Keçecizade İzzet Fuat Paşa İle 93 Harbi’ni Yeniden Düşünmek (Tuna Cephesi)


GİRİŞ

19. Yüzyıl Osmanlı Devleti açısından birçok değişimin yaşandığı bir yüzyıl olmuştur. Bu yüzyılda birçok savaş başta olmak üzere birçok ekonomik ve siyasi sorun baş göstermiştir. Aynı zamanda ordu açısından da kapsamlı değişiklikler görülmüştür. Yeniçeri ocağının yıkılmasına ve yerine yeni tip modern ordu formlarına şahitlik edebiliyoruz. Ayrıca kullanılan silah ve teçhizat konusunda da daha kapsamlı ve sonuca direkt etki eden savaş araç ve gereçlerinin öldürme gücünü arttırdığını söyleyebiliriz. Ve son olarak bu yüzyılda ordu komuta etme ve eğitimli personel yetiştirme konusunda devrim yaşanmıştır. Matbaanın gelişimi ile birlikte bilginin dolaşımı artmıştır. Özellikle askeri bilginin daha hızlı yayıldığını söyleyebiliriz. 

Bu çalışmada, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşının Balkanlar’da gerçekleşen kısmı ele alınmaya çalışılacaktır. Ardından savaşın neden kaybedildiğine dair dönemin askeriyesinden bazı görüşlere yer verilecektir. Ve son olarak ise, savaşın kaybedilmesine ilişkin bazı tespitlerde bulunulacaktır. Çalışmanın kapsamı askeri bir çerçevede ilerleyecektir. Bazı durumlarda Birinci Dünya Savaşı’na kadar olan süreç karşılaştırmalı olarak dile getirilecektir.

19.yüzyılda, Osmanlı Devleti yönetimi altındaki birçok halkın müstakil bir devlet olmasına razı olmuştur. Özellikle 1855 Kırım Savaşı’nın sonrasında birçok halk Osmanlılar’ın üzerine gitmeye devam etmiştir. Yapılan ıslahat çalışmaları, modernleşme hareketleri ve ekonomik refaha ermek için atılan adımlar her zaman ordunun gücüyle doğru orantılıdır. 19. Yüzyılın üçüncü çeyreğinde Osmanlı ordusundaki modernleşme etkileri görülmeye biraz olsun başlanmıştı ancak Avrupa devletlerinin yaklaşık olarak yüz yıl gerisindeydi. Özellikle konumuz özelinde kalacak olursak Balkanlar’da sürekli çarpışma durumu vardı. Bunun başlıca sebebi Rusya’nın güttüğü Panslavizm politikasıydı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan (93 Harbi) bir yıl önce Osmanlı Devleti, Sırbistan ile savaşma  zorunda kalmıştı. Rusya’nın, saldırmak için doğru  zamanı bekliyor olduğunu söyleyebiliriz. 1877 yılında istenilen fırsat gelmişti. Rusya, Osmanlı Devleti’ne 24 Nisan’da savaş açtı[1] . Çünkü Osmanlı Devleti, ağır şartları olan Londra Protokolü’nü reddetmişti. 

1. BÖLÜM: GENEL HATLARIYLA 1877-1878 OSMANLI-RUS SAVAŞI (Tuna Cephesi)

Rusya ile Tuna ve Kafkas Cephesi’nde çarpışıldı. Osmanlılar savunma savaşı yaptı. Rusya yaklaşık bir yılın sonunda Yeşilköy’e kadar girebilme ihtimali buldu. Rusya, savaş boyunca Romanya’dan, Bulgaristan’dan ve Sırbistan’dan yardım aldı.

Osmanlı Ordusu, Tuna’da üç ana orduya bölünmüştü. Ahmet Eyüp Paşa ile Doğu Tuna Ordusu; Osman Nuri Paşa ile Batı Tuna Ordusu ve son olarak bu iki ordu arasında Balkan Ordusu’nun başında ise Süleyman Hüsnü Paşa vardı. Bölgedeki Rus başkomutansa Nikolayeviç’ti. Ancak sahada general olarak Iosip Gurko vardı. 

Rus askerleri 21 Haziran 1877’de deniz araçları ile birlikte Tuna Nehri’ni geçti. Osmanlı Devleti, Rusya’ya Tuna Nehrini geçerken herhangi bir zorluk çıkaramamıştı. Tuna Nehri son büyük doğal savunma noktasıydı. Ziştovi’ye bağlamak için Rusya bir köprü kurdu. Tuna Nehri’ne en yakın yerler olan Niğbolu ve Ziştovi 17 Haziran’da düştü. Türk kamuoyu bu iki noktanın kaybedilmesinden dolayı derin bir üzüntü duymuştu. Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı. 18 Temmuz tarihinde Mehmet Ali Paşa göreve geldi. Bu tarihlerde Şıpka Geçidi de kaybedildi. Vidin şehrindeki Osmanlı birlikleri yavaş yavaş Plevne’ye doğru ilerlemeye başladı. 

