Etiketler

, , , , , ,


 

Özet

Birinci Dünya Savaşı daha sonra kurtuluş mücadelesine girecek olan komutanların önemli bir sınav dönemidir. Kendileriyle de halklarıyla da yüzleşmeleridir. Buradan gelen olumlu- olumsuz ilişkiler geleceklerine elbet yön verecektir.  Bu çalışmada Türkiye’nin kuruluşuna dair liderlik tartışmalarına genel bir değerlendirme getirilmesinin yanı sıra Karabekir ve Atatürk ilişkisine Nablus Muharebeleri üzerinden  de bakılmıştır.

Giriş

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, 10 yıllık bir mücadelenin sonucudur. Biraz daha genişletirsek Kırım Savaşı’ndan itibaren Osmanlı Devleti’nin, Balkanlar’da ve Anadolu’da yaşayan insanların sırtına yük bindiğini söyleyebiliriz. Yaklaşık 70 yıllık bu dönemde en mühim olay hiç şüphesiz ki ikincisine kadar en kapsamlı insan kayıplarına neden olmuş Birinci Dünya Savaşı’dır. İşte bu savaşın sonunda da Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yol oluşacaktır. 1919’dan itibaren Kurtuluş mücadelesi, saltanatın, halifeliğin kaldırılması ve cumhuriyetin ilanı fikir ayrılıklarını, bazı liderlik sorunlarını beraberinde getirir. Bunun en bariz şekilde patlak veren olayı Kazım Karabekir mektuplarıdır. Karabekir, Türk Askeri Tarihinin en değerli komutanlarındandır. Karabekir’in Kurtuluş Savaşı’nda yaptıklarını asla kimse küçümseyemez fakat 1930’lardan sonra dışarıda kalmanın getirdiği bir “kalp kırıklığı” vardır. Karabekir’in “Herşeyin olmasını ben sağladım” gibi cümleler kurması herkesten ya da herşeyden önce kendi yaptıklarına karşı kötülüktür. Sorunun özüne inilirse özellikle bu yazıda da Nablus (Megiddo) Çarpışması üzerinden anlatmaya çalışacağım gibi Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan içteniçe “Ben” sorunu olduğu kanaatindeyim. Bu vaziyeti özellikle Karabekir’in İstiklal Harbimizin Esasları adlı eserinde görebiliriz. Aslına bakılırsa Karabekir’den de önce Enver Paşa’nın Mustafa Kemal ile ilgili sorunları olur. Ordu içerisinde yıllardır var olan kutuplaşmaların bir örneğidir bu durumlar. Birinci Dünya Savaşı sonundaki Nablus çarpışmaları, bu sorunlar için iyi bir örnektir. Bu acı çarpışmalara dair aynı zamanda Kazım Karabekir’in de nahoş tespitleri vardır.

İlginç bir durum 20.yy.ın ikinci çeyreğinin sonlarına doğru oluşur. Aynı şekilde bugün de kendisini muhafazakar, milliyetçi ya da dindar kesimden sayanların lider tasvirine uyan Karabekir ve II. Abdülhamit’tir. Tıpkı  -Karabekir’in de olduğu- Kut-ül Amare’yi Büyük Taarruz’un karşısına koymaya çalışmak gibi yeni liderler, yeni zaferler ya da yeni tarihler (!) oluşturulur. Bu uğraşılar gerçekleri çarpıtmaktan öteye gidemeyen bilim dışı, akıl dışı girişimlerdir. İlave olarak Kurtuluş mücadelesinin ilk yıllarına dair Karabekir- Atatürk ilişkisi genel çerçevede incelenecektir. Sonuç bölümünde de genel bir değerlendirme yapılıp kimler bu konulara nasıl bakıyor onun üzerinde durulacaktır.

I.Nablus Muharebesi, Enver Paşa, Kazım Karabekir ve Mustafa Kemal Atatürk

Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı’nda yer alacak komutanlar için önemli bir sınav dönemidir. Kim İttihat Terakki Cemiyeti’ne yakın, kim padişaha yakın, kim Almanlar ile iyi geçinir, kim Türkçü, kim Turancı, kim sadece görev adamı, kim alçakgönüllü, kim ünvan meraklısı, kim bencil, kim sadece halkını askerlerini düşünür. Komutanların, gerçeklerle sınandıkları karakterlerini sorguladıkları ya da sorgulandıkları gerçek ama acı gerçeklerin olduğu bir sınav dönemidir.

