Etiketler

,


GİRİŞ

II. Viyana Kuşatması’ndan önce durumun evveliyatından bahsetmek ve bu çalışmayı hangi amaçla oluşturduğumuzu anlatmak gerekir. Sultan IV. Mehmed’ i iyi analiz etmek ve sarayın bulunduğu koşulları iyi anlamak da gerektiğini düşünüyoruz.

IV. Mehmed, siyaseti sevmeyen biriydi. Devlet işlerinden çabuk sıkılırdı. Ülke yönetiminde Kösem ve Turhan Sultanların dediğini yapardı. Köprülüler döneminde de bu değişmedi. Girit’in alındığı haberini duyduğunda hüngür hüngür ağladığı söylenir[1]. Av merakı pek mühimdir. Kendi çevresinde oluşturduğu toplulukla Edirne’de avlanmayı çok severdi. Otuz bin hayvan vurduğu söylenir[2]. 1687 yılında tahttan indirildi.1693 tarihinde Osmanlıların ondokuzuncu padişahı Edirne’de vefat etti.

IV. Mehmed’in annesi Turhan Sultan ve büyükannesi Kösem Sultandır. Kösem Sultan 1651’e kadar ülkeyi yönetti. Kösem Sultan iç oğlanlarca perde ipiyle öldürüldükten sonra yerine 1656’ya kadar Turhan Sultan geçti.1656’dan sonra IV. Mehmed’in, sadrazamı Köprülü Mehmed oldu ve kendi şartlarıyla başa geçti. Mehmed, sert ıslahatlarla sarayı temizledi. Venedik ve Macar üzerine sefer açtı ve kazandı. Anadolu’daki isyanları bastırdı. Köprülü Fazıl Ahmed Paşa yerini aldı. Babası gibi çetin bir kişi idi. Girit’i Osmanlı topraklarına kattı[3].

IV. Mehmed’in Fazıl Ahmed Paşa’dan sonraki yardımcısı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa olacaktır.1676’da başa geçen sadrazam Osmanlının son büyük askeri seferini yapacak ve Türklerin tarihteki en büyük ordusunu Viyana kapılarında sona götürecektir. İhtiraslı Mustafa Paşa’yı iyi anlamak gerekir çünkü her ne kadar kibir, kızgınlık ve acelecilik gibi özellikleri olsa da aslında bugüne kadar getirilenden yani önümüze konulandan daha anlaşılır ve önemle üzerinde durulması gereken değerli bir liderdir. Osmanlı Devletine bir canlılık gelmesi için bu seferi başlattı, kendi inandıkları uğruna gitti ve peşine binleri aldı. Evet, 5 saatle kahraman olmaktan döndü, “başarısız” oldu. Ancak Osmanlıların geç uyanmasını sağlayan bir sonu başlattı.

Bu çalışmanın amacı Mustafa Paşa’yı anlamak ve Dünya Tarihinin döndüğü savaş olarak düşündüğümüz Viyana Kuşatması’nı incelemektir.

1.BÖLÜM:

KUŞATMA ÖNCESİ OSMANLILARDA VE AVRUPA’DA VAZİYET

1.1.Kara Mustafa Paşa Ve Hedefleri

Mustafa Paşa’nın 1620-1635 arasındaki bir tarihte Kuzey Anadolu’da doğduğu, babasının Oruç ya da Hasan adında bir asker olduğu ve Bağdat’ da şehit düştüğü bilinir. Köprülü Mehmet Paşa’nın maiyetinde eğitim gördü. Köprülü ailesine damat giren Kara Mustafa Paşa 1659 yılında Silistre valiliğine getirildi. On yıl sonra Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa’nın olmadığı zamanlarda divana vekil oldu. 1675’te Sultan’ın kızlarından biriyle evlendi. Bir süre sonra da sadrazamlığa yükseldi. Esmer tenli olduğundan “kara” lakabını aldığı söylenir[4]. Ancak İstanbul’da bir yangını söndürme sırasında çalışırken yüzünün bir kısmı yandığı da söylenir.

Sadrazamlığa yükseldiğinde Macarlara karşı seleflerinin soğuk davranmasından rahatsız olmuştur. Ordunun sefere ihtiyacı olduğunu düşünür. Avusturya’ya karşı Macarların yanında koruyucu sanıyla savaşa girmek ve Avrupa’yı fethetmek onu cezp etmektedir. Kendini bir fatih olarak görmektedir. Roma’da St. Peter meydanında atla dolaşacağını söylediği anlatılır. Viyana’yı aldıktan sonra amacının XIV. Lui ile savaşmak olduğunu söyler[5].