Plevne, Lofça ve Elena’daki Türk grupları direnmeye devam ediyordu. Osmanlılar, Şıpka’yı geri almaya çalışırken Plevne gibi stratejik bir nokta Rus askerleri tarafından çembere alındı. Yaklaşık 5 ay süreyle Osman Nuri Paşa dayandı. Eylül 1877’de ise Plevne’ye ikmal sağlayan Lofça da düşünce Plevne’nin dayanma gücü son derece sınırlandı. 

Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877’de bir yarma harekatı denedi. Başarısız oldu. Osman Paşa teslim oldu. Sadece iki gün sonra ise başkomutan Süleyman Paşa komutasındaki Maçka da kaybedildi. Bu andan itibaren İstanbul yolu daha açık hale gelmiştir.  1878 yılının ilk aylarında yapılan çarpışmalar mühimdi. Osmanlılar Ocak 1878’de çok fazla zayiat vermiştir. Artık İstanbul tehlikeye girdiği için 31 Ocak 1878’de Osmanlı Devleti ateşkes istedi. 3 Mart 1878’de ise Ayestefanos Anlaşması imzalanmıştır[2].

2. BÖLÜM: KEÇECİZADE İZZET FUAT’IN GÖRÜŞLERİ İLE BİRLİKTE 93 HARBİ’Nİ TEKRAR DÜŞÜNMEK

Keçecizade İzzet Fuat, 1855 yılında doğmuştur. Fransız askeri ekolünden gelmektedir. 1876’da Osmanlı-Sırp Savaşı’nda gönüllü olarak görev yapmıştır. 93 Harbi’nde Rumeli’de savaştı. Savaşın ardından sarayda bulundu. Bazı tenkitleri sebebiyle Halep’e sürüldü. Madrid’te elçilikte bir süre görev yaptı. Balkan Savaşları’nda mücadele etti.  İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yaptığı tenkisatta emekliye sevk edildi. Sonrasında İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1928 yılında hayatını kaybetti[3]  . 

İzzet Fuat, 93 Harbi’nde Osmanlı ordusunda kolordu düzeninin olmadığını belirtmiştir. Ruslar da ise vardır. Sağlamlaştırılmış mevkiler veya durdurma tabyaları gerekiyordu. Örnek olarak Ziştovi, Tırnova, Şıpka, Zağra, Seymenli, Edirne, Niğbolu, Orhaniye, Kamarlı, Vakarel, Tatarpazarcığı ve Filibe’de gerekliydi [4]. Gerçekten de bu noktalarda güçlendirilmiş mevkiler bulunmuyordu. Sadece Osman Nuri Paşanın gayretiyle Plevne’de güçlü denilebilecek savunma mevkileri vardı. İzzet Paşa, ikmalin hızlı yapılabilmesi için ulaşım araçlarının ve yolların hazır halde olması gerektiğini söylemektedir [5]. Yollar savaş boyunca Osmanlılar için problem olmuştur. Normal şartlarda 1872 yılında taahhüt ettiği demiryollarının hiçbirine başlamamıştır. Savaşlar buna engel olmuştur. Bütçe bulunamamıştır. Efdal As’ın belirttiğine göre ancak savaştan skora demiryollarına başlandı [6]

İzzet Fuat, “10 Nisan’dan itibaren Haziran ayının sonuna kadar askerler hazırlanmalıydı ama böyle olmadı.” diyor ve ekliyor: “Taarruz için bu gerekliydi.” İzzet Fuat’a göre, sabahtan akşama kadar askerler tatbikatla uğraşmalıydı. Ancak gerçekten bu şekilde olmuyordu. Örneğin, Şumnu’da sadece 1 gün keşif tatbikatı yapıldı. İzzet Fuat’a göre, askerler düşmanla temas etmeyi, gizlenmeyi ve haber almayı bilmiyorlar. Askerler ordugahtan sadece 10 kilometre uzaklaşabiliyorlar. Ayrıca, daha sefer başlamadan önce komutanların emirleri altındaki askerlerle anlaşma yoktu. Komutanların en güçlülerine bile itaatsizlik vardı. İzzet Fuat, komutanların aciz kaldığını söylemektedir. Emirler kuvvetli bir şekilde askerlere geçmiyordu. Bu sebeple yapılması gereken işler çok zaman alabiliyordu[7]. Askerlerin bu durumu ve ordudaki karar alma sürecindeki hantallık Birinci Dünya Savaşının sonuna kadar devam etmiştir. Bu konuya dair bir savunma cümlesi olarak bazı kaynaklarda şöyle ifadeler kullanılmıştır. Buna göre, Osmanlı ordusu yaklaşık üç yıldır savaşıyor ve ağır işliyor. Asker yorgundur ve tüm cephelerde savunma yapılması kararlaştırılmıştır[8]. Ancak 93 harbi bu şekilde okunması gereken bir savaş değildi. Örneğin, Tuna Nehri doğal bir savunma mevzisi sağlıyordu fakat efektif bir şekilde hiç kullanılamadı. Rusya, Bulgarlar aracılığıyla Osmanlılar hakkında bilgi alıyordu. Bunu İzzet Paşa izah etmektedir [9]. Ayrıca, Naim Ürkmez’in belirttiğine göre, Romanya da çok önemliydi. Romanya, Rusya’ya yardım aracıyla 60 bin askerini Tuna Nehri’nde hazır tutuyordu[10].


             İzzet Fuat’ın üzerinde durduğu bir diğer önemli konu da çarpışma kazanılsa da yapılmayan düşman takipleridir. “Ordunun yürüme isteği ve yürüme gücü düşmanın mevkisini bilmekle doğru orantılıdır. Düşmanı tartabiliyor olmak gerekir.”[11] . İzzet Fuat’a göre aynı zamanda Plevne gazisi Osman Paşa da hata yapmıştı. 30 ve 31 Temmuz’da önemli bir zafer kazanmış fakat düşmanı takip etmemişti. Ancak İzzet Fuat, Osman Paşa’nın hakkını vermektedir. Onun başarılarının sırrını şöyle açıklamaktadır: askerleriyle vakit geçirmek, çalışkanlığının erat tarafından görülmesi ve kabul edilmesi ve talim[12].

3. BÖLÜM: REDİF VE NİZAMİYE ORDULARI

Hüsrev Paşa ve II. Mahmud, Nizamiye ordusuna ek olarak kuruluşundan 8 yıl sonra 1834’de Redif-i Asakir-i Mansure’yi oluştururlar. Bu askerler, eyalet kuvvetleri olarak tasarlanır. Redif askerleri, Nizamiye ordusundan emekli olanlara açıktır. Eğer güçleri yeterse Redif olarak devam edebilirler. Eyalet askerleri olacakları için kendi işleriyle talimler haricinde kalan zamanlarda uğraşabilirler. Haftada birkaç gün talimde olacaklardır. Eğitimlerini merkezden gönderilecek subaylar yaptıracaktır. Yılda iki defa büyük talim olacaktır. Bu büyük talimler İstanbul’da ya da eyalet merkezlerinde yapılacaktır. Tüm sancakların 1400 kişiden oluşturulması kararlaştırılır[13]. Redif yazılabilmek için yaş aralığı 23-32’dir[14]. Redif teşkilatlanmasının subay ihtiyacı o bölgedeki ayanlardan karşılanacaktır[15]. Nizamiye ordusu ile üniformaları aynıdır. Redifler de nimten ve elifi giyerler. Sancaklarda subaylar sadece sivil dolaşamaz. Erlerin sivil olması uygun görülür ancak er olduklarını belli eden fes takmaları yeterlidir. Silahları da sadece talim ya da görev sırasında kullanırlar. Redif askerlerinin görev süresi beş yıl olarak belirlenir[16]. Böylece Avrupa ordularına göre düzenlemelerin önemli bir adımı daha atılmış olur.

Serasker Hüsrev Paşa 1835’de Prusya’dan gezi amaçlı Türkiye’ye gelen Helmuth von Moltke ile görüşür görüşmez Rediflere çok benzeyen Landwehr örgütlenmesiyle ilgili sorular sorar. Hüsrev Paşa, Prusya’dan izin alarak Moltke’nin  Rediflerin talimlerinde görev almasını ister. Ayrıca Osmanlı eyaletlerini harita üzerinde detaylı olarak inceleyip Rediflerin bulunduğu mahallerin işaretlenmesi de talep edilir. Helmuth von Moltke, 1835-1839 arasında Türkiye’de görev alır. Nizip Savaşında Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa girer. Moltke, yeni kurulan Nizamiye ordusunun Yunan isyanlarını, Navarin Olayını (1827) ardından Rusya ile savaşı (1828-1829) gördüğünü dile getirir. Yeni kurulan bu ordunun eğitimsiz ve acemi erlerden olduğunu söyler. Sadece Nizamiye ordusunun yetersiz olacağını düşünür. Türk ordusunun Landwehr gibi bir oluşuma ihtiyacı vardır[17]. Bu da Redif askerlerine tekabül eder.