Karabekir, muazzam derecede ihtiyata değer veren savunma merkezli olan askerini asla gereksiz tehlikeye atmayan değerli bir paşadır. İstihbarat onun için oldukça önem arz eder. Açık telgraf hatlarıyla Avrupa içlerinde de neler olduğunu yakından takip eder. Çanakkale muharebelerinin evvelinde üç buçuk ay Kerevizdere’de savunma mevzilerini kuvvetlendirir[2]. Buna rağmen Alman subaylarla anlaşamadığı için ve açık bir şekilde başta Enver Paşa olmak üzere İttihat ve Terakki önderleriyle geçinemediği için de Çanakkale’de ön planda değildir. Golç Paşa ile Bağdat’a gönderilir. Süleyman Askeri Bey’in hayatını kaybetmesinden sonra İran’ın kuzeyine, Rusya’ya ve de Afganistan’a muhbirler yollar. Ayrıca Kut’ül Amare çevirmesine katılır fakat asıl ününü kazanacağı Kafkas Cephesi’dir. 1918’e kadar yani savaş sonuna kadar Kafkas Cephesindedir. Ermeni, Rum ve Kürt grupların faaliyetlerini görür ve önlemler alır.

Kazım Karabekir, çocukların yetiştirilmesine de çabalar. Doğuda gördüğü yetim kalan Türk hatta Ermeni çocuklarının da eğitim almasını sağlar. Özellikle kız çocuklarının hayatlarını devam ettirebilmeleri için önlerini açar. Yaşı uygun olanları yine yaşı uygun olan yetim erkek çocuklarla evlendirir. Bir kısmını yine ebe veya dikiş okullarına gönderir. Bazılarının çok ufak olduğu zaman da güvenilir ailelerin yanına verir[3].

Tekrar Birinci Dünya Savaşına dönersek, Karabekir kadim dostum dediği Enver Paşa’nın savaşa girerken değiştiğini söyler. Almanlar’a çok fazla bağlandığını dile getirir. Karabekir açıkça vurguladığı gibi hem savaşa hem de bu kadar Almanlar’ın ordu içinde olmasına karşıdır. Ve aslında böyle yaparak çok fazla göze battığını söyleyebiliriz. Rütbesi Çanakkale’de birçok Alman subaydan da üst olan Karabekir, adeta cephede istenmez[4]. Bu bağlamda bu kadar değerli bir komutan böylesine mühim bir cephenin dışında kalır. Ayrıca Enver Paşa ile olan belirgin kutuplaşmanın yanı sıra Cemal Paşa ile de arası kötüdür. Cemal Paşa’nın hem kendisine hem de halka yanlış işler yaptığını söyler[5].

Kazım Karabekir’in İstiklal Harbimizin Esasları adlı kitabında Nablus çarpışması ve Filistin cephesi üzerine sarf ettiği şu sözler -hiç gerek olmamasına rağmen-  adeta kendisini ispatlamak içindir. Yanlıdır. Can yakıcıdır. Yersizdir: “En değerli ve en şöhretli kumandanlarımız ancak cüz’i maiyetleriyle 14 günde 600 kilometre katetmek üzere Anadolu hudutlarına can atabiliyorlar ve mütarekenin zaruri olduğunu bildiriyorlar. Katma sırtlarında İkinci ordu kıtaatından da istifade ile ancak bir İngiliz süvari fırkasının hareketi durdurulabiliyor… Bütün menziller, parasiyle, malzemesiyle insan ve hayvan ve erzakiyle İngilizlerin ellerine düşüyor. Ondört günde İngilizlere terkettiğimiz arazi Kızılırmak ile Meriç arası kadar bir saha, yani Ankara ile Edirne arası kadar. Tarih bu kadar acı sillesini ancak kendisinden ibret almayanlara aşkeder[6].” Devam eden satırlarda Karabekir, Şark orduları Grup kumandanı Halil Paşa ile konuşmasından bahseder ve kendisine Tebriz’i al dediğini söyler. Ancak Karabekir, böyle birşeyi asla yapmayacağını söyler. Adeta Nablus’un tarihten ders almayan (!) paşalarına ders veriyordur. Halil Paşa bunun üzerine “Bir daha senin sözünden aksini yapmam, çünkü dediklerin çıkıyor.” der[7].

