Etiketler

,


“Kimse kimsenin iç yaşamını bilmiyor. En ince, duyarlı anlar

bu bilinmezlik ortasında yokmuş gibi solup gidiyor.”

Adalet Ağaoğlu, Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın en önemli yazarlarındandır. 13 Ekim 1929’da Ankara- Nallıhan’da doğar. Ortaöğrenimini Ankara Kız Lisesi’nde tamamlar. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirir. Yıl 1950’dir. Ankara Radyosu’na girer ve kuruluşundan sonra da TRT’de de çalışır. 1970 yılına kadar çeşitli nedenlerle aralar verse de burada görev alır. Lise öğrencisiyken başladığı yazarlığı 1970’den sonra da başka hiçbir görevle paylaşmaz.

Adalet Ağaoğlu’nun özel kılan şeyler vardır. Göç Temizliği adlı anı kitabında da görebileceğimiz gibi bir kendinle hesaplaşmasıdır. Herkesin sonucu ne olursa olsun adaletli olabilmesi için bunu yapması ve kendisiyle yüzleşmesi gerektiğini söyler. Özellikle yazarların böyle olmasının üzerinde durur.  Başka bir açıdan da Adalet Ağaoğlu, Türkiye Cumhuriyeti’nin geçirdiği  sosyal ve siyasal hayatın içinde, tam ortasındadır. Cumhuriyetle akran olduğunu ve bu sosyal- siyasal hayatın tanığı olduğunu söyleyebiliriz. Nallıhan da özel sayılabilecek bir yerdir. Şöyle ki burası eski İpek Yolu’nun üzerinde bulunan bir yerleşimdir. Geyve- Taraklı- Göynük hattının devamıdır. Anadolu’nun birçok bölgesine göre biraz daha gelişmişlik düzeyinin iyi olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin Geyve bugün bile civar ilçelere göre hala merkez olarak kabul edilir. Buna rağmen kadına Meşrutiyet döneminden itibaren biçilen “rol” erkek egemen nüfusu beslemektir. Bunun bugün bile devam ettiğini söyleyebiliriz. Aslında olması gereken kadının zayıf olduğunu iddia eden bu anlayışın aksine yeri geldiğinde erkek nüfusla beraber toplum için kendi aileleri için veya kendi idealleri için erkeklerle eşit olarak görülmesidir. İşte tam bu noktada çizilen sınırlı rolün dışına çıkan biri varsa o da Adalet Ağaoğlu’dur. Cinsiyet ayrımına takılmadan birçok başarım elde eder. Klasikleşmiş oyunları Devlet Radyosuna uyarlar. Yine radyoda Perde Arası adlı programı canlı olarak yapar. Tiyatro ile ilgili haberler, oyuncularla icra edilen röportajlara yer verilir. 1960 yılında yine Ankara’da ilk özel tiyatroyu açarlar. Meydan Sahnesi böyle kurulur. Kendi oyunları ve genç oyuncular için müthiş bir girişimdir. Bunları dönemin Türkiye’sinin zor şartlarına takılmadan başarabilmiştir. Ağaoğlu, her şahit olduğu olaydan, hastalıktan veyahut en kötüsü ölümden yani hayatın içindeki herşeyden bir oyun yazmayı başarır.

Adalet Ağaoğlu’nun kendi duruşuyla başardığı birşey daha vardır. Göç Temizliği’nde de dile getirdiği toplumda bazı meslek gruplarına ilgi pratik çıkarlara dayanır. Örneğin doktorluk, öğretmenlik, mühendislik veya avukatlık önemli görülür. Yazı yazmak yani yazar olmak kötü birşeymiş gibi algılanır. Bu algı hali bugün de mevcuttur. Yazar olanlara karşı hatta hasta gibi bir bakış olduğundan da bahseder. Ağaoğlu, tüm bunlara rağmen yine de hayattaki duruşunu bozmamış yeri geldiğinde aç da kalsa dimdik ayaktadır. Sevdiği mesleğin arkasındadır.

Bir ulus olmaya çalışan Türkiye’de cinsiyet ayrımı birçok sorunun yanında varlığını sürdürürken Adalet Ağaoğlu, iki darbe ve bir muhtıra görür. Bazı eserleri sansüre uğrar ve hatta yayından kaldırılır. Dahası da kitapları bile toplatılır. 27 Mayıs 1960’dan sonra Ankara Devlet Radyosunda Yves Montand çaldı diye polis tarafından azarlanır. Jean Paul Sartre’nin bir oyununu tanıttı diye de komünist olarak görülür. Hakkında dava açılır. Radyo Programı Daire Başkanı tarafından da arka çıkılmaz. Daha sonradan aklanır. Fakat tek başına kalmış kendi müdürü bile onu savunamamış adeta baskıya esir olmuştur. Çatıdaki Çatlak adlı oyununa da sansür uygulanır. 1966 yılında Kültür Müsteşarı bu oyunun bazı yerlerinin değiştirilmesi bizzat ister. Ağaoğlu değiştirmez. Oyunu gösterimden kaldırılır. Türkiye’de bazı dönemlerde basına sansür veya genel bir ifadeyle istibdad olur. Yine Muhsin Ertuğrul ki cumhuriyetin film ve tiyatro alanına katkıları çok büyük bir isimi bile iktidarla ters düştü diye Devlet Tiyatrosu Genel Müdürlüğünden alınır. Adalet Ağaoğlu, 12 Eylül 1980’den sonra mühim eseri Fikrimin İnce Gülü adlı romanı toplatılır.

İttihat ve Terakki ile başlayan memur olmaya karşılık özel teşebbüse halkı yönlendirme mevcuttur. Fakat bu durum yine bir süre sonra özellikle memur olmaya yönelinmeye neden olmuştur. İnsanlar yine yaşam koşullarına da bağlı olarak sırtını devlete dayamak istemektedirler. Darbeler sonucunda da memur demek bir anlamda sakınık ve renksiz olmak demektir. Her iktidar bir anlamda kendi sadık memurunu yaratır. Ancak Adalet Ağaoğlu böyle yapmamıştır. Kendi inandıkları için gerekirse her türlü riski göze alıp düşüncelerinin arkasında durmayı bilmiştir.

Tavsiye Okumalar

Ağaoğlu, Adalet, Göç Temizliği, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5.Baskı, İstanbul, 2008.