Etiketler

, ,


GİRİŞ

Osmanlı Devleti için 17.yüzyıl çok önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu yüzyılda yaşanan toprak kayıpları devletin ekonomik ve askeri kaynaklarını tüketmiştir. Ayrıca Avrupa’da her alanda görülmeye başlanan gelişmeler yeterince takip edilememiştir. 18.yüzyıla gelindiğinde ise Osmanlı Devleti’ni sonuçları bakımından yakından etkileyecek olan Fransız İhtilali olmuştur. Bu ihtilal sonucunda Avrupa’dan yayılan görüşler Osmanlılar gibi geniş tabanlı devletlerin zorlanmasına sebebiyet vermiştir. Aynı yüzyıl içinde Osmanlılar, askeri teknoloji ve kaliteli ordu kurabilme konularında eksik kalmıştır. 19.yüzyıla gelindiğinde ise, Osmanlı Devleti eksikliklerini hızlıca gidermeye özen göstermeye çabalamıştır. Özellikle İkinci Mahmut İle birlikte önemli çağdaşlaşma adımları atılmıştır. Ve sonrasında Tanzimat Fermanı ilan edilmiştir. Fransız İhtilali’nin doğurabileceği olumsuz sonuçların önüne geçilmeye çalışılmıştır. Osmanlı Devleti’nin bünyesinde barınan tüm etnik ve dini grupların kendilerini “Osmanlı vatandaşı” olarak hissetmesine özen gösterilmiştir. Bu doğrultuda 19.yüzyıl boyunca çaba gösterilmiştir.

1.BÖLÜM: ISLAHAT FERMANI’NA GİDEN SÜREÇ VE GENEL HATLARIYLA ISLAHAT FERMANI (28 ŞUBAT 1856)

1850’li yıllara gelindiğinde, Rusya’nın Osmanlı topraklarındaki ayrıştırıcı faaliyetleri sonucunda dini, askeri ve siyasi alanlar başta olmak üzere birçok konuda sorunlar baş göstermiştir. 1853 yılında Rusya, Kudüs’teki Ortodoks nüfus için yeni haklar talep etmiştir. Bu durumu kabul etmeyen Osmanlı Devleti’ne savaş açmıştır. Kırım Harbi’nin başlangıcı bu şekildedir.[1] Osmanlı Devleti bu savaş boyunca Rusya’ya karşı Avrupalı büyük devletlerden yardım almıştır. Bu yardımlar sonucunda savaş kazanılmıştır ancak Osmanlı Devleti için bir kazancın olduğunu söylemek güçtür. Bunun sebebi ise, Avrupalı büyük devletler Osmanlı üzerindeki kontrolünü ve yönetimini daha sıkı hale getirmeyi başarmıştır. Olası Rus hegemonyasını bertaraf edebilmişlerdir. Avrupalı devletler tıpkı Rusya’nın yapmaya çalıştığı gibi azınlık haklarını sebep göstererek Osmanlılar’ın iç işlerine karışmaya devam etme eğilimlerini şiddetli bir şekilde sürdürmüşlerdir. Fanid ve Yılmazer’in söylediği gibi, 28 Şubat 1856’daki Islahat Fermanı ile Osmanlı Devleti, Kırım Savaşı’ndaki yardımın bedelini ödemiştir.[2]

Islahat Fermanı, Kırım Savaşı’nı bitiren Paris Anlaşması’ndan 6 hafta önce imzalanmıştır.[3] İstanbul’da elçiler toplanmıştır. Standfort Canning’in etkisiyle İngiltere, Fransa ve Avusturya elçileri Sadrazam ve Hariciye Nazırı ile bir araya geldi. İngiliz elçisi Canning, Fransa elçisi Thouvenel ve Avusturya elçisi Prokesch, Sadrazam Mehmet Ali Paşa ve Hariciye Nazırı Fuat Paşa fermanın son halini görüşmek için bulunmaktaydı. Bir Fransız tezi olan “tüm dini tebaanın eşitlenmesi” kabul edilmiştir. Böylece cemaat, çeşitli konulardaki haklar, vergiler, askerlik, milli eğitim ve devlet memuriyetine geçiş konusundaki tüm farklılıklar kaldırılmıştır. Osmanlı yetkililerinin amacı, gayrimüslim halka haklar vererek Müslümanlarla eşitlemek ve böylece Paris’te yapılacak anlaşmada iyi bir konum elde etmekti. Avrupa devletlerinin olası isteklerine set çekmek amaçlanmıştır. Bu sebeple Islahat Fermanı mühim bir önem taşımaktaydı. [4]

Öbür taraftan ise tüm bu davranışların sebebinin ekonomik olduğunu dile getirebiliriz. Çünkü Kırım Savaşı sebebiyle Osmanlı ekonomisi oldukça zor bir durumdaydı. Kendisini idare edebilecek bir konumda değildi. Gümüş’ün ifade ettiği gibi, Lale Devri’nden beri süregelen israf ekonomisinin devam etmesi, devletin gelirlerinin bir türlü düzelmemesi, Osmanlı parasında görülen sürekli değer kaybı, rüşvet sorunu, kapitülasyonlar, bütçenin her yıl açık vermesi, Kırım Savaşı gibi savaşlardan dolayı iç pazara olan borcun artması Osmanlı Devleti’nin ekonomisine ciddi hasar vermekteydi.[5]

2.BÖLÜM: ISLAHAT FERMANI’NDA GAYRİMÜSLİMLERİN DURUMUNA BİR BAKIŞ, OSMANLICILIK VE FERMANIN SONRASI

Bu bölümde Islahat Fermanı’nın gayrimüslim nüfus için ne gibi bir kolaylık sağladığına maddeler halinde değinmeye çalışacağım. Islahat Fermanı neredeyse tamamen gayrimüslim nüfus için düzenlenmiştir. Toplum içinde, askeriyede, siyasi ve adli konularda, dini ve hayati konularda ciddi değişiklikler yapılmıştır. Adli konularda karma mahkemelerin kurulması Islahat Fermanı ile mümkün olmuştur. [6]

5. Madde ile birlikte gayrimüslimlere verilen haklar tekrarlanmaktadır. 6. Madde ile, dini cemaatlere kendi sorunlarını görüşme ve tartışma serbestisi sağlandı. Dokuzuncu madde ile, ruhban sınıfının gelirleri bir hesaba dayandırıldı. Kiliseye ödenen vergi kaldırıldı. Alınacak ücretler rütbe esasın göre belirlenmesine karar verilmiştir. Osmanlı Devleti bu madde ile ruhban sınıfının gayrimüslim halkı sömürmesinin önüne geçmeye çalışmıştır. Ancak ruhban sınıfları bu maddeye hoş bakmamışlardır. Onikinci maddede tek bir cemaatin bulunduğu yerlerde dini ayinlerin daha serbest hale gelmesinin önü açılmıştır. Ondördüncü maddeyle birlikte, gayrimüslim halka yeni bina yapma hakkının önü açılmıştır. Bürokratik engeller azaltılmıştır. Bu madde ile kilise ve havra yapımında ciddi bir artış yaşanmıştır. Onbeşinci maddeyle Osmanlı tebaasının dinine bakılmaksızın herkesin eşit olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Onyedinci maddeyle ise, tüm Osmanlı tebaası eşit şartlarda devlet memuru olabilme hakkına sahip olabilecektir. Bir sonraki maddeyle ise gayrimüslimler askeri ve devlet okullarına gidebilecekti. Bir diğer önemli madde de askerliğin tüm halka ait olmasıdır. Ancak bazı durumlarda bedelli askerlik mümkün olabilecekti. [7]

Üzerinde durulması gereken en önemli maddelerden biriyse yirmiyedinci maddedir. Buna göre, Osmanlı Devleti’nin yasalarına bağlı kalmak koşuluyla yabancılar Osmanlı ülkesinde taşınmaz mallar alabilecektirler. Hukuki altyapı için, Arazi Kanunname-i Hümayun ve Vilayet Nizamnamesi hazırlanmıştır. [8]

Islahat Fermanı ile amaçlanan şey “Osmanlıcılık bilinci”ni aşılamaktır. Şerif Demir’in tanımına göre, Osmanlıcılık, din, dil ve ırk farkı olmaksızın her konuda eşit olunmasıdır. Bu ferman ile birlikte Osmanlıcılık resmiyet kazanmıştır. [9] Islahat Fermanı’ndan sonra patrikhaneler yeni nizamnameler hazırlamaya başladılar. Bunun üzerine, 1861’de Rum Patrikliği, 1863’te Ermeni Patrikliği, 1865’te Yahudi Milleti Nizamnamesi ve 1878’de Protestan Cemaati Nizamnamesi yürürlüğe girmiştir. Yaklaşık olarak Kanun-i Esasi de (1876) bu yıllarda ilan edilecekti. [10]

SONUÇ

19.yüzyıl Osmanlı Devleti’nin asıl amacı, dağılmakta olan devleti bir arada tutabilmek için bir kimlik yaratmaya çalışmaktır. Bu kimliğin adı Osmanlıcılık idi. Bu yüzyılda yapılan değişikler hep bu amaç için yapılmıştır ancak müslüman halkın ve gayrimüslim halkın tepkileri farklılık göstermiştir. Gayrimüslim halk kendisini yakın hissettiği devletin yolundan gitmeye özen göstermiştir. Bazı müslüman gruplar ise , Yeni Osmanlıcılık’ın çatısı altında birleşmiştir. 1860’tan sonra bu akım kurulmuş  ve güçlenmiştir[11]. Islahat Fermanı hakkında son bir değerlendirme yapacak olursak, diyebiliriz ki, gayrimüslim halk için oldukça faydalı bir süreç olmuştur. Müslüman halkın ise omuzlarına daha çok yük binmiştir. Osmanlı Devleti açısından değerlendirdiğimizde ise, yapılan bu yeniliklerin Osmanlı’yı yıkıma doğru sürüklemeye devam ettiğini söyleyebiliriz.

KAYNAKÇA

Bülbül, Gül, “Islahat Fermanı’nı Hazırlayan Sebepler ve Islahat Fermanı”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,Cilt 2, Sayı 2 (1989).

Demir, Şerif, “Tanzimat Döneminde Bir Devlet Politikası Olarak Osmanlıcılık”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 29 (2011).

Fanid, Nematollah Agahabalaei ve Derya Yılmazer, “Siyasi Alanda Demokratikleşme Hareketlerinin Toplumsal Alandaki Realitesi (1808-1908)”, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 2 (2017).

Gümüş, Musa, “Anayasal Meşruti Yönetime Medhal: 1856 Islahat Fermanı’nın Tam Metin İncelemesi”, Bilig, Sayı 47 (Güz 2008).

Sofuoğlu, Ebubekir ve İlke Nur Akvarup, “Osmanlı Devleti’nde Millet Sistemi ve Süryaniler”, Akademik İncelemeler Dergisi, Cilt 7, Sayı 1 (2012).

Uçar, Fuat, “Türk Düşüncesinde Osmanlıcılık Fikrinin Ortaya çıkışı ve Türk Siyasal Hayatına Etkileri”, Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 10, Sayı 18 (İlkbahar 2018).


[1] Nematollah Agahabalaei Fanid ve Derya Yılmazer, “Siyasi Alanda Demokratikleşme Hareketlerinin Toplumsal Alandaki Realitesi (1808-1908)”, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 2 (2017), s. 56.

[2] Fanid ve Yılmazer, a.g.m., s. 57.

[3] Musa Gümüş, “Anayasal Meşruti Yönetime Medhal: 1856 Islahat Fermanı’nın Tam Metin İncelemesi”, Bilig, Sayı 47 (Güz 2008), s. 217.

[4] Gümüş, a.g.m., s. 218.

[5] Gümüş, a.g.m., s. 216.

[6] Gül Bülbül, “Islahat Fermanı’nı Hazırlayan Sebepler ve Islahat Fermanı”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 2 (1989), s. 157.

[7] Gümüş, a.g.m., ss. 223-225.

[8] Gümüş, a.g.m., s. 228.

[9] Şerif Demir, “Tanzimat Döneminde Bir Devlet Politikası Olarak Osmanlıcılık”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 29 (2011), s. 339. 

[10] Ebubekir Sofuoğlu ve İlke Nur Akvarup, “Osmanlı Devleti’nde Millet Sistemi ve Süryaniler”, Akademik İncelemeler Dergisi, Cilt 7, Sayı 1 (2012), s. 78.

[11] Fuat Uçar, “Türk Düşüncesinde Osmanlıcılık Fikrinin Ortaya çıkışı ve Türk Siyasal Hayatına Etkileri”, Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 10, Sayı 18 (İlkbahar 2018), s. 91.