Mustafa Kemal Atatürk için herhalde kardeşim diye hitap ettiği ve kurtuluş mücadelesinde beraber hareket ettiği değerli insanların bu şekilde düşüncelerini okumak, işitmek oldukça ağır gelir. Nedir Nablus Muharebeleri? Atatürk neden Yıldırım Ordular Grubuna monte edilmiştir? Neden bir süre sonra bu Ordu grubu üzerine kalmıştır? Adı Yıldırım olan fakat Y’si mevcut olmayan bu grubun amacı nedir?

Yıldırım Ordular Grubunun başında Liman Paşa vardır ki o da Enver paşa ile Çanakkale’deki bazı askeri konularda, Galiçya’ya asker gönderimi konusunda ve tabi ki Filistin Cephesinin durumunda anlaşmazlık içindedirler. 3 Ordu emrindedir. 7. Ordu ortada Mustafa Kemal Paşa komutasında, 8. Ordu deniz tarafında Cevat Paşa komutasında ve 4. Ordu da Mersinli Cemal Paşa komutasında Irak cihetindedir. Mustafa Kemal’in emri altındaki Kolorduların başında da İsmet Paşa (İnönü) ve gençlik yıllarını beraber geçirdiği Ali Fuat Paşa (Cebesoy) vardır. Ayrıca bir de süvari tümeni vardır o da Fahrettin Paşa’ya (Altay) bağlıdır. Yıldırım Ordular Grubunun amacı Irak Cephesiyle Filistin Cephesini birleşik halde güneye doğru hızlı bir şekilde genişletmeyi Basra ile Süveyş’e kadar hat çekmeyi amaçlamaktadır. Fakat 6 Eylül 1917’de İstanbul’da bu Ordu Grubunun ihtiyacını karşılayacak silah ve mühimmat deposu büyük bir patlama sonucu yok olur[8]. Bu tarihten sonra amaç değiştirilip sadece Filistin Cephesinde tutunmak ve mümkün olursa ilerlemek düşünülür. Atatürk, önceden de buraya dahil idi fakat 1917’de istifa eder.  Cephenin kötü gidişi ve izlenen askeri yol son derece felakete gitmektedir. Buna rağmen Enver Paşa, Atatürk’ün hayır dememesi için direkt olarak padişahın emrini alarak tekrar Atatürk’ü bu orduya 1918’de monte eder. Atatürk tebliğ edilen emri alıp Vahdettin ile görüştükten sonra salonda bulunan Enver paşa’ya şunları dediğini söyler: “Bravo, kutlarım, başardınız!.. Ve ciddi bir tavırla ekledim: Azizim, hiç olmazsa, biraz esaslı önlemler üzerinde konuşalım. Benim bildiğime ve anladığıma göre, artık Suriye’de ordu; kuvvet, durum, isimden ibarettir. Beni oraya göndermekle güzel bir intikam alıyorsunuz. Sonra alışılmışın dışında bir iş yaptınız; Padişah’ın kendisinden bana buyruk çıkarttınız![9] [10]Dönemindeki herşeyden haberi olan ve her detayı anlatan Kazım Karabekir bu durumdan hiç bahsetmez.

Mustafa Kemal, cephede bulunan tümenlerin yarıya kadar ancak dolu olduğunu söyler[11]. 19 Eylül 1918’de Allenby komutasındaki İngiliz taarruzu başlamadan önce İstanbul ile haberleşme hatları Araplarca kesilir[12]. 19 Eylül’de İngiliz taarruzu başlar başlamaz Osmanlı’nın en uzun süreli cephesi olan Filistin birkaç saatte çöker. Osmanlı askerlerinin büyük bir çoğunluğunun mühimmatı az, yiyecek içeçek sıkıntısı fazladır. İngilizler’in 1’e 5’lik bir üstünlüğü vardır. Ayrıca ilk tank prototipleri ve de İngilizlerin (RAF) hava kuvvetleri etkin bir şekilde hiçbir karşılık görmeden geri çekilen Osmanlı askerlerinin üstüne bombalar atar. Osmanlı topçuları etkisiz kılınır. Allenby’nin bu süratli taarruzu tüm savaş tarihini değiştirir ve Almanlar’ın İkinci Dünya Savaşı’nda kullanacağı Yıldırım Harekatına (Blitzkrieg) ilham kaynağı olur. Yerel halkın da mühim bir kısmı Osmanlı askerine cephe alır. Faysal’ın birlikleri özellikle Hicaz Demiryolu’na bağlanan kısımdan Halep’e kadarki alanda ricat eden Osmanlı askerlerine saldırır. Cevat Paşa’nın ordusu tamamen ve Cemal Paşa’nın  ordusu da esir olmakla beraber demiryolu boyunca sürekli rahatsız edilir ve imhaya gider. Sadece Mustafa Kemal Paşa’nın birlikleri ve İsmet İnönü’nün ve Ali Fuat Paşa’nın kolorduları Şeria’nın kuzeydoğusuna doğru kırarak geri çekilmeyi başarır fakat kayıplar yüksektir. Özetle Tepelerden inip önce Şam’a sonra da Halep’e sonra da neredeyse bugünkü sınıra yakın Katma (Kilis’e 30 kilometre) mevkine çekilir. Mustafa Kemal’in burada amacı çok hızlı ilerleyen Arap ve İngilizler’in Anadolu’ya girmelerini önlemektir. Katma’da ancak durdurulurlar. 20 Eylül’de subayların bile silah kullanmak zorunda kaldıkları sokak çarpışmalarına girilir[13]. Mustafa Kemal’e 23 Eylül’e kadarki Liman Paşa’nın hiçbir emri ulaşmaz[14]. Kendi çabalarıyla demiryolu tarafına bulaşmadan ve sahili de takip etmeden tek sıra düzeni ile 21-22 Eylül’de tepelerden kuzeye intikal eder. Liman Paşa ile Mustafa Kemal görüşür ve Yıldırım Ordular Grubu komutanlığını bırakmasına gerek olmamasına rağmen yine de bırakacaksa Alman olan yardımcısına bırakması doğru iken bunu yapmaz. Uzlaştıkları karar ordunun mümkün oldukça geriye çekilmesidir. Fakat böylesine bir kararı Liman Paşa alamayacağını söyler. Kendisinin yabancı olduğunu dile getirir. Bu yüzden Mustafa Kemal Paşa’ya bırakır görevini. Ekim’in son günlerine doğru Liman Paşa görevi bıraktığında Halep ve Şam düşmüştür ve 30 Ekim’de ateşkes anlaşması imzalanana kadar ordular grubu Mustafa Kemal Paşa’ya kalır. Hiçbir şekilde bu cephenin bu seviyelere gelmesinde suçu yokken mahvolmuş bir ordunun komutanı olarak Birinci Dünya Savaşı’nı sonlandırır. Fakat kendi ordusunu başarıyla imhaya uğratmadan Anadolu’ya çeker. Tüm bunlara rağmen bahsedildiği gibi Karabekir’in de bahsetmediği gibi Birinci Dünya Savaşı’nda hiçbir Türk ordusu bu tür bir kuşatmada kalmadı ve bu kadar zayiat vermedi[15]. Halep düşerken şehirde çarpışa çarpışa kuzeye çekilinir[16]. Şam’da da Halep’de de binalardan hatta belediye binalarından da ateş açılır ve bombalar atılır[17]. Faysal’ın Arap güçleri sürekli taciz halindedir. 3. Kolordu Komutanı İsmet Paşa’nın 22-23 Eylül’de verdiği bir emirde “Teslim olmak için tutanak yazan ve bana getiren kişiyi kendi tabancamla öldürürüm.[18]demesi durumu açıklar. Özetle Türk tarihi için bu denli bir kayıp pek hazindir. Bunun sorumlusu asla Mustafa Kemal değildir. Cevat Paşa’da, Cemal Paşa’da, Liman Paşa’da değildir. 4 sene boyunca hiçbir şekilde ciddi desteklenmeyen Filistin cephesine gelecek denilen Alman ve Avusturya desteği gelmez. Silah ve mühimmat deposu kullanılamaz hale getirilir. Neticede can veren ve hiçbir suçu olmayan masum askerlerdir. Tamamen Çanakkale’de ve Irak’da görev yapmış bu isimleri bitirmeye yönelik Enver Paşa’nın bu hamlesini Karabekir de istediği gibi kullanır. Acı olanı bu kadar sert bir kayıptan sonra hem de daha 20 sene dahi olmadan bu satırları yazabilmesidir. Karabekir’in hırsını buradan da okuyabiliriz. Kanaatimce en çok Mustafa Kemal Atatürk’ü ve diğer silah arkadaşlarını üzen şey bu cümleler olmuştur. Burada Atatürk’ün yanında tıpkı kendisi gibi Kurtuluş Savaşı’nda birincil görev alan İsmet İnönü, Ali Fuat Cebesoy, Fahrettin Altay’ı direkt şekilde suçlar. Kendisinin Doğu Cephesinde aynı şartlarda böyle bir hamle yapmadığından bahseder. Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ile  Cumhuriyet’in ilk yıllarında yakınlaşsa da İstiklal Harbimizin Esasları’nı yazarken Ali Fuat Paşa’da Mustafa Kemal Atatürk ile barışır ve 1931’de meclise de geri döner. Karabekir bu durumdan sonra kendisini daha da yalnız hisseder.

Karabekir’in birçok iddaası mevcuttur. Milli mücadeleye başlamazken sürece dair olanlara önemli bir örnek gördüğüm Filistin cephesine dair incelemeyi yukarıda yapmaya çalıştım. 1919 yılına gelirsek Karabekir, Erzurum’a görevlendirilir. Mustafa Kemal Paşa’dan bir ay önce Anadolu’ya geçmiştir. Burada mühim bir nokta da Karabekir’in bahsettiği neden Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığıdır[19]? Karabekir, buna gerek olmadığını pek ala Trabzon’a çıkabileceğini söyler. Burada Mustafa Kemal Paşa, önceden beri tanıdığı ve düşüncelerini bildiği Karabekir’e ihtiyatlı davranmaktadır. Nitekim Amasya Genelgesi ilk ikiliğin patlak vereceği nokta olur. Atatürk, bir devrimcinin kararlılığına sahiptir. Belli bir program dahilinde hareket etmektedir. Karabekir, Amasya Genelgesi ile İstanbul ile iplerin bir anda kopartılmasını istemez. Bu durumun onları asi yapacağını söyler. Erken davranıldığını ekler[20].

Nutuk’ta Atatürk’ün bahsettiği Trabzon’da İzmir’in işgali üzerine Türklerin mitinginin güvenlik sebebiyle iptal edildiğini söyler. Trabzon’dan da sorumlu Karabekir’in görevini tam yapmadığını dile getirir[21][22]. Karabekir, en azından kötülenmemeyi beklediğini dile getirir[23]. Mustafa Kemal’in bahsettiği ve önceden de sahil güvenliğinin sağlanması gerektiğini yazar. Bunun olmadığını dile getirir[24]. Karabekir’de Mustafa Kemal de bu zamana kadar birbirlerini korur. Mustafa Kemal ordudan istifa etmesi ve yakalama kararı çıkarılmasında da Karabekir çok önemli bir adım atarak: İstanbul’dan gelen emre uymayıp Mustafa Kemal’in emrinde olduğunu dile getirmiştir[25]. Erzurum Kongresinin engellenmesi için emir alsa da uygulamamış hatta kuruluşunda var gücüyle çalışmıştır. Ağustos 1919’a kadar İstanbul, Karabekir’e karşı sessiz kalsa da bu tarihten sonra rütbesi düşürülmüştür. Karabekir’in rahatsız olduğu başka bir konu da İstanbul’da Meclis-i Milli varken Heyet-i Temsiliye’nin oluşturulmasıdır[26].