Kara Mustafa Paşa’nın karakterine gelirsek yabancı diplomatlar zaman zaman gösterdiği nezaketten bahsetse de sert ve kibirli davranışlarıyla diplomatları şaşkına çevirdiği bilinir. Kızgınlığını kontrol altında tutmasını bilse de kendisinin karşıt görüşü olana tahammülü sınırlıydı[6]. Birçok görüşmesinde sert çıkışlarıyla idama götürdüğü devlet adamları olmuştur.

1.2.Osmanlıların, Avusturya ve Fransa İle Görüşmeleri

Avusturya ve Fransa harpte idi. Fransa kralı XIV. Lui, Osmanlıları Avusturya üzerine kışkırtıyordu. Osmanlıları teşvik edip kendi üzerindeki savaşı Osmanlı-Avusturya üzerine yıkmak için çabalıyordu. Bu sıralarda Lui’nin İstanbul elçisi Novantel sarayda Avusturya harbi için nabız yokluyordu. Kara Mustafa Paşa’ya bu sebeble Novantel, Raap ( Yanık ) ve Komarom kalelerinin planlarını sunmuştu. Kara Mustafa Paşa, Osmanlıların Avusturya’ya savaş ilan ettiğinde Padişah IV. Mehmed’den sadece Raap ve Komarom için izin alacaktı. Ancak durum bu şekilde olmayıp doğrudan Viyana üzerine bir sefere dönüşecektir[7].

Avusturya ile Osmanlıların görüşmesi de savaşın artık fiilen başlamasına yol açacaktır. Avusturya’nın Macaristan sınırındaki hareketlilikten endişelenir. Macarlar Tököli emrinde Avusturya’ya akınlar düzenlemektedir. Avusturya’nın İstanbul elçisi Caprara, 1682 yılında 1684’de nihayete erecek olan Vasvar Antlaşmasını uzatmak için saraya gelir. Padişah ile görüşmesi güzel geçer ve karşılıklı iltifatlarla padişah, diğer devlet büyükleriyle görüşüp onayını almasını ister. Sadrazamın başını çektiği Osmanlı heyeti Vasvar’ın uzatımı için Raap ( Yanık )’ı ister. Caprara sert bir dille bunu reddeder ve tutuklanır. Bundan sonra saldırı meşru hale gelir[8].

1.3.Avusturya & Lehistan’ın Antlaşması

Papa uzun süredir Avusturya için Katolik mezhebinden olan devletleri Osmanlıların aleyhinde teşvik ediyordu. Bunun sonucunda Avusturya’ya para ve gönüllü gelir. En kuvvetli ittifak ise Lehistan devletinle olan idi. Başında iyi bir komutan olan Jan Sobyeski bulunan Lehistan, Osmanlılarla savaşta iken kendisine yardım edilmemesinde gücenikti. Siyasi çıkarları ve Papa’nın teşvikiyle 31 Mart 1683’de Avusturya ve Lehistan arasında bir antlaşma imzalandı. Lehliler sonuna kadar Avusturya ile hareket edip kırk bin adamını Sobyeski kumandasında göndereceklerdi. Türkler yenilir ve savaş kazanılırsa, Bucaş antlaşmasıyla Osmanlı’ya geçen yerler ve Boğdan & Eflak Lehistan’a geçecekti[9]. Bu antlaşma ile Osmanlıya karşı iki şehir korunması amaçlanmıştır. Viyana’ya saldırı olursa Lehistan, Krakow’a saldırı olursa Avusturya yardıma gelmesi düşünülmüştür.

1.4.Edirne’den Belgrad’a

Edirne’de bulunan fevkalade Avusturya elçisi son defa olarak Yeniçeri ağası Vezir Bekri Mustafa Paşa davet ederek: “Üzerinize sefer tahakkuk etti. Yanıkkale’si teslim edilirse sulh yenilenir.”der. Bunun üzerine elçi: “Kale kılıç ile alınır, yoksa buradaki söz ile kale verilmez.” deyince son cevabını vermiş olur. 1094’ ün muharreminin yirmi ikinci gününde(1683 Ocak) padişah tuğları çıkarılarak sefere memur olanların Hızırilyas’ta Belgrad’da bulunmaları hakkında her tarafa fermanlar gönderildi ve padişahın Belgrad’da kalarak vezir-i azamın serdarlıkla ileri gitmesi kararlaştırıldı. 1683 Şubat sonunda Edirne’den hareket olunup Mayıs’ın üçünde(6 Cemazielevvel 1094) Belgrad’a gelindi; Yukarıdaki bölümde belirttiğimiz üzere 31 Mart 1683’de Avusturya & Lehistan arasında ittifak yapılıp antlaşma imzalanmıştır[10].

Ordu hakkında bilgi vermek gerekir. Ordu mevcudu şimdiye kadar sefere çıkmış olan orduların asker itibariyle en kalabalığı idi. Kapıkulu yayaları( Yeniçeri, Cebeci ve Topçular) altmış bin, Kapıkulu süvarileri(Atlı bölük halkı) on beş bin, Kırım Hanı kuvveti elli  bin ve Şam kulu beş yüz olup Erdel kralı ile Eflak ve Boğdan voyvodalarının onar binden otuz bin ve Orta Macar kralının yirmi bin idi. Bunlardan başka sekiz vezir( üç tuğlu paşalar) ve yirmi üç beylerbeği(iki tuğlu paşalar) ve on bir sancakbeyi( bir tuğlu beğ)’nin kendi maiyet kuvvetleri ile beraber ordunun asıl muharip kısmı üç yüz elli bin kişi kadar olup yüz elli bin kişilik geri kuvvetler arasında vezir-i azamın kendi kapı halkı altı bin ve diğer vezirlerin çoğunun üçeri bin idi. Silahdar Tarihi’nin kaydına göre, elli bin araba ordu içinde mevcuttur[11].

1.5.Savaş Divanı Yanıkkale Önünde

 Padişahtan sadece Yanıkkale için izin alan Kara Mustafa Paşa bunu Viyana Kuşatmasına yönlendirdi. Amaç, Yanıkkale ile zaman kaybetmeden doğrudan doğraya Beç (Viyana)’in Muhasarası idi. Kırım Hanı Murad Giray, tecrübeli zat olduğundan böyle mühim bir işte yani bulunmanın doğru olmadığını düşünüyordu. Sarı Hüseyin Paşa, Kara Mustafa Paşa’nın Beç muhasara düşüncesine karşı çıkmadı. Ancak Murad Giray, böylesine mühim bir işte  bir kişinin sözüyle derhal karar alınmasına muvafık görmeyip vezir- i azamın gazabından korkarak  aksi mütaleada bulunmayanların kanaatlerine tercüman olarak: Verilen kararın doğru olmadığını ve bu sene, Yanık ve Komaran kaleleri alınarak etrafa akınlar yapılmasını ve kış hudutta geçirilerek ertesi sene Viyana üzerine  gidilmesini söyledikten sonra karşıdaki düşmanın şöhret sahibi bir imparator olduğunu ve kendisine diğer kralların yardım edebileceklerini ilave etti. Vezir-i azam, fikrinin hilafına olarak söylenen bu söze kızdı ise de ses çıkarmadı ve o dakikadan itibaren Kırım Hanına hasım oldu[12].

Kara Mustafa Paşa Kırım hanının muhalif fikrini dinledikten sonra hudut bekçisi ve tecrübeli bir vezir olan Budin valisi Vezir Uzun İbrahim Paşa ile görüştü ve kendisine: “Paşa baba! Beç’e gidecek olduk, ne dersin ?” diye sorunca İbrahim Paşa: Zerini, Nadasdı, Battani oğulları gibi imparatora bağlı külliyetli asker sahibi ocaklık Macar beğlerini memleketleri alındıktan sonra Yanık ve Kamoran’ın alınmasını ve sonra Beç üzerine gidilmesini tavsiye ile birden bire Viyana’nın zaptı fikrine hayret ettiğini söyledi. Bu mütalea üzerine vezir-i azam: Bu son kararın (yani Viyana üzerine gidilmesinin) asker ve mühimmat telef etmeden daha kolay tatbik edileceğini, Viyana elde olmadıkça bütün Avusturya’nın işgalinden bir fayda hasıl olamayacağını ve eğer imparatorluk merkezi olan Viyana kalesi (Beç) alınırsa bütün boy beğlerinin ve Frenklerin itaat altına alınabileceğini beyan etti. Bunun üzerine Uzun İbrahim Paşa: “Bu düşmanı diğer düşmanlarla karıştırmayınız ve kıyaslamayınız. Sıkılıp feryat edilecek olursa bütün Frengistan en köşe bir yerinden bile asker ve para ile yardıma koşarlar; aciz mütaleam şudur ki: Bu yıl Yanıkkale ile Kamoran zaptedilip nizam verildikten sonra Avusturya içlerine kadar akın yapılsın ve serhadde kışlanarak ertesi sene arzunuz gibi Beç muhasara ve zapt olunsun.” dedi. Bundan sonra Yanıkkale alınmadan Beç’e gitmenin büyük hata olduğunu beyan ile yol üzerindeki kalenin zaptında ısrar etti. Bu mütaleaya canı sıkılan mağrur vezir-i azam, Budin valisine: “Sen bunamışsın, bir adamın yaşı sekseni geçince idrakı kalmayacağı hakkında söylenen sözler yerinde imiş. Akıncılar bir taraftan akın yapıp etrafa dehşet salarken biz de bir taraftan kale alırız; hemen sen memur olduğun hizmeti gör; Yanık, Kamoran dediğin kaleler bize verilip hazineye faydası olmaz; fakat Beç alınırsa bu kaleler harpsiz elde edilir; sarf edilecek hazine ve cephaneyi Beç kalesi için sarfederiz.” Diyerek başka söz söyletmeyip Beç üzerine gitmemize mani oluyor diye İbrahim Paşa’ya düşman oldu ve bundan sonra Viyana muhasarasından kendisini men etmek isteyenleri katledeceğini beyan ile kararında ısrar etti[13].

2.BÖLÜM:

KUŞATMA’DAN KARLOFÇA’YA

2.1. Leopold & Viyana

Avusturya İmparatoru Habsburg hanedanının başındaki kişi Leopold’ü analiz etmek gereklidir. Bununla birlikte Viyana şehrinin tahlili yapmak da gerekir. Önce Leopold’le başlamak lazım gelir. Leopold, iyi eğitim görmüş, vakur, ağırbaşlı ve döneminin birbirini izleyen siyasi olaylarını takibe hevesli biridir. Dini törenlerde bulunmayı sever ve avcılığı da iyidir. Kitaplarla ilgisi bilinir. Sarayındaki konserleri yönetmeyi çok severdi ve bununla birlikte devlet işlerini aksatmazdı beraber yürütürdü. Aynı zamanda dine düşkünlüğünün bariz etkisi olarak Habsburg sülalesini Tanrı katında kutsandığına inancı güçlüydü.Leopold’ün yönetim tarzında soylulara yer yoktu.Aksine saray erkanının ve bakanların dediklerini dikkatle dinlerdi ve mümkün oldukça çok kişiyle irtibatta olmak isterdi.Bir konu hakkında aydınlandıktan sonra zıt görüşlerden çok çabuk etkilenirdi.Bu yüzden ikilemde kalmak en büyük problemiydi.Zıt görüşler yüzünden karar vermesi etkilenir ve gecikirdi.İleri görüşlü olmakla karar aşamasında beceriksizdi.Bocalıyordu.Ancak tüm bunlara rağmen inandığı şey uğruna sadakatle giderdi. Leopold dikkatli, sabırlı, tedbirli, renksiz, zayıf ve zaman zaman da dik kafalı olabiliyordu[14].

Viyana’dan savunma düzeni ve tahkimat durumundan söz etmek gerekir. Viyana ikinci bir kuşatmaya göğüs gerebilmek için yüz elli yıllık sürede aralıklı yürütülen çalışmalarla ancak kısmen hazırlanabilmişti. Sultan Süleyman’ın burayı ele geçirmek için giriştiği ilk seferden ve özellikle 1541’de Macaristan’ı işgalinden sonra ilerisi için haklı bir huzursuzluk duyuluyordu. Eski askeri tahkimatların yeniden inşa edilerek geliştirilmesi gerektiğini ve İtalyan mühendislerin istihkam ilminde kaydettiği ilerlemeleri imparatorda, halk da biliyordu. Fakat Osmanlı kuvvetlerinin başka hedeflere yönelmesi ihtimali nedeniyle gerekli paranın temininde pek de hevesli davranılmamıştır. Buna rağmen amaç Batı Macaristan’daki kaleler güçlendirilmiştir. Osmanlı taarruzu kesinlik kazanmamıştı. İşte bu yüzden savunma tesisleri tedricen yenilenmişti[15].

Tüm bunlara ilişkin dönemin önemli analizcilerinden A.Camesina’nin analizine bakmak gerekir.1674’de yaptığı gözlemi aktaracağız. Surların durumu kötüdür. Onarım gerektiriyordu. Burçlar ve surlardan hendeğe geçişler çoğu yerde askeri açıdan hatalıydı. Kanal’daki suyun seviyesi çok alçaktı ve birtakım talihsiz olaylara neden oluyordu. Aşılmasının kolaylığı nedeniyle gerçek bir savunma da sağlamıyordu. Öte yandan iki ucundaki bölümler dışında hendeğe yeterince su boşalmıyor ayrıca buradaki su savunma tesislerine zarar veriyordu. Tuna’nın kuzey yakasının köprüsünü adamakıllı koruyacak bir tahkimatta yoktur. Su seviyesi yetersiz olan kanalın savunması da yetersizdir. Ön tabya duvarları her yerde harap durumda idi. Şehirdeki insanların yayılmasıyla sınırlar ve nüfus artığı için dış mahalleler de askeri düzene uygun değildi(Viyana’nın nüfusu azami yüz bin olduğu bilinir.). Bu dış mahalleler Osmanlılara kalacak yer sağlayacaktı. Viyana’da ayrıca bir garnizon’da yoktur. Kent muhafız alayı 1679’da veba salgınında çok zayiat vermişti. Alaylar burçlarda konaklıyordu ve talimden uzaktırlar. Viyana’nın sekiz milis bölüğü vardı. Acil durumlarda polis gibi olsalar da kendilerini asker saymıyorlardı. Sonuç olarak Viyana kuşatma öncesi halkın günlük işleriyle uğraştığı bir yerdir. Eski bir kentti ve kısmen yetersiz savunma tesislerinden ibarettir[16].

2.2.Kuşatma (14.07.1683) – (12.09.1683)

 Viyana Kuşatma’sından önce Leopold’ün şehirden Alplere kaçışı ve 12 Eylül  Muharebelerine kadar bahsedilecektir. İmparator Leopold, Osmanlı’nın hırpaladığı askeri yetkililerin Beç’e gelip anlattıklarından etkilenerek şehri terk etmeye karar verir. Bunda İmparatoriçe’nin doğuracak olması ve o doğacak çocuğun Habsburg’ların tek varisi olma ihtimali de bu kararın alınmasına neden olmuştur. I. Leopold,  payitahtın müdafaasını Kont Ernst Rüdiger von Stahremberg/ Starhemberg’e bırakarak akşam vakti bütün saray halkıyla Viyana’yı terk etti. Sarayın kapıları açık bırakıldığından talan edildi. Halkın, İmparatora: “Bizi bırakıp nereye gidiyorsun ?” diye bağırdıklarından bahsedilir. Viyana’nın birçok aileleri de kaçmış yalnızca eli silah tutan erkekle ordu emrinde kalmıştır. Bunlar da askere alınmıştır[17].

Kara Mustafa Paşa Osmanlıların (Türklerin) geleneğine uygun şekilde hazırlanan teslime davet çağrısını Viyana’ya gönderdi. Bir Türk subayı ön tabya duvarına doğru at koşturarak bildiriyi oradaki Hırvat askerine teslim edip verilecek cevabı beklemeye başladı. Etkili ve süslü cümlelerle yazılan bildiri şöyledir: “İslamiyet’i kabul et ve sultanın buyruğunda huzur içinde yaşa. Ya da kaleyi teslim et sultanın buyruğunda Hıristiyan olarak mutlu olarak yaşa. Kim kaleden ayrılmayı seçerse, bırak onu eşyalarıyla barış içinde terk etsin. Ancak karşı koymaya kalkarsan, akıbetin ölüm, yağma ve esaret olacaktır.” Stahremberg haberciyi tersleyerek geri yolladı ve bunun üzerine kapıları duvarla ördürmeye devam etti. Baş teşrifatçının anlattığına göre bunun üzerine Kara Mustafa Paşa hiddetle topları konuşturdu[18].

Şehir hücumla değil teslimat ile ele geçirilmek isteniyordu. Şehre zarar verilmek istenmiyordu. Birinci Viyana Kuşatması’ndaki hata devam ederek ağır toplar getirilmemişti. Çünkü hedef Viyana değildi. Viyana muhasara edildiği zaman Osmanlı ordusunda ancak üç okkadan dokuz okkaya kadar yuvarlak yani gülle atan on dokuz kolonborna top ve bir miktar humbara havanı ve yüz yirmi kadar şahi zarbezen bulunmakta idi; halbuki buna karşılık düşmanın otuz kadar dörder okka gülle atan yüz otuz adet balyemez ve bir miktar da kolonborna topları vardı. Bu hal muhasaranın uzamasına sebep oluyordu; Viyana’nın çevresindeki palangalar alındı ise de kale dayanıyordu. Bir tarafı kanal olan Viyana batı tarafından sarılmış olan orta kolda Serdar-ı Ekrem bulunmakta idi; Tuna ile kanal arasındaki ada muhasaradan bir müddet sonra Tuna’dan yüzerek geçilmek suretiyle alınmış ve muhasara yalnız kaleye inhisar etmişti[19].

Kuşatmanın ilk gününde pek çok asker, malzeme, at, deve ve top yığınağı yapıldı. Sanki yeni bir kent inşa ediyorlardı. Gezici bazı güçler Viyana tahkimatlarına girmeye çalıştı ancak geri püskürtüldüler. Sadrazamın otağı, hazine, arşiv ve adli işlere ait çadırlar geriye kurulmuştur. Levazım malzemeleri depolandı. Kentin yakınına yerleşen kuvvetler üçe ayrıldı. Her biri için, Sankt Ulrich köyünden Burg Kapısı’na uzanan yolun iki yakasındaki bölgede kente yaklaşacakları cepheler belirlendi. Bu yol hafif bir meyille aşağı iniyordu ve şevi aştıktan sonra ön tabya duvarına ulaşıyordu[20].

Kuşatma başladığında birçok önlem alındı. Kentin çanları söküldü haberleşmeden Osmanlılar haberdar olmaması sağlanmak amaçlanmıştı. Çanlar küçültüp çocukların ellerinden haberleşme sağlanılacaktı. Top ateşinden korunmak ve tahkimatlara taş temini için taşlar söküldü. Tahtadan oluşturulmuş yapılar da söküldü çünkü yangın ihtimali vardı ve bunlar şev yapımında kullanıldı. Küçük tahtalardan meşale yapılarak tahkimatları aydınlatmada kullanıldı. Kuşatmadan bahsetmek lazım gelir. Kuşatmanın 61 gün sürmesi iki taraf içinde dayanılmaz bir hadiseydi. Lorraine dükü Karl Ludwig’in piyadeleri tahkimatları tutuyordu(Karl Ludwig Viyana ile irtibatta olan ve Lehistan ordusuna yol gösterecek olan aynı zamanda haçlıları komuta edecek bir kişidir) .Çarpışmalar başladığında kayıpların artması, salgın hastalıklar, çöpler ve ölülerin gömülecek yer bulunamaması sorun oluyordu. Bunun yanında fiyatlar yükselmiş halk zor durumda idi. Kedi eti, Eşek eti ve hatta insan eti bile yendiği rivayet edilir. Tüm bunlara rağmen Türk ordusunun kuşatma altındaki şehre çuvallarla yardım ettiği bilinir. Stahremberg bunun üzerine tahkimatları geçip Türklerden yardım alanlara “vur” emri verdirmiştir. Bunun yanında tahkimatlara yaklaşan Türklerin lağımları kazıp bomba patlatmaktaki hüneri iyiydi. Karşı faaliyetler olduğunda yerin altında tarif edilemez bir boğuşma yaşandığı bilinir. Bir saldırı neticesinde Türk topları bir gedik açtığında(yan yana yüz askerin sıralanacağı bir gedik) ciddi bir saldırı olmuştu. Ancak ordunun rehavete kapılması ve destek gelmemesi şehrin düşüşünü uzatmıştı. Tüm bunlar aslında Kara Mustafa Paşa’nın kaleyi zararsız almak isteğinden kaynaklanıyordu. Şehrin en büyük sorunlarından biri hiç şüphesiz yangınlardı. Bunun için önlemler alındı. Her eve kova, fıçı ve hayvan derisinden tulumlar içinde su tutması tembih edildi. Yangın söndürmek için özel ekipler kuruldu. Siperlerden çıkan Viyanalı askerler Türklerin yaklaşma kanallarına zarar verme peşindeydiler bu başarı sağlıyordu kısmen de olsa. Türklerin ilerleyişini durdurabiliyordu. Leopoldstadt’dan açılan top ateşi Viyana’yı çok etkiliyordu. Birçok mahalle zarar görmüş durumda idi. Ancak bu bölge daha sonra Karl Ludwig’e haber gönderecek haberciler için bir yol olacaktı. Bununla birlikte Haçlılarla haberleşmenin merkezi olacaktır tüm haberciler bu noktadan şehir dışına çıkacaktır[21].

Savaşın dönüm noktalarından biri de Abaza Kör Hüseyin Paşa’nın şehit olmasıdır. Serdar-ı Ekrem Kara Mustafa Paşa isteğiyle İmre Tököli( Osmanlıların Macar Kralı) ile Hüseyin Paşa, Kuzey Macaristan’da birçok kale kuşatmaya devam ederler. Tököli’nin casuslarından biri düşmanın otuz binden fazla bir kuvvetle yakınlarda olduğunu haber eder. Macar Kralı ileri gitmeği uygun görmez bu düşmanla savaşamayacağını çünkü aynı milletten olduklarını söyler. Savaşa girmeği reddeder ve geri çekilir. Kör Hüseyin Paşa geri çekilmez ve “Biz düşman ve kale görmedik.Padişahımızın vekili bize kaleyi almadan niye geri çekildiniz derse biz ne deriz?” diye cevap verip ileri gittiler. Kara Mustafa Paşa’ düşmanı geçip Viyana önlerine gelmesini ister Hüseyin Paşa’nın ve yardımcı olarak on bin Tatar ve on bin Osmanlı kuvveti göndereceğini söyler. Ancak bu kuvvetlerden Tatarların yalnızca üç yüzü gelir. Çünkü Tatarların Kırım Hanına bildirilmiş ise de yardıma gitmesi ganimetlerin peşinde olduklarından buraya gelmeyeceklerdir. Yetmiş seksen bini bulan Nemçe kuvveti Hüseyin Paşa’nın buraya geldiğini öğrenir. Üzerine gidip sıkıştırmak ister ve başarır. Hüseyin Paşa bir avuç askerle geri dönmeyerek muharebeyi kabul eder Kırım güçleri kaçar ve Hüseyin Paşa müteaddit yerlerinden yaralanarak Moravya suyu köprüsüne doğru çekildi ve yıkılmış olan köprüyü geçtiği sırada yaralarından fazla kan akması sebebiyle nehre düşüp boğuldu. Bu suretle vezir-i azamın kendi yakınına Tuna’nın sol sahiline celbettiği Hüseyin Paşa’ya yardım edilmemesi yüzünden bu değerli kumandan şehit düştü[22].

Viyana’nın son durumundan bahsetmeden önce Kuşatmaya dair istatistiki bilgiler vermek gerekir. 12 Temmuz(17 Receb) Pazartesi günü Viyana önlerine varan Türk pişdarları müdafilerin yaktığı dış mahallelerdeki büyük yangınla karşılaşmış ve nihayet bir gün de ordu gelip derhal muhasarayı kurarak ateş açmıştır. Bu tarihten 12 Eylül(20 Ramazan) Pazar gününe kadar tam iki ay, bir  gün yani 61 gün süren ikinci Viyana muhasarasında Türk ordusu 40 lağım ve mahsurlar da mukabil lağım patlatmış, 18 hücuma mukabil 24 huruç hareketi olmuş, şehrin ileri tahkimatı vaziyetinde bulunan tabyaların çoğu zapt edilmiş, bilhassa 4 Eylül Cumartesi günü lağımlarla açılan büyük bir gedikten içeri hücum edilmişse de çok şiddetli bir mukavemetten başka bir takım iç tahkimatı ile de karşılaşıldığı için şehre girilememiştir. Bu meşhur muhasara esnasında etrafa saldıran akıncı kuvvetlerinin getirdikleri canlı ve cansız ganimetlerle muazzam servetler o kadar çoktur ki en müstesna cariye 40-50 kuruşa satılmış ve Serdar-ı Ekrem iki bin beş yüz koyunu elli kuruşa almıştır. Köle ve cariye olarak Türkiye’ye götürülen esirlerin sayısı 6 bin erkek, 11 bin kadın, 14 bin genç kız ve 50 bin çocuk olmak üzere hepsi 81 bin gösterilir[23].

Viyana muhasarasının uzaması askerlere bıkkınlık getirmişti. Vezir-i azam tamahı yüzünden kalenin hücumla alınması istemiyordu. Ancak imparator tarafından etraftan yardım alınarak faaliyete geçilmişti. Orduda yiyecek sıkıntısı da başlamıştı. Süvarilerin hayvanları ve diğer hayvanlara lazım olan ot, saman, yulaf ve sairenin tedariki güçleşmişti. Bunlara yiyecek bulmak için on beş yirmi saat uzak yerlere gitmek lazım gelirdi. Yemsizlik yüzünden ordudaki hayvanlar telef olmağa başlamış ve topların nakli için tayin olunan mandaların bir kısmı bu yüzden telef olmuştu. İnsan yiyeceği daralmış ve fiyat da yükselmişti. Hüseyin Paşa’nın şehit olmasından sonra Serdar-ı Ekrem işin ciddiyetini kavradı. Viyana’nın teslim olma teklifini beklemeden 26 Ağustosta kuvvetli bir hücum yaptı. Bazı tabyaları düşürdü. Müdafaa kuvvetleri epey zayiat verdi. Bundan başka şehirdeki dizanteri hastalığı da mühim telefatı mucip olmuştu. Zahire çok azalmış olup kale kumandanı acele yetiştirilmesini bildiriyordu[24].

2.3.Bir Ajan: Koltschitzki

Koltschitzki, Viyana çevirmesinin en önemli isimlerinden biridir. Savaşın gidişatını değiştirdiğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte Koltschitzki’yi daha yakından tanımak ve anlamak gerekir. İstanbul’da eski Lehistan elçilerinin tercümanıdır. Serdar-ı Ekrem Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın ordusuna katılır. Türkçesi iyi olduğundan ordu içinde dikkati çekmez. Şarkılar söyleyerek sokak kıyafetleriyle izler orduyu. Tuna kıyılarına kadar gelince suya atlayıp kaçtığı bilinir. Beç(Viyana)’e varmıştır. Şehir’e Karl Ludwig’in yetmiş bin kişilik ordusuyla yardıma geleceğini Stahremberg(Viyana Kalesi Komutanı)’e bildirir[25].

Koltschitzki ile hizmetkarı Seradly, 13-17 Ağustos tarihleri arasındaki serüvenlerinden bahsetmek gerekir. Türk giysileri içinde kentin Rossau’ya bakan tarafından ön tabya duvarını aşarak hiçbir sorunla karşılaşmadan Osmanlı nöbetçileri ve ordugahı geçtiler. Tuna’ya inen dik tepelerin çevresinden tırmanarak nehrin kıyısına vardılar. Tuna’daki adalara sığınmış köylüler ve kayıkçılar tarafından nehrin kuzey yakasına bırakıldıktan sonra Albay Heisler komutasındaki bir dragon koluna rast geldiler. Düz ovada bir süre at koşturduktan sonra Karl’ın Morava kıyısındaki konaklama yerine ulaştılar. Biraz geç olmasına rağmen Karl sonunda Viyana’nın durumu hakkında bilgi sahibi olmuştu. Türklerin ilerleyişi ve Viyana’nın savunma düzenine dair birinci ağızdan kaleme alınmış bir mektup eline geçmiş bulunuyordu. Bu mektupta Türklerin Burg koruganına lağım açtığı ve buraya mayın döşediği yazılıydı. Aynı mektupta garnizonun usta lağımcılardan yoksun olduğu ve eldeki cephane stokunun giderek tükendiği yazılıydı. Son çarpışmalarda büyük kayıplar verildiği ve hastalıklar yüzünden ölü sayısı da artmakta idi. Burg burcu inşaat bakımından lağım açılmasına karşı savunmasızdı. Koltschitzki ve yardımcısı Seradly geldiