Etiketler

, , ,


Özet

Bu çalışmada Redif teşkilatının kuruluşundan sona erdiği döneme değin yapılan düzenlemeler incelenmiştir. Avrupa ordularından geri kalmamak, merkezden uzak toprakların güvenliğini sağlamak ve asker sayısını arttırmak amacıyla oluşturulan Redif Teşkilatının, esinlenildiği Prusya’nın Landwehr örgütlenmesiyle karşılaştırılması yapılmıştır. Son bölümde Redif Teşkilatı açısından İzmit Sancağının önemi vurgulanmıştır.

Anahtar Sözcükler: Redif Teşkilatı, Landwehr Örgütlenmesi, İzmit Sancağı.

Giriş

 Osmanlı Devleti’nin ordusu, askeri tarih açısından ayrı bir önem teşkil etmektedir. Ordunun merkezini oluşturan Yeniçeriler[1], 16.yy.ın ortalarına kadar bir imparatorluk ordusunun kabul edebileceği disiplin, keskinlik ve inanç açısından oldukça güçlüdür. Osmanlı Devleti’nin ordu düzeni, ateşli silahlar sahalarda belirleyici olana kadar sahada esnektir ve derin hat şeklinde kalır, son derece başarılı da olur. Buna rağmen devletin 16.yy.da bir anda orantısız genişlemesine bağlı olarak asker sayılarında da artış kurulu düzeni bir hayli bozar. Ayrıca yönetimsel olarak birey çıkarlarının devletin önüne geçmesi içten çürümeyi beraberinde getirir. Askeri olarak da 16.yy.da başlayan ve 17.yy.da daha da yıpratıcı hal alan emir-komuta zincirinin bozulması ciddi sorun teşkil etmektedir. Özellikle burada bahsetmek istediğim II.Viyana Kuşatması’dır. Sadrazam Kara Mustafa Paşa’nın Eylül 1683’deki çoğu emri dinlenmez. Bozguna uğrayan Osmanlı ordusu dağılır. Geri çekilme hiçbir şekilde kontrol edilemez. 17.yy. bu şekilde biter.

18.yy.a gelindiğinde Osmanlı Devleti özellikle Yeniçeriler üzerinde düzenlemelere gitmeye özen gösterir. Osmanlı ordusunun silah ve teçhizat yönünden Avrupa ordularıyla kıyaslandığında büyük farklar yoktur. Sorun, yüzyılın ortalarından itibaren ateşli silahların başarısına bağlı olarak geliştirilen savaş taktik ve stratejilerinin Osmanlı ordusuna uyarlanamayışıdır. Eğitimli subay yoktur. Avrupadaki bu değişime adapte olmaya 18.yy.ın ikinci yarısında Osmanlı Devleti de başlar. Örneğin Rus ordusu gibi derin hattan vazgeçip ince hat düzenine geçecektir[2]. Ateşli silahlar sahada telafizi kolay olmayan bir çarpışma anlayışını getirir. Buna bağlı olarak da çağın gereksinimlerini bilen er ve özellikle subaylara ihtiyaç vardır. Osmanlı ordusu 1768-1774 arasında Rusya ile savaşlarda birçok yeni taktik ve strateji görür. II. Katerina, sadık adamlarından kurduğu düzenli ordu ile disiplinli ve güçlü bir ordu kurmayı başarır. Burada asker olarak görev alan Ahmet Resmi Efendi’nin de dediği gibi Rus ordusu gece hiç belli etmeden intikal edebilir, düşmana ani baskınlar yapabilmek için civar tepelerin ardından dolaşabilir ve hantal olmayan küçük mevcutlu birlikler halinde saldırabilir[3].

Avrupadaki bu değişimin farkına varılması ile 18.yy.ın sonlarından itibaren bir dizi askeri yeniliklere girişilir. Bunları çalışmamın birinci bölümünün girişinde inceleyeceğim. Ardından asıl olarak bu bölümde II. Mahmud’un  Osmanlı ordusunda giriştiği yeniliklere değineceğim ve çalışmanın ana konusu olan Redif örgütlenmesini ele alacağım. Redif teşkilatının kuruluşu ve geçirdiği çeşitli düzenlemelerle geçen 80 yıllık süreci işleyeceğim. Rediflerin oluşum aşamasında etkilenilen Prusya ordusunun milis örgütlenmesi olan Landwehr teşkilatı ile Redif teşkilatının benzer ve farklı yönlerini dile getireceğim. Bölüm sonunda Redif teşkilatının sona ermesinin üzerinde duracağım. İkinci bölümde ise Redif teşkilatında önemli bir merkez olan İzmit Sancağının üzerinde duracağım.

