımıyla kıyıya çıkmışlar. Yolda tekrar bir haydut çetesine esir düşseler de kurtuluyorlar. Tüm uzun uğraşlar sonucunda Belgrad’a gelmeyi başarmışlardır. Arkadaşı Muhammet Sipahi ile vedalaşmıştır. Bu adam kendi memleketine gitmiştir. Osman Ağa, Belgrad Paşa’sına çıkmıştır. Temeşvar’a gitmek için izin istemiştir. Belgrad Paşası onaylamıştır.  

Osman Ağa artık memleketi Temeşvar’dadır. Ancak döndüğünde büyük kardeşi Bektaş Ağa merhum olmuştur. Küçük kardeşi Süleyman Ağa ise (Yeniçeri Ocağı’nda Haseki) Senta Savaşı’nda şehit olmuştur. Temeşvar Valisi Sarı Ahmet Paşa, Osman Ağa’ya eski görevi olan Odabaşılık mertebesini iade etmiştir. Onun, Nemçe dilini konuşabildiğini öğrendiğinde ise mertebesini daha da yükseltmiştir. Devlet-i Aliyye tarafından Divan Tercümanlığı kendisine verilmişti. Karlofça Anlaşması için 8 ay süre kadar sınır tespit çalışmalarıyla Osmanlılar’daki görevine devam etmiştir. 17 sene Temeşvar (şimdiki Timişoara), Erdel, Arad ve Segedin’de görev yaptı. Osman Ağa’nın söylediğine göre, bir gün bile hiçbir yetkiliden kötü söz, azar ya da dayak görmemişti ve duymamıştı. 

Belgrad’ın düşmesiyle birlikte ve öncesinde çıkan yangınlar sonucunda ailesinin üyelerini ve mallarını kaybetti. İstanbul’a göç etmiştir. Burada 1724 yılında anılarını içerdiği bu kitabı kaleme almıştır. Anılarının son bölümünde şöyle demektedir: “…bu dünyanın vefasız olduğunu, hiç kimseye kalmadığını, birçok insan gibi bir kez daha yaşayarak öğrendim. Ama üzülmüyorum, çünkü ben kimdim ki? Geçmişte yaşamış, tarih kitaplarında yazılı koca koca hükümdarların bile ne adları ne de izleri kalmıştı şimdi…” 

Sonuç Yerine 

Osman Ağa’nın günlüğü oldukça zengin içeriği ile göz kamaştırmaktadır. Çok akıcı bir tarz ile yazılmıştır. Hiçbir anı kitabının yüzde yüz gerçeklikle örtüşmesini bekleyemeyiz. Adı üzerinde bir hatıradır. Osman Ağa, olayları kendi penceresinden ele almıştır. Yapılması gereken çapraz okumalarla olaylara daha çok pencere açabilmek ve dönemin bir resmini çekebilmektir. Ancak Temeşvarlı Osman Ağa’nın penceresinin önünde birçok rengarenk çiçekler vardır. Birçok konuda detaylıca bilgileri sıralamaktadır. Bu bilgilere kısaca değinmek gerekmektedir. 

Günümüzde yanlış bir algı bulunmaktadır. Örneğin, Osmanlılar, Avusturyalılar ile savaşa girdiğinde katı iki grup oluştuğu kabul edilirdi. Tüm Osmanlı toplumu ile Avusturya toplumu tamamen düşmandı! Ancak Osman Ağa ile görüyoruz ki durum böyle değildi. Osman Ağa’nın birçok farklı ulustan arkadaşı vardı. 17. Yüzyılın sonunda Avrupa’da birçok noktada Müslüman ve Türk esirler moda olmuştu. Birçok farklı görevlerde bulunabiliyorlardı. Avrupa içinde nüfus hareketinin yüksek olduğunu düşünebiliriz. Ayrıca, Osmanlı askerlerinin 1683 sonrası dönemdeki 20 yıllık periyotta çok acılar çektiğini bir kez daha görmekteyiz. Birçok asker, eşya, mühimmat vesaire bırakılmıştı.  

Başka bir mühim nokta da Osman Ağa sayesinde görüyoruz ki, Avrupa’da kalifiye eleman sayısı çoktu. Çünkü herkesin işinde en iyisini yapmaya çalıştığını anlıyoruz. Yüksek makamlardaki kimseler, esirlerinin bile birçok konuda mahir olmasını istiyordu. Aslında Osmanlılar’ın asıl Avrupa’nın gerisinde kaldığı nokta buydu. Kalifiye çalışan yetiştirecek sınıfın oluşmaması. Bu sebeple savaşlar kaybedilmişti. Bu sebeple tarımda, ticarette, siyasette ve diplomaside geri kalınmıştı sonraki yüzyıllarda.  

Kaynakça 

Temeşvarlı Osman Ağa, Bir Osmanlı Askerinin Sıradışı Anıları (1688-1700), Günümüz Türkçesi’ne Çev. Orhan Sakin, İstanbul: Ekim Yayınları, 2009. 

Foto 1: 17.yy.da Temeşvar Eyaleti (Kaynak: Wikipedia).

Foto 2: Günümüzde Lipova Kalesi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.