Sonuç

Candan arkadaş olan ve birbirlerine kardeşim diye hitap eden bu değerli iki kurucu neden karşı karşıya gelmiştir? Kanaatimce bunun asıl nedeni Karabekir’in düşüncelerinden dolayı devrimlerin dışında kalmasıdır. Türkiye kurulduktan sonra da sorunlar devam eder. 1933’de doruk noktasına ulaşır. Devletin ilk yıllarında önemli iki nokta da Karabekir ile Atatürk ayrılır: “Saltanatın kaldırılması” ve “Cumhuriyetin ilanı[27]. Karabekir özellikle cumhuriyetin ilanına oldu bitti olarak bakar. Trabzon’dadır ve şaşkındır. Günlüğüne bu önemli günde “Dün Cumhuriyet ilan edilmiş” diye yazar sadece[28]. Karabekir, aylardır cumhuriyetin hem İstanbul basınında hem Ankara basınında hem de Trabzon basınında tartışıldığını biliyor olmalıdır. Ayrıca cumhuriyetin ilanına muhalif Ali Fuat Cebesoy’un müfettiş olarak Ankara dışında olması ve yine aynı şekilde Kazım Karabekir’in yine Ankara dışında olması tesadüf değildir. Acaba Karabekir cumhuriyetin ilanında Ankara’da olmak istiyorum deseydi kim karşı çıkabilirdi? Bu kimin haddinedir?

1933 yılında bir dizi gazetelerde Karabekir’in mektupları yayınlanır. Böylesine önemli bir Kurtuluş Savaşı liderinin iddaları ses getirir. Ancak mühim de ispat gerektiren ifadeler vardır. Karabekir’in mektupları bir süre sonra önemini kaybetse de birçok kişinin mektuplar göndermesine ve cevap vermesine neden olur. 1933’de Karabekir, özetle “Milli mücadele benim eserimdir” der. Ruşen Eşref’in buna cevabı Mustafa Kemal’in bir sözüyle olur ve şöyledir: “Bütün elde ettiğimiz neticeler milletin eseridir[29]. Mahmut Soydan ise Karabekir’in ileri gittiğini ve “Doğuda ben olmasam başarılı olunmazdı” demesini yanlış bulur. Mehmet Nuri Conker ise: “Karabekir Paşa’nın akıl ve muhakemenin pek kolay sırrını bulamayacağı bir iddia ortaya attığını ve bu suretle milli hareketin nüvesini kurduğunu, Erzurum Kongresi’ni topladığını, Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya davet ettiğini, İstanbul’da birçok zatla beraber Padişah ile de görüşmüş olduğunu iddia ederek lehine mi aleyhine mi olduğuna pek bakmaksızın birtakım vesikaları yayımladığını ve yayımlamaya devam ettiğini” belirtir. Harbiye’den itibaren tanıyan Conker, Karabekir için kibir ve gururunun esiri olarak muhakemesini kaybettiğini ve yanlış yola sürüklendiğini dile getirir[30]. Günümüzde Karabekir’i sahiplenip alternatif tarih oluşturmaya çalışan kesimler vardır. Karabekir’i dindar, milliyetçi ya da muhafazakar kesim lider olarak görür[31].

KAYNAKÇA

Atatürk, Mustafa Kemal, Nutuk, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2011.

Atay, Falih Rıfkı, Çankaya, Bateş Yayınları, İstanbul, 1980.

Çiftçi, Ali, “Milli Mücadelede Liderlik Sorunu ve Kazım Karabekir”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, 50. Sayı (Güz, 2012).

Evcin, Erol “Kazım Karabekir Paşanın Basında Neşredilen Tarihi Mektupları ve Bunların Kamuoyuna Yansımaları”, Atatürk Araştırmaları Merkezi Dergisi, 29.Cilt, 87.Sayı (Kasım, 2013).

Karabekir, Kazım,  İstiklal Harbimiz, Haz. Tahsin Demiray, Mert Yayınları, İstanbul, 1960.

Karabekir, Kazım,  İstiklal Harbimizin Esasları, Sinan Matbaası, İstanbul, 1933.

Karataş, Zeki, “Osmanlı Devleti’nde Korunmaya Muhtaç Çocuklara Yönelik Sosyal Hizmet Uygulamaları”, Manevi Temelli Sosyal Hizmet Araştırmaları Dergisi, 1.Cilt, 1. Sayı (Ocak,2015).

Kemal, Cemal, “Nablus Meydan Muharebesinde Mustafa Kemal”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, 51. Sayı (Bahar, 2013).

Nicolle, David, Osmanlı Piyadesi, Çev. Osman Çakmakçı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012.

Sanders, Liman von , Türkiye’de Beş Sene, Çev. Osmanlı Genelkurmayı Askeri Tarih Encümeni Tercüme Heyeti, Haz. Muzaffer Albayrak, 3. Baskı, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2007.

Yalçın, Ercan, “Kurtuluş Savaşı Komutanları Ekseninde Cumhuriyet…”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, 10. Cilt, 22.Sayı (Bahar, 2011).

[2] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, Haz. Tahsin Demiray, Mert Yayınları, İstanbul, 1960, s.8.

[3] Zeki Karataş, “Osmanlı Devleti’nde Korunmaya Muhtaç Çocuklara Yönelik Sosyal Hizmet Uygulamaları”, Manevi Temelli Sosyal Hizmet Araştırmaları Dergisi, 1.Cilt, 1. Sayı (Ocak,2015).

[4] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimizin Esasları, Sinan Matbaası, İstanbul, 1933, s.22.

[5] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimizin Esasları, a.g.e., s.19.

[6] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimizin Esasları, a.g.e., s.28.

[7] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimizin Esasları, a.g.e., s.29.

[8] David Nicolle, Osmanlı Piyadesi, Çev. Osman Çakmakçı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012, s.9.

[9] Cemal Kemal, “Nablus Meydan Muharebesinde Mustafa Kemal”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, 51. Sayı (Bahar, 2013), s.623.

[10] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Bateş Yayınları, İstanbul, 1980, s.108.

[11] Falih Rıfkı Atay, a.g.e., s.96.

[12] Liman von Sanders, Türkiye’de Beş Sene, Çev. Osmanlı Genelkurmayı Askeri Tarih Encümeni Tercüme Heyeti, Haz. Muzaffer Albayrak, 3. Baskı, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2007, s.334.

[13] Liman von Sanders, a.g.e., s.334.

[14] Liman von Sanders, a.g.e., s.352.

[15] Cemal Kemal, a.g.e., s.638.

[16] Falih Rıfkı Atay, a.g.e., s.112.

[17] Falih Rıfkı Atay, a.g.e., s.112.

[18] Cemal Kemal, a.g.e., s.641.

[19] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, a.g.e., s.66.

[20] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, a.g.e., s.68.

[21] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2011, s.19.

[22] Mustafa Kemal Atatürk, a.g.e., s.24.

[23] Ercan Yalçın, “Kurtuluş Savaşı Komutanları Ekseninde Cumhuriyet…”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, 10. Cilt, 22.Sayı (Bahar, 2011), s.133.

[24] Mustafa Kemal Atatürk, a.g.e., s.19.

[25] Ali Çiftçi, “Milli Mücadelede Liderlik Sorunu ve Kazım Karabekir”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, 50. Sayı (Güz, 2012), s.377.

[26] Erol Evcin, “Kazım Karabekir Paşanın Basında Neşredilen Tarihi Mektupları ve Bunların Kamuoyuna Yansımaları”, Atatürk Araştırmaları Merkezi Dergisi, 29.Cilt, 87.Sayı (Kasım, 2013), s.9.

[27] Ercan Yalçın, a.g.e., s.119.

[28] Ercan Yalçın, a.g.e., s.133.

[29] Erol Evcin, a.g.e., s. 12.

[30] Erol Evcin, a.g.e., s. 33.

[31] Ali Çiftçi, a.g.e., s.384.