BİRİNCİ BÖLÜM: REDİF TEŞKİLATI

1.1.Redif Teşkilatının Kuruluşu ve 1869 Yılına Kadar Düzenlemeler

Osmanlı kara ordusunun merkezini yeniçeriler oluştururdu fakat 18.yy.ın sonlarına gelinince yeni arayışlara gidilir. Çağın gerektirdiği askeri eğitimin merkezi olması planlanan  Nizam-ı Cedid, 1792’de kurulur. Başlarda Levent Çiftliğindeki kışlalarda kalan bu yeni ordu, sayıları artınca Selimiye Kışlasına geçirilir. Yeni eğitimli birliklerin 1801’deki sayıları 10 000 civarındadır. 1806’da ise 22 865’e kadar yükselir. Ankara, Niğde, Kastamonu ve Bolu’da da kışlaları mevcuttur[4]. Bu düzenli ve eğitimli olmaya başlayan ordu Rusya ile yapılan 1806-1807 savaşlarında Yeniçerilerle birlikte savaşır. Yeniçeriler bu orduyu istemez ve onlarla birlikte savaşmaktan hoşnut değillerdir. Çıkarılan isyan neticesinde Nizam-ı Cedid ordusu kaldırılır. Sultan III. Selim’de tahttan indirilir.

Nihayetinde II. Mahmud, tahta Alemdar Mustafa Paşa tarafından çıkarılır. Öncelikle Sultan Mahmud’da yeni bir ordu denemesi yapar: Sekban-ı Cedid. Sadece birkaç ay içerisinde bu ordu da Yeniçerilere boyun eğer duruma gelir. Tüm bu olanlara rağmen II. Mahmud’un yeni bir düzen ve ordu kurma isteği ortadan kalkmaz. Birçok alanda yenilik yaptığı gibi orduyu da baştan sona değiştirmek istemektedir. 1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırılır. Yeniçeriliği anımsatacak ne varsa yok edilir ve aynı yıl Asakir- i Mansure-i Muhammediyye kurulur. Osmanlıların asıl kuvveti olacak bu nizami ordu, 15- 30 yaş arası müslümanlara açık olacaktır. Nizam- ı Cedid gibi bu ordunun merkez kışlası Selimiye olur. Sayısı artınca Davutpaşa ve Rami kışlalarında da kalırlar. Bu ordu hem savaşta hem de barışta görev yapacaktır[5]. Yine bu yeni Nizamiye ordusu için Mansure hazinesi kurulur. II. Mahmud yeniliklerinin önemli kişilerinden Hüsrev Paşa, Avrupa’ya meraklı biridir. Avrupa’nın askeri teknolojisini yakından takip etmek istemektedir. Aynı zamanda kendisi de yeni bir ünvan olan Seraskerliği yani ordu komutanıdır.

Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Anadolu’da birlikler barındırsa da genel olarak merkez ordu teşkilatı olarak düşünülür. Hüsrev Paşa ve II. Mahmud, Nizamiye ordusuna ek olarak kuruluşundan 8 yıl sonra 1834’de Redif-i Asakir-i Mansure’yi oluştururlar. Bu askerler, eyalet kuvvetleri olarak tasarlanır. Redif askerleri, Nizamiye ordusundan emekli olanlara açıktır. Eğer güçleri yeterse Redif olarak devam edebilirler. Eyalet askerleri olacakları için kendi işleriyle talimler haricinde kalan zamanlarda uğraşabilirler. Haftada birkaç gün talimde olacaklardır. Eğitimlerini merkezden gönderilecek subaylar yaptıracaktır. Yılda iki defa büyük talim olacaktır. Bu büyük talimler İstanbul’da ya da eyalet merkezlerinde yapılacaktır. Tüm sancakların 1400 kişiden oluşturulması kararlaştırılır[6]. Redif yazılabilmek için yaş aralığı 23-32’dir[7]. Redif teşkilatlanmasının subay ihtiyacı o bölgedeki ayanlardan karşılanacaktır[8]. Nizamiye ordusu ile üniformaları aynıdır. Redifler de nimten ve elifi giyerler. Sancaklarda subaylar sadece sivil dolaşamaz. Erlerin sivil olması uygun görülür ancak er olduklarını belli eden fes takmaları yeterlidir. Silahları da sadece talim ya da görev sırasında kullanırlar. Redif askerlerinin görev süresi beş yıl olarak belirlenir[9]. Böylece Avrupa ordularına göre düzenlemelerin önemli bir adımı daha atılmış olur.

Serasker Hüsrev Paşa 1835’de Prusya’dan gezi amaçlı Türkiye’ye gelen Helmuth von Moltke ile görüşür görüşmez Rediflere çok benzeyen Landwehr örgütlenmesiyle ilgili sorular sorar. Hüsrev Paşa, Prusya’dan izin alarak Moltke’nin  Rediflerin talimlerinde görev almasını ister. Ayrıca Osmanlı eyaletlerini harita üzerinde detaylı olarak inceleyip Rediflerin bulunduğu mahallerin işaretlenmesi de talep edilir. Helmuth von Moltke, 1835-1839 arasında Türkiye’de görev alır. Nizip Savaşında Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa girer. Moltke, yeni kurulan Nizamiye ordusunun Yunan isyanlarını, Navarin Olayını (1827) ardından Rusya ile savaşı (1828-1829) gördüğünü dile getirir. Yeni kurulan bu ordunun eğitimsiz ve acemi erlerden olduğunu söyler. Sadece Nizamiye ordusunun yetersiz olacağını düşünür. Türk ordusunun Landwehr gibi bir oluşuma ihtiyacı vardır[10]. Bu da Redif askerlerine tekabül eder.

1836 yılına gelindiğinde  Redif Teşkilatında düzenlemeye gidilmesi uygun görülür. En mühim değişiklik Osmanlı coğrafyasının 5 Müşirliğe ayrılmasıdır. Her Redif taburunun mali işleri müşirlere bırakılır. Müşirler, merkezden atanır. 5 Müşirlik şunlardır: Redif-i Asakir-i Hassa-i Şahane Hüdavendigar Müşirliği, Redif-i Mansure Konya Müşirliği, Redif-i Mansure Aydın Müşirliği, Redif-i Mansure Erzurum Müşirliği ve Edirne Müşirliğidir[11]. Müşirlik sistemine geçiş ayanların otoritesine karşılık atılmış bir adımdır. Ayrıca yılda 2 defa yapılan talimler yerine münavebe usulüne geçilir. Şöyle ki: bir kısım asker eğitime giderken bir kısmı da eyalette kalır. Bu yöntem 1839’da kaldırılır. Münavebe maliyeti daha da arttırır. Osmanlı Devleti, Nizamiye ordusunun tam olarak ihtiyaçlarını gideremezken bu yöntem ağır gelir. Bu düzenleme sırasında daha bir tabur asker sayısını ancak dolduran Rediflere süvari de eklenir. Hassaların süvari Redifler sadece 1836’ya kadar Hüdavendigar Eyaletinde vardır. Bu tarihten sonra Ankara, Erzurum, Çorum, Kastamonu gibi bazı bölgelere de birer bölük kadar süvari takviyesi yapılır. Bu süvari subayları merkezden atanır ve Nizamiye ordusundan gönderilirler. Redif süvarileri de fes giyerler. Taşıması kolay ve hasarı yüksek piştov kullanırlar.

 Bu düzenlemeler devlete daha çok yük bindirir. 1426 kişilik bir Redif taburunun maliyeti 8347 kuruştur[12]. Giderleri karşılayabilmek için ek vergiler halktan talep edilir. İane-yi Cihadiyye her kazadan yılda 2 defa toplanır. Ayrıca bu vergiye yüzde elli zam da yapılır[13]. İlave olarak birçok liman geliri Redif hazinesine aktarılır. Tüm çabalara rağmen hazinenin geliri 57 000 gideriyse 96 000’dir. Hazine 1839’da lağvedilir.

1843 yılına gelindiğinde Osmanlı kara ordusuna ilişkin yeni düzenlemelere gidilir. 5 sene muvazzaflık ve akabinde 7 sene de Redif olarak görev yapılacaktır. Bu düzenlemeyle açık olarak askerden kaçmanın önüne geçmek istenir. Askerden kaçma konusuna bu bölümün sonunda değinilecektir. Bu düzenleme gereği olarak da emekli olan muvazzafların yerine Rediflerden alım yapılır. 1846 yılında bir düzenlemeye daha gidilir. Asker alma şartlarıyla ilgilidir. 1843’teki değişikliklerde kura ile alım var. Bu detaylandırılarak devam ettirilir. 1846 değişiklikleri, 1869’da Hüseyin Avni Paşa Serasker olana kadar yürürlükte kalır. Kura usulü ile alım yapılır. Bunun nedeni Rediflerin askerden kaçmaya eğilimli olmasıdır. Savaş döneminin uzun sürmesi, ailelerin geçimini sağlıyor olmaları ve hayatta sorumlu oldukları yük fazla olması askerden firar için yeterli sebepler olarak görülür. Devlet halkın yükünü hafifletmek için ailenin iki oğlundan birini alır. 26 yaşından sonra Nizamiye ordusuna alım olmaz. Ancak Redif olabilir. Yine yalnız olan kişiler de ancak Redif yazılabilir. Ailenin tek çocuğuysa alınmaz fakat 3 çocuk varsa 2’si alınabilir. 1846 düzenlemeleri ile Redif taburları artık yedek ordu konumundadır[14].

1.2. 1869-1886 Yılları Arasındaki Düzenlemeler

Bu yıl yapılan düzenlemeler genel itibariyle Birinci Dünya Savaşına kadar değişmez. Kura ile alım devam eder. Askerlik yaş aralığı 20-40 olur[15]. Ordu 3 ana kısma ayrılır. Nizamiye ordusu, Redifler ve Mustahfızlar. Mustahfızlar, Redifler de göreve gittiğinde sancaklarda kalan genel olarak iç güvenlik sorumlusu erlerdir. Osmanlı kara ordusu 7 yönetim bölgesine bölünür. I. İstanbul merkezli Hassa Ordusu, II. Şumnu Merkezli Tuna Ordusu, III. Manastır merkezli Rumeli Ordusu, IV. Erzurum merkezli Anadolu Ordusu, V. Şam merkezli Suriye Ordusu, VI. Bağdat merkezli Arabistan Ordusu ve son olarak San’a merkezli Yemen Ordusu. Görev sürelerinde de değişikliğe gidilir. 20 yıl askerlik yapılacaktır. İlk 6 yılı Nizamiye ordusunda sonraki 6 yıl Redif olarak ve en son 8 yıl da Mustahfız olarak yapılacaktır. 1869 yılı içerisinde yapılan sayıma göre ordu mevcutları şu şekildedir: 173 000 Nizamiye askeri, 182 000 Redif ve 53 000 Mustahfız vardır. 19.yy.ın son çeyreğiyle beraber askerlik genel itibariyle Anadolu insanına kalır. İstanbul’dan zaten asker temin edilmez. Arnavutluk, Necid, Hicaz, Trablusgarb, Bingazi gibi yani kıyı şeridinden de asker alınmaz. İlave olarak da Osmanlı Devleti’nin denetiminin dışında kalan konar-göçerler ve aşiretlerden asker alınamaz[16] hatta bazıları direkt olarak muaf tutulur. Redif taburları aynı sene içerisinde Kısm-ı evvel ve kısm-ı sani olarak ayrılır. Evvel olanlar önceden Nizamiye askeri olup Redif grubuna düşenlerdir. Sani olanlar ise hiç tecrübesi olmayanlardır[17].

1886 yılına kadar bu ikili Redif ayrımı kalır. Bu tarihte çıkan askere alma kanunu sonrasında tüm Redifler asker olarak kabul edilir. Avrupa ordularının sayıları yüksektir. Osmanlı uyum sağlamak için böyle bir yola başvurur. 1880’e doğru Almanya, Avusturya ve Rusya’nın asker sayıları 1 milyon ile 1.5 milyon arasındadır. Osmanlı Devleti’nin ise 700 000 civarıdır[18].

1886 yılında  nizamname de yayınlanır. 19.yy.ın ortalarından itibaren ve yüzyıl sonuna doğru da gitgide artan Ermeni isyanlarına istinaden ülke içinde kundaklama olayları artacağı şüphesiyle Redif depolarının nöbetçi asker sayıları arttırılması istenir[19]. Nöbete kalan erlerin gözü açık olması beklenir.

Bir başka mühim konu da askerlerin kullandığı tüfeklerdir. Osmanlı Devleti, 19.yy.ın son otuz yılına girerken silahlarını değiştirir.  Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın desteğiyle baskın bir şekilde Mauser stoklara girene kadar Winchester, Sneider ve Martini gibi iğneli tüfekler kullanılır. Kuyruktan dolmalı bu tüfeklerle özellikle Martini ile dakikada 12 atım yapılabilir[20]. Bu silahlar Nizamiyelerde vardı fakat 19.yy.ın sonlarına doğru Müşir Recep Paşa’nın hatıralarında görüleceği gibi Bağdat’da görev yapan Redifler hala eski tüfekleri kullanır. Bundan da şikayetçi olduklarını üstlerine iletirler[21].

1.3.Redif Teşkilatının Sona Ermesi ve Redifler Üzerine Bazı Düşünceler

Redif teşkilatının daha başlarında iken Anadolu’da bazı bölgelerde örneğin Eğin kazasında askerler kendi ihtiyaç malzemelerini karşılarlar[22]. Fakat bu durum Osmanlı Devleti’nin son 30 yılında kontrol edilemez boyutlara ulaşır. Redif askerlerinden ziyade Nizamiye ordusunun bile ihtiyaçları karşılanamaz. Ülke içerisinde Yemen’den Balkanlar’a kadar her yerde hareketlilik vardır. Bu ateş arasında kalan Anadolu erkek nüfusu ki burada özellikle Erzurum merkezli IV. Ordu her yere yetişmeye uğraşır. Erzurum havalisine I. Ordu tarafından Kocaeli üzerinden daima asker, silah ve teçhizat kaydırılır. Yıllardır savaştan yorgun düşmüş Türk nüfus Nizamiye ya da Redif olarak çarpışmalara girer. Ordu artık Rediflere hiç yetemez.

Rediflerin son 30 yılda yaptığı Nizamiye askerlerine destekten daha çok bulundukları sancaklarda iç güvenliği sağlıyor olmalarıdır. Devlet, gayri nizami harpte Redifleri oldukça etkin kullanır[23]. Rediflerin, Nizamiye ordusu haline getirilip ayrıcalık verilmemesinin en büyük nedeni budur. 1900’lü yıllara girildiğinde artık kaldırıldığı 1912 yılına kadar sürüldükleri her cephede firar eden direnç gösteremeyen birlik haline geldiler. Rediflerin tüm teşkilat süresi boyunca erlerine genelde falaka cezası verilir. Şayet kaçanlar subay ise ceza ağırlaşır. 1906’da Yemen’de ayaklanmayı bastırmaya gönderildiklerinde isyan ederler. Sebebi son derece haklıdır. Çok uzun süredir görevde olduklarından terhis olmak isterler. Ayrıca yemek ve barınma şartlarının oldukça kötü olmasından şikayet ederler. Ceza uygulanmaz. Subayları telkin yoluna gider[24]. 1911’e gelindiğinde tamamen Rediflerden ümit kesilir. Hem Nizamiyelerin hem de Rediflerin mevcutlarının yüzde otuzu Yemen’de görevdedir[25]. Bu Osmanlı ordusunun belini kıran etkenlerden biridir. Balkan savaşının evvelinde ordunun vaziyeti hiç parlak gözükmemektedir. 812 000 askeri bulması beklenen Osmanlı kuvvetleri ancak 290 bin kadardır. Buna Redifler de dahildir. Bu rakam Balkan kuvvetlerinin hepsinin topladığı asker sayısıyla aşağı yukarı denk olmasına rağmen Rediflerin özellikle eğitimli birlikler olmaması ciddi handikap oluşturur. Ordunun en ufak bir hattında oluşacak tereddüt halinde hemen safları bozma ve firara eğilimlidirler. Ricat konusunda bilgileri yoktur[26]. Balkan savaşlarında başka bunun gibi örnekler vardır. Burada belirtmeliyim ki hiçbir askeri eğitim almamışlardır, iyi olmayan şartlarda yaşamak zorunda kalmışlardır ve yönetim de halkla bütünlük kuramamış ya da kurmamıştır. Bu halde Rediflerden birşey beklemesi hatadır. Birliklerin akıllarının ailelerinde kalması ve ölmek istememeleri son derece anlaşılır bir nedendir. Balkan savaşları’nda Redif birliklerinden örneklerle devam etmek gerekirse 1912’de Kırkkilise düşerken ordunun yükleri, cephanesi ve erzağı yitirilir. Karahisar’a mensup 50 tabur kaçar[27] fakat taburların sadece ismen var olduğunu düşünürsek 15 000 ya da 20 000 arası bir rakam olduğunu söyleyebiliriz. Bu olaylar akabinde Birinci Dünya Savaşı’na girmeden Redif askeri teşkilatı kaldırılır.

Redif teşkilatının kuruluş, gelişim ve sonuna dair anlatımın ardından bu bölümde bazı değerlendirmeler yapmak isterim. Kuruluş amacı Nizam-ı Cedid ordusu gibi eyaletlerde güçlü birlikler oluşmasını sağlamaktır. Buna rağmen ordunun yetersiz kalmasındaki en büyük neden coğrafyanın büyüklüğünün verdiği yoruculuk zemininde savaşların ve isyanların fazla olmasıdır. Bazı düzenlemelerle gayrimüslimlere de asker yolu gözükse de Redif yazılmamak için bedel ödeyerek ve yerine başka birini askere gönderterek yaşamına devam edebilir. Osmanlı Devleti’nin kontrol edemediği ve muaf tuttuğu aşiretler ve konar-göçerler de Redif yazılmaz. İstanbul halkı yazılmaz. Bahri birliklere bırakılan kıyılarda yaşayanlar da yazılmaz. Elde kalan Anadolu halkı ve Balkanlardaki müslüman nüfustur Redif yazılan. Yaşama dair sorunları oldukça fazla olan bu grubun sırtına bir de askerlik yüklemek oldukça yorucu olur. Halk eğitilmediği için kendisinden ne istendiğini bilmiyordur. İlave olarak bireyler kendilerinin ne yapmak istediklerini de bilmiyordur. Hayata bakışları son derece sınırlı okuma-yazması olmayan bu insanlar adlarını bilmedikleri coğrafyalarda yitip gitmişlerdir. Anadolu insanının aynasıdır Redifler. Adları olmayan ama savaşmak zorunda kalan insanlardır. Askeri olarak değerlendirmeye devam edersem Helmuth von Moltke’nin Rediflerle ilgili şu sözü özet gibidir: “Çarçabuk Avrupa usulüyle savaş öğretilmiş insanlar[28].” Yine Osmanlı’nın önemli subaylarından Ahmet Cevat Paşa onları: “Barut kokusu bilmeyen insanlar” olarak tanımlar[29].

Prusya ile Osmanlı Devletin yakınlaşmasından oluşan Redif teşkilatıdır. Ancak Osmanlı devlet adamları Landwehr örgütlenmesinin Türkiye coğrafyasında uygulanamayacağını görememişlerdir. Karşılaştırmalı olarak bakarsak Prusya, Osmanlı sınırlarının yanında oldukça küçük kalır. Bunun önemi Landwehr teşkilatı genel itibariyle evli olmayan ve genç nüfusun çoğunluğu oluşturduğu milis örgütlenmesidir. Redif teşkilatıysa genelde ailesi olan orta yaş ve hatta imparatorluğun sonlarına doğru ileri yaştaki grupların katıldığı birliklerdir. Hayattan beklentileri daha doğrusu sorumlulukları çok fazla olmayan Landwehr’in genç üyeleri Rediflere nazaran daha esnek hareket edebilir. Ordu içerisinde uyum sağlar. Rediflerin böyle bir esnekliği yoktur.çoğunun bakmakla yükümlü oldukları aileleri vardır. Her evden uzaklaştıklarında geri dönmeyi istemeleri bu yüzdendir. İstatistiki verilerden biri 1815’e aittir: 2. Batı Prusya birliklerine bağlı 7.Landwehr Alayının mevcudu 2076 kişidir. Bu alayda 2021’i 17-30 yaş arasındadır. Sadece 64’ü evlidir[30]. İlave olarak bu örgütlenmeye Rediflerdekinin aksine yalnız kimseler tercih edilir. Moltke, Landwehr ile Redifleri eğitim olarak karşılaştırılamaz olarak niteler.

2.BÖLÜM: REDİF TEŞKİLATINDA İZMİT SANCAĞININ ÖNEMİ

İzmit ya da Kocaeli Sancağı, Redif teşkilatı için örnek teşkil eder. 1836’da yapılan düzenlemelerle Hüdavendigar Müşirliği’ne bağlıdır. İzmit, Osmanlı Devleti’nin Hassa ordusunun merkezlerindendir. 1836’da Hassa Askeri Müşirlerinden aynı zamanda İzmit Sancak Muhasıllığı yapan Ahmet Fevzi Paşa Redif örgütlenmesini oluşturması için İzmit ve Bolu verilir. Ahmet Fevzi Paşa 17 günde Redifleri toplamayı başarır. Bunun akabinde başarısından dolayı II.Mahmud’un övgüsüne mazhar olur. İzmit Anadolu Rediflerinin ihtiyaçlarını karşılamak için de önemli bir noktadır. Hüdavendigar’a bağlı küçük rütbeli subayların ve erlerin kıyafetlerinin büyük çoğunluğu İzmit fabrikasında diktirilir. Merkezden önce bir örnek gönderilir. Bir miktar ödeme yapılır. Örneğe uygunsa ödemenin tamamı yapılır[31]. Feshane-i Amire’den 1840 yılında Redifler için fes  en çok İzmit Sancağına gönderilir[32]. Yine 1843 yılında İzmit’deki Çuha Fabrikasını Sultan Abdülmecid ziyaret eder. Fabrikanın işleyişinden çok memnun kalır. Burası Nizamiye ordusu için 100 000 çuha yapmaktadır.

Osmanlı Devleti üretimi daha da arttırmak için Nizamiye birliklerinin ve Rediflerin taleplerini karşılamak için 1870’de Sanayi Taburlarını oluşturulur. Kıyafet, silah ve teçhizat fabrikalarında çalışan bu taburlarda çocuklar da vardır. 1873’e gelindiğinde bu taburun mevcudu 1800’lere gelir. Zabitlerin de eklenmesiyle neredeyse alay kadar genişleyince 2 tabura bölünür. 1.taburdakiler çuha kumaşı ve diğer askeri elbiseleri üretmek için İzmit’teki fabrikada çalışacaklardır[33]. Bu fabrika doğrudan Dar-ı Şura-yı Askeri tarafından idare edilir.

Anadolu orduları açısından İzmit, geçiş yeri konumunda olduğundan özellikle IV. Ordu ile V. Ordu’ya fes, püskül, ceket, pantolon ve kaput gibi malzemeler buradan gönderilir. Gerekli durumlarda asker sevkiyatı da yapılır. İzmit’in önemi 19.yy.ın sonuna doğru daha da artar. Buradaki Redif askerlerinin bir kısmı Ermeni isyanlarına karşı doğuya göreve gönderilir. Bu yüzyılın sonlarına doğru da İzmit’in Redif askerleri terhis edilir ve sadece 250 asker bırakılır[34].Bugün İzmit Redif binası, Atatürk ve Redif Müzesi olarak kullanılmaktadır. Binayı 1863’de İzmit Mutasarrıfı Hasan Paşa yaptırır. 1890 yılında son halini de yangından sonra alır. 1999’a kadar 15. Kolordu Komutanlığı askeri mahkemesi olarak kullanılır.

Sonuç

Bu çalışmada Redif askerlerinin kuruluşundan sonuna kadar geçen sürede yaşananları inceledim. Osmanlı kara ordusunda önemli bir yer tutan Redifler, Nizamiye askerlerinin yanında cephede çok başarılı olamasalar da kendi bulundukları bölgeleri korumayı başarmışlardır. Gayri nizami harbe daha yatkındırlar. Şöyle de söylenebilir ki Kurtuluş Savaşı ile taçlanan döneme kadar Anadolu’da var olan Yunan terörünü azaltmayı başaran birçok kahraman aslında Redif askerlerinin bir nebze yaratmış olduğu milis tecrübelerden beslenir. Özetle Anadolu’da imparatorluğun son yüzyılında seyreden isyanlarla da pişen Türk halkı gayri nizami harpte tecrübe etmiştir.

Redifler, Prusya-Landwehr milis örgütüne benzetilmeye çalışılır. Ancak bölgesel bir güç olup barışta da kendi işiyle meşgul olması istenen Redifler çoğu zaman bu fırsatı bulamayacak kadar yoğun bir askeri hareketlilik içine düşerler. Osmanlı’nın sürekli isyan ya da savaş ile baş etmek zorunda kalması en çok bu büyük imparatorluk coğrafyasında onları zorlar.

Birinci bölümde teşkilatın kuruluşu, özellikleri ve geçirdiği aslında karmaşık düzenleme evrelerini inceledim. Ardından ikinci bölümde İzmit şehrinin, Redif Teşkilatı açısından önemine değinmeye çalıştım. İzmit Redif müzesinden de söz etmek istedim. Burası bugün de müze olarak hizmete açıktır.

KAYNAKÇA

Aksan, Virginia, Savaşta ve Barışta Bir Osmanlı Devlet Adamı Ahmet Resmi Efendi, Çev. Özden Arıkan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1997.

Beşikçi, Mehmet, “Balkan Harbi’nde Osmanlı Seferberliği ve Redif Teşkilatının İflası”, Türkiye Günlüğü, 110. Sayı (Bahar, 2012).

Bolat, Cahide, “Redif Askeri Teşkilatı (1834-1876)” (Basılmamış Doktora Tezi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2000.

Çadırcı, Musa, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapıları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1991.

Çakaloğlu, Cengiz, “Yemen İsyanı ve Trabzon Redif Taburu (1905-1906)”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9. Sayı (2010).

Çoban, Ahmet Hilmi, Ahmet Cevat Paşa’nın Tarih-i Askeri-i Osmani (Kitab-ı Rabi’) Adlı Eserinin Transkripsiyonlu Metni (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2009.

Ediz, Ziya, 1895-1896 Ermeni İsyanları ve Bu İsyanların Bastırılmasında Redif Taburlarının Rolü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2009.

Goodwin, Godfrey, Yeniçeriler, Çev. Derin Türkömer, Doğan Kitap, 3.Baskı, İstanbul, 2008.

Gül, Abdülkadir, “Eğin Kazasında Redif Taburlarına Asker Alımı (1834-1848)”, Tarih İncelemeleri Dergisi, 25.Cilt, 1.Sayı (Temmuz, 2007).

Hofschröer, Peter, The Prussian Army of The Lower Rhine 1815, Osprey Publishing, Oxford/United Kingdom, 2014.

Kütükoğlu, Mübahat, “Redif Kıyafetlerinin Maliyetine Dair”, İktisat Fakültesi Mecmuası, 41. Sayı (2011).

Moltke, Helmuth von, Moltke’nin Türkiye Mektupları, Çev. Hayrullah Örs, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1969.

Nicolle, David, Osmanlı Piyadesi 1914-1918, Çev. Osman Çakmakçı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012.

“Redif”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt: 34.

Şayin, Cevat ve Fatih Yeşil, “XVIII. Yüzyılda Taktik Değişim: Bir Osmanlı Muharebe Alanı Krokisi Üzerine Notlar”, Tarih Dergisi, 53.Sayı (1, 2011).

Takvim- i Vekayi, Def’a 87, 29 Rebiülevvel 1250/ 5 Ağustos 1834.

Ünal, Uğur, Sultan Abdülaziz Devri Osmanlı Kara Ordusu (1861-1876) (Basılmamış Doktora Tezi Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2006.

Yiner, Abdulnasır, Müşir Recep Paşa’nın Askeri ve Siyasi Hayatı (1842-1908) (Basılmamış Doktora Tezi İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2006.

Zeyrek, Suat, Birinci Balkan Yenilgisinin İç ve Dış Sebepleri (Basılmamış Doktora Tezi İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2012.

[1] Osmanlı ordu düzeni için bkz. Godfrey Goodwin, Yeniçeriler, Çev. Derin Türkömer, Doğan Kitap, 3.Baskı, İstanbul, 2008, s.277.

[2] Cevat Şayin ve Fatih Yeşil, “XVIII. Yüzyılda Taktik Değişim: Bir Osmanlı Muharebe Alanı Krokisi Üzerine Notlar”, Tarih Dergisi, 53. Sayı (1, 2011), s.24.

[3] Virginia Aksan, Savaşta ve Barışta Bir Osmanlı Devlet Adamı Ahmet Resmi Efendi, Çev. Özden Arıkan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1997, s.168.

[4] Cahide Bolat, “Redif Askeri Teşkilatı (1834-1876)” (Basılmamış Doktora Tezi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2000, s.3.

[5] Cahide Bolat, a.g.e., s.9.

[6] Cahide Bolat, a.g.e., s.24.

[7] Takvim- i Vekayi, Def’a 87, 29 Rebiülevvel 1250/ 5 Ağustos 1834.

[8] Musa Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapıları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1991, s.37.

[9] “Redif”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt: 34.

[10] Helmuth von Moltke, Moltke’nin Türkiye Mektupları, Çev. Hayrullah Örs, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1969, s.44.

[11] Cahide Bolat, a.g.e., s.32.

[12] Cahide Bolat, a.g.e., s.39.

[13] Musa Çadırcı, a.g.e., s.145.

[14] Cahide Bolat, a.g.e., ss.66-68.

[15] Uğur Ünal, Sultan Abdülaziz Devri Osmanlı Kara Ordusu (1861-1876) (Basılmamış Doktora Tezi Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2006, s.29.

[16] David Nicolle, Osmanlı Piyadesi 1914-1918, Çev. Osman Çakmakçı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012, s.11.

[17] Cahide Bolat, a.g.e., s.108.

[18] Uğur Ünal, a.g.e., s.60.

[19] Ziya Ediz, 1895-1896 Ermeni İsyanları ve Bu İsyanların Bastırılmasında Redif Taburlarının Rolü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2009, s.85.

[20] Uğur Ünal, a.g.e., s.125.

[21] Abdulnasır Yiner, Müşir Recep Paşa’nın Askeri ve Siyasi Hayatı (1842-1908) (Basılmamış Doktora Tezi  İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2006, s.124.

[22] Abdülkadir Gül, “Eğin Kazasında Redif Taburlarına Asker Alımı (1834-1848)”, Tarih İncelemeleri Dergisi, 25.Cilt, 1.Sayı (Temmuz, 2007), s.242.

[23] Mehmet Beşikçi, “Balkan Harbi’nde Osmanlı Seferberliği ve Redif Teşkilatının İflası”, Türkiye Günlüğü, 110. Sayı (Bahar, 2012), s.14.

[24] Cengiz Çakaloğlu, “Yemen İsyanı ve Trabzon Redif Taburu (1905-1906)”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9. Sayı (2010), s.117.

[25] Mehmet Beşikçi, a.g.m., s.11.

[26] Mehmet Beşikçi, a.g.m., s.19.

[27] Suat Zeyrek, Birinci Balkan Yenilgisinin İç ve Dış Sebepleri (Basılmamış Doktora Tezi İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2012, s.227.

[28] Helmuth von Moltke, a.g.e., s.262.

[29] Ahmet Hilmi Çoban, Ahmet Cevat Paşa’nın Tarih-i Askeri-i Osmani (Kitab-ı Rabi’) Adlı Eserinin Transkripsiyonlu Metni (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), 2009, s.164.

[30] Peter Hofschröer, The Prussian Army of The Lower Rhine 1815, Osprey Publishing, Oxford/United Kingdom, 2014, s.8.

[31] Mübahat Kütükoğlu, “Redif Kıyafetlerinin Maliyetine Dair”, İktisat Fakültesi Mecmuası, 41. Sayı (2011), s.298.

[32] Cahide Bolat, a.g.e., 94.

[33] Uğur Ünal, a.g.e., ss.123-124.

[34] Uğur Ünal, a.g.e., s.120.