1836 yılına gelindiğinde, Redif Teşkilatında düzenlemeye gidilmesi uygun görülür. En mühim değişiklik Osmanlı coğrafyasının 5 Müşirliğe ayrılmasıdır. Her Redif taburunun mali işleri müşirlere bırakılır. Müşirler, merkezden atanır. 5 Müşirlik şunlardır: Redif-i Asakir-i Hassa-i Şahane Hüdavendigar Müşirliği, Redif-i Mansure Konya Müşirliği, Redif-i Mansure Aydın Müşirliği, Redif-i Mansure Erzurum Müşirliği ve Edirne Müşirliğidir. Müşirlik sistemine geçiş ayanların otoritesine karşılık atılmış bir adımdır. Ayrıca yılda 2 defa yapılan talimler yerine münavebe usulüne geçilir. Şöyle ki: bir kısım asker eğitime giderken bir kısmı da eyalette kalır. Bu yöntem 1839’da kaldırılır. Münavebe maliyeti daha da arttırır. Osmanlı Devleti, Nizamiye ordusunun tam olarak ihtiyaçlarını gideremezken bu yöntem ağır gelir. Bu düzenleme sırasında daha bir tabur asker sayısını ancak dolduran Rediflere süvari de eklenir. Hassaların süvari Redifler sadece 1836’ya kadar Hüdavendigar Eyaletinde vardır. Bu tarihten sonra Ankara, Erzurum, Çorum, Kastamonu gibi bazı bölgelere de birer bölük kadar süvari takviyesi yapılır. Bu süvari subayları merkezden atanır ve Nizamiye ordusundan gönderilirler. Redif süvarileri de fes giyerler. Taşıması kolay ve hasarı yüksek piştov kullanırlar. Bu düzenlemeler devlete daha çok yük bindirir. 1426 kişilik bir Redif taburunun maliyeti 8347 kuruştur. Giderleri karşılayabilmek için ek vergiler halktan talep edilir. İane-yi Cihadiyye her kazadan yılda 2 defa toplanır. Ayrıca bu vergiye yüzde elli zam da yapılır. İlave olarak birçok liman geliri Redif hazinesine aktarılır. Tüm çabalara rağmen hazinenin geliri 57 000 gideriyse 96 000’dir. Hazine 1839’da lağvedilir[18].

1843 yılına gelindiğinde Osmanlı kara ordusuna ilişkin yeni düzenlemelere gidilir. 5 sene muvazzaflık ve akabinde 7 sene de Redif olarak görev yapılacaktır. Bu düzenlemeyle açık olarak askerden kaçmanın önüne geçmek istenir. Askerden kaçma konusuna bu bölümün sonunda değinilecektir. Bu düzenleme gereği olarak da emekli olan muvazzafların yerine Rediflerden alım yapılır. 1846 yılında bir düzenlemeye daha gidilir. Asker alma şartlarıyla ilgilidir. 1843’teki değişikliklerde kura ile alım var. Bu detaylandırılarak devam ettirilir. 1846 değişiklikleri, 1869’da Hüseyin Avni Paşa Serasker olana kadar yürürlükte kalır. Kura usulü ile alım yapılır. Bunun nedeni Rediflerin askerden kaçmaya eğilimli olmasıdır. Savaş döneminin uzun sürmesi, ailelerin geçimini sağlıyor olmaları ve hayatta sorumlu oldukları yük fazla olması askerden firar için yeterli sebepler olarak görülür. Devlet halkın yükünü hafifletmek için ailenin iki oğlundan birini alır. 26 yaşından sonra Nizamiye ordusuna alım olmaz. Ancak Redif olabilir. Yine yalnız olan kişiler de ancak Redif yazılabilir. Ailenin tek çocuğuysa alınmaz fakat 3 çocuk varsa 2’si alınabilir. 1846 düzenlemeleri ile Redif taburları artık yedek ordu konumundadır[19]

3.1. 1869-1886 Yılları Arasındaki Düzenlemeler

Bu yıl yapılan düzenlemeler genel itibariyle Birinci Dünya Savaşına kadar değişmez. Kura ile alım devam eder. Askerlik yaş aralığı 20-40 olur[20]. Ordu 3 ana kısma ayrılır. Nizamiye ordusu, Redifler ve Mustahfızlar. Mustahfızlar, Redifler de göreve gittiğinde sancaklarda kalan genel olarak iç güvenlik sorumlusu erlerdir. Osmanlı kara ordusu 7 yönetim bölgesine bölünür. I. İstanbul merkezli Hassa Ordusu, II. Şumnu Merkezli Tuna Ordusu, III. Manastır merkezli Rumeli Ordusu, IV. Erzurum merkezli Anadolu Ordusu, V. Şam merkezli Suriye Ordusu, VI. Bağdat merkezli Arabistan Ordusu ve son olarak San’a merkezli Yemen Ordusu. Görev sürelerinde de değişikliğe gidilir. 20 yıl askerlik yapılacaktır. İlk 6 yılı Nizamiye ordusunda sonraki 6 yıl Redif olarak ve en son 8 yıl da Mustahfız olarak yapılacaktır. 1869 yılı içerisinde yapılan sayıma göre ordu mevcutları şu şekildedir: 173 000 Nizamiye askeri, 182 000 Redif ve 53 000 Mustahfız vardır. 19.yy.ın son çeyreğiyle beraber askerlik genel itibariyle Anadolu insanına kalır. İstanbul’dan zaten asker temin edilmez. Arnavutluk, Necid, Hicaz, Trablusgarb, Bingazi gibi yani kıyı şeridinden de asker alınmaz. İlave olarak da Osmanlı Devleti’nin denetiminin dışında kalan konar-göçerler ve aşiretlerden asker alınamaz[21] hatta bazıları direkt olarak muaf tutulur. Redif taburları aynı sene içerisinde Kısm-ı evvel ve kısm-ı sani olarak ayrılır. Evvel olanlar önceden Nizamiye askeri olup Redif grubuna düşenlerdir. Sani olanlar ise hiç tecrübesi olmayanlardır[22].

1886 yılına kadar bu ikili Redif ayrımı kalır. Bu tarihte çıkan askere alma kanunu sonrasında tüm Redifler asker olarak kabul edilir. Avrupa ordularının sayıları yüksektir. Osmanlı uyum sağlamak için böyle bir yola başvurur. 1880’e doğru Almanya, Avusturya ve Rusya’nın asker sayıları 1 milyon ile 1.5 milyon arasındadır. Osmanlı Devleti’nin ise 700 000 civarıdır. 1886 yılında nizamname de yayınlanır. 19.yy.ın ortalarından itibaren ve yüzyıl sonuna doğru da gitgide artan Ermeni isyanlarına istinaden ülke içinde kundaklama olayları artacağı şüphesiyle Redif depolarının nöbetçi asker sayıları arttırılması istenir[23]. Nöbete kalan erlerin gözü açık olması beklenir.

Bir başka mühim konu da askerlerin kullandığı tüfeklerdir. Osmanlı Devleti, 19.yy.ın son otuz yılına girerken silahlarını değiştirir.  Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın desteğiyle baskın bir şekilde Mauser stoklara girene kadar Winchester, Sneider ve Martini gibi iğneli tüfekler kullanılır. Kuyruktan dolmalı bu tüfeklerle özellikle Martini ile dakikada 12 atım yapılabilir. Bu silahlar Nizamiyelerde vardı fakat 19.yy.ın sonlarına doğru Müşir Recep Paşa’nın hatıralarında görüleceği gibi Bağdat’da görev yapan Redifler hala eski tüfekleri kullanır. Bundan da şikayetçi olduklarını üstlerine iletirler[24].

3.2.Redif Teşkilatının Sona Ermesi ve Redifler Üzerine Bazı Düşünceler

Redif teşkilatının daha başlarında iken Anadolu’da bazı bölgelerde örneğin Eğin kazasında askerler kendi ihtiyaç malzemelerini karşılarlar[25]. Fakat bu durum Osmanlı Devleti’nin son 30 yılında kontrol edilemez boyutlara ulaşır. Redif askerlerinden ziyade Nizamiye ordusunun bile ihtiyaçları karşılanamaz. Ülke içerisinde Yemen’den Balkanlar’a kadar her yerde hareketlilik vardır. Bu ateş arasında kalan Anadolu erkek nüfusu ki burada özellikle Erzurum merkezli IV. Ordu her yere yetişmeye uğraşır. Erzurum havalisine I. Ordu tarafından Kocaeli üzerinden daima asker, silah ve teçhizat kaydırılır. Yıllardır savaştan yorgun düşmüş Türk nüfus Nizamiye ya da Redif olarak çarpışmalara girer. Ordu artık Rediflere hiç yetemez.

Rediflerin son 30 yılda yaptığı Nizamiye askerlerine destekten daha çok bulundukları sancaklarda iç güvenliği sağlıyor olmalarıdır. Devlet, gayri nizami harpte Redifleri oldukça etkin kullanır[26]. Rediflerin, Nizamiye ordusu haline getirilip ayrıcalık verilmemesinin en büyük nedeni budur. 1900’lü yıllara girildiğinde artık kaldırıldığı 1912 yılına kadar sürüldükleri her cephede firar eden direnç gösteremeyen birlik haline geldiler. Rediflerin tüm teşkilat süresi boyunca erlerine genelde falaka cezası verilir. Şayet kaçanlar subay ise ceza ağırlaşır. 1906’da Yemen’de ayaklanmayı bastırmaya gönderildiklerinde isyan ederler. Sebebi son derece haklıdır. Çok uzun süredir görevde olduklarından terhis olmak isterler. Ayrıca yemek ve barınma şartlarının oldukça kötü olmasından şikayet ederler. Ceza uygulanmaz. Subayları telkin yoluna gider. 1911’e gelindiğinde tamamen Rediflerden ümit kesilir. Hem Nizamiyelerin hem de Rediflerin mevcutlarının yüzde otuzu Yemen’de görevdedir. Bu Osmanlı ordusunun belini kıran etkenlerden biridir. Balkan savaşının evvelinde ordunun vaziyeti hiç parlak gözükmemektedir. 812 000 askeri bulması beklenen Osmanlı kuvvetleri ancak 290 bin kadardır. Buna Redifler de dahildir. Bu rakam Balkan kuvvetlerinin hepsinin topladığı asker sayısıyla aşağı yukarı denk olmasına rağmen Rediflerin özellikle eğitimli birlikler olmaması ciddi handikap oluşturur. Ordunun en ufak bir hattında oluşacak tereddüt halinde hemen safları bozma ve firara eğilimlidirler. Ricat konusunda bilgileri yoktur[27]. Balkan savaşlarında başka bunun gibi örnekler vardır. Burada belirtmeliyim ki hiçbir askeri eğitim almamışlardır, iyi olmayan şartlarda yaşamak zorunda kalmışlardır ve yönetim de halkla bütünlük kuramamış ya da kurmamıştır. Bu halde Rediflerden birşey beklemesi hatadır. Birliklerin akıllarının ailelerinde kalması ve ölmek istememeleri son derece anlaşılır bir nedendir. Balkan savaşları’nda Redif birliklerinden örneklerle devam etmek gerekirse 1912’de Kırkkilise düşerken ordunun yükleri, cephanesi ve erzağı yitirilir. Karahisar’a mensup 50 tabur kaçar[28] fakat taburların sadece ismen var olduğunu düşünürsek 15 000 ya da 20 000 arası bir rakam olduğunu söyleyebiliriz. Bu olaylar akabinde Birinci Dünya Savaşı’na girmeden Redif askeri teşkilatı kaldırılır.

Redif teşkilatının kuruluş, gelişim ve sonuna dair anlatımın ardından bu bölümde bazı değerlendirmeler yapmak isterim. Kuruluş amacı Nizam-ı Cedid ordusu gibi eyaletlerde güçlü birlikler oluşmasını sağlamaktır. Buna rağmen ordunun yetersiz kalmasındaki en büyük neden coğrafyanın büyüklüğünün verdiği yoruculuk zemininde savaşların ve isyanların fazla olmasıdır. Bazı düzenlemelerle gayrimüslimlere de asker yolu gözükse de Redif yazılmamak için bedel ödeyerek ve yerine başka birini askere gönderterek yaşamına devam edebilir. Osmanlı Devleti’nin kontrol edemediği ve muaf tuttuğu aşiretler ve konar-göçerler de Redif yazılmaz. İstanbul halkı yazılmaz. Bahri birliklere bırakılan kıyılarda yaşayanlar da yazılmaz. Elde kalan Anadolu halkı ve Balkanlardaki müslüman nüfustur Redif yazılan. Yaşama dair sorunları oldukça fazla olan bu grubun sırtına bir de askerlik yüklemek oldukça yorucu olur. Halk eğitilmediği için kendisinden ne istendiğini bilmiyordur. İlave olarak bireyler kendilerinin ne yapmak istediklerini de bilmiyordur. Hayata bakışları son derece sınırlı okuma-yazması olmayan bu insanlar adlarını bilmedikleri coğrafyalarda yitip gitmişlerdir. Anadolu insanının aynasıdır Redifler. Adları olmayan ama savaşmak zorunda kalan insanlardır. Askeri olarak değerlendirmeye devam edersem Helmuth von Moltke’nin Rediflerle ilgili şu sözü özet gibidir: “Çarçabuk Avrupa usulüyle savaş öğretilmiş insanlar.” Yine Osmanlı’nın önemli subaylarından Ahmet Cevat Paşa onları: “Barut kokusu bilmeyen insanlar” olarak tanımlar[29].

Prusya ile Osmanlı Devletin yakınlaşmasından oluşan Redif teşkilatıdır. Ancak Osmanlı devlet adamları Landwehr örgütlenmesinin Türkiye coğrafyasında uygulanamayacağını görememişlerdir. Karşılaştırmalı olarak bakarsak Prusya, Osmanlı sınırlarının yanında oldukça küçük kalır. Bunun önemi Landwehr teşkilatı genel itibariyle evli olmayan ve genç nüfusun çoğunluğu oluşturduğu milis örgütlenmesidir. Redif teşkilatıysa genelde ailesi olan orta yaş ve hatta imparatorluğun sonlarına doğru ileri yaştaki grupların katıldığı birliklerdir. Hayattan beklentileri daha doğrusu sorumlulukları çok fazla olmayan Landwehr’in genç üyeleri Rediflere nazaran daha esnek hareket edebilir. Ordu içerisinde uyum sağlar. Rediflerin böyle bir esnekliği yoktur.çoğunun bakmakla yükümlü oldukları aileleri vardır. Her evden uzaklaştıklarında geri dönmeyi istemeleri bu yüzdendir. İstatistiki verilerden biri 1815’e aittir: 2. Batı Prusya birliklerine bağlı 7.Landwehr Alayının mevcudu 2076 kişidir. Bu alayda 2021’i 17-30 yaş arasındadır. Sadece 64’ü evlidir[30]. İlave olarak bu örgütlenmeye Rediflerdekinin aksine yalnız kimseler tercih edilir. Moltke, Landwehr ile Redifleri eğitim olarak karşılaştırılamaz olarak niteler.

SONUÇ

93 Harbi, Osmanlı bünyesinde ciddi hasar oluşturmuştur. Bu savaştan sonra birçok Balkan müslümanı Anadolu’ya sığınmak zorunda kalmıştır. Osmanlı Devleti için 19.yy.daki en önemli kırılma noktası olan savaştır. Metin içerisinde de tartışıldığı gibi askeri kapasite, subayların çağın gereksinimlerine uzak olması, ordu içindeki emir komuta ağının ağır işlemesi ve hatta hiç işlememesi, ordu içinde alınması gereken kararlar belirlenirken ”arkadaşlık ilişkilerinin” ön planda olması Osmanlı devleti için yıkıcı bir etki yapmıştır. Osmanlı Devleti savaş sonunda önemli bir buhrana daha girmiştir. Öyle ki savaş zamanında yerli halktan alınan yiyeceklerin bile ücretleri ödenmemiştir[31].

Ancak, nizamiye ordusunun talimlerini bile tam olarak yeterli göremezken redif taburlarının durumu içler acısıdır. Savaşla çok ilişkili gözükmeyen redifler nizamiye askerinin de dengesini bozabilir. Askerden daha büyük bir sorun ise karar verici olan askerleri yeterli donanıma sahip olmamasıdır. Bürün yük yeni yeni filizlenen Avrupai eğitim alan nüfustur. Nitekim bu genç subayların ve bir sonraki kuşak subayların marifeti ve gözüpekliği Birinci Dünya Savaşına kadar Osmanlı’yı getirebilmişti. 

KAYNAKÇA

BOA (Başbakanlık Osmanlı Arşivi)

Arıkan, Mustafa, “Keçeçizade İzzet Fuat Paşa Biyografisine Katkı”, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Yıl 17, Sayı 27 (Güz 2019).

As, Efdal,“Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da Kalan Demir Yolları”, Ondördüncü Askeri Tarih Kongresi (Sunulmayan Bildiriler), Askeri Tarih Stratejik ve Etüt Daire Başkanlığı, Ankara, 2014.

Aydın, Mahir, ”Doksanüç Harbi” Maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, 9. Cilt, 1994.

Beşikçi, Mehmet, “Balkan Harbi’nde Osmanlı Seferberliği ve Redif Teşkilatının İflası”, Türkiye Günlüğü, 110. Sayı (Bahar, 2012).

Bolat, Cahide ,“Redif Askeri Teşkilatı (1834-1876)” (Basılmamış Doktora Tezi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2000.

Çadırcı, Musa, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapıları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1991.

Çoban, Ahmet Hilmi, Ahmet Cevat Paşa’nın Tarih-i Askeri-i Osmani (Kitab-ı Rabi’) Adlı Eserinin Transkripsiyonlu Metni (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2009.

Ediz, Ziya, 1895-1896 Ermeni İsyanları ve Bu İsyanların Bastırılmasında Redif Taburlarının Rolü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2009.

Gül, Abdülkadir, “Eğin Kazasında Redif Taburlarına Asker Alımı (1834-1848)”, Tarih İncelemeleri Dergisi, 25.Cilt, 1.Sayı (Temmuz, 2007).

Helmuth von Moltke, Moltke’nin Türkiye Mektupları, Çev. Hayrullah Örs, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1969.

Hofschröer, Peter, The Prussian Army of The Lower Rhine 1815, Osprey Publishing, Oxford/United Kingdom, 2014.

Keçeçizade İzzet Fuat, Kaçırılan Fırsatlar (1877 Osmanlı-Rus Savaşı Hakkında Eleştiriler ve Askeri Düşünceler),Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1997.

Nicolle, David, Osmanlı Piyadesi 1914-1918, Çev. Osman Çakmakçı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012.

“Redif”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt: 34.

Takvim- i Vekayi, Def’a 87, 29 Rebiülevvel 1250/ 5 Ağustos 1834.

Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Osmanlı Devri, III Cilt (1877-1878 Osmanlı Rus Harbi Deniz Harekatı), Askeri Tarih Stratejik ve Etüt Daire Başkanlığı, Ankara, 1980.

Ünal, Uğur, Sultan Abdülaziz Devri Osmanlı Kara Ordusu (1861-1876)(Basılmamış Doktora Tezi Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2006.

Ürkmez, Naim ”Savaşın Öteki Yüzü: Romanya’daki 93 Harbi Esirleri”, Belleten, Cilt 84, Sayı 300 (Ağustos 2020).

Yiner, Abdülnasır, Müşir Recep Paşa’nın Askeri ve Siyasi Hayatı (1842-1908) (Basılmamış Doktora Tezi  İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2006.

Zeyrek, Suat, Birinci Balkan Yenilgisinin İç ve Dış Sebepleri (Basılmamış Doktora Tezi İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2012.


[1] 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı Zaman Dizini, Askeri Tarih Strateji ve Etüt Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2004, s.21.

[2] Mahir Aydın, ”Doksanüç Harbi” Maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, 9. Cilt, 1994, s. 499.

[3] Mustafa Arıkan, “Keçeçizade İzzet Fuat Paşa Biyografisine Katkı”, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Yıl 17, Sayı 27 (Güz 2019), ss. 345-346.

[4] Keçeçizade İzzet Fuat, Kaçırılan Fırsatlar (1877 Osmanlı-Rus Savaşı Hakkında Eleştiriler ve Askeri Düşünceler), Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1997, s. 16.

[5] Keçecizade İzzet Fuat, a.g.e., s. 17.

[6] Efdal As, “Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da Kalan Demir Yolları”, Ondördüncü Askeri Tarih Kongresi (Sunulmayan Bildiriler), Askeri Tarih Stratejik ve Etüt Daire Başkanlığı, Ankara, 2014, s. 129.

[7] Keçecizade İzzet Fuat, a.g.e., ss. 21-22,30.

[8] 

[9] Keçecizade İzzet Fuat, a.g.e., s. 17.

[10] Naim Ürkmez, ”Savaşın Öteki Yüzü: Romanya’daki 93 Harbi Esirleri”, Belleten, Cilt 84, Sayı 300 (Ağustos 2020), s. 791.

[11] Keçecizade İzzet Paşa, a.g.e., s. 50.

[12] Keçecizade İzzet Fuat, a.g.e., s. 89.

[13] Cahide Bolat, “Redif Askeri Teşkilatı (1834-1876)” (Basılmamış Doktora Tezi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2000, s.3

[14] Takvim- i Vekayi, Def’a 87, 29 Rebiülevvel 1250/ 5 Ağustos 1834.

[15] Musa Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapıları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1991, s.37. 

[16] “Redif”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt: 34.

[17] Helmuth von Moltke, Moltke’nin Türkiye Mektupları, Çev. Hayrullah Örs, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1969, s.44.

[18] Cahide Bolat, a.g.m., s. 145.

[19] Cahide Bolat, a.g.m., ss. 66-68.

[20] Uğur Ünal, Sultan Abdülaziz Devri Osmanlı Kara Ordusu (1861-1876)(Basılmamış Doktora Tezi Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2006, s.29.

[21] David Nicolle, Osmanlı Piyadesi 1914-1918, Çev. Osman Çakmakçı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012, s.11.

[22] Cahide Bolat, a.g.m., s. 108.

[23] Ziya Ediz, 1895-1896 Ermeni İsyanları ve Bu İsyanların Bastırılmasında Redif Taburlarının Rolü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2009, s.85.

[24] Abdulnasır Yiner, Müşir Recep Paşa’nın Askeri ve Siyasi Hayatı (1842-1908) (Basılmamış Doktora Tezi  İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2006, s.124.

[25] Abdülkadir Gül, “Eğin Kazasında Redif Taburlarına Asker Alımı (1834-1848)”, Tarih İncelemeleri Dergisi, 25.Cilt, 1.Sayı (Temmuz, 2007), s.242.

[26] Mehmet Beşikçi, “Balkan Harbi’nde Osmanlı Seferberliği ve Redif Teşkilatının İflası”, Türkiye Günlüğü, 110. Sayı (Bahar, 2012), s.14.

[27] Mehmet Beşikçi, a.g.m., s.19.

[28] Suat Zeyrek, Birinci Balkan Yenilgisinin İç ve Dış Sebepleri (Basılmamış Doktora Tezi İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2012, s.227.

[29] Ahmet Hilmi Çoban, Ahmet Cevat Paşa’nın Tarih-i Askeri-i Osmani (Kitab-ı Rabi’) Adlı Eserinin Transkripsiyonlu Metni (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2009, s.164.

[30] Peter Hofschröer, The Prussian Army of The Lower Rhine 1815, Osprey Publishing, Oxford/United Kingdom, 2014, s.8.

[31] Birkaç örnek için bkz: 93 Harbi’nde Plevne ve Niğbolu’da askerler için satın alınan ekmek, yağ vesair ihtiyaçlarını karşılayan halkın zor durumda kalmasından dolayı devletten yardım istemesine dair bir belge için bkz: BOA, Y. MTV., 29-20; başka bir örnekte ise Plevne ordusuna et temin eden Subaşıoğlu Hacı Hasan’ın ölmesi üzerine onun zevcesinin mirasçı olarak ücreti talep etmesine dair bir belge için bkz: BOA, HR.TO., 556-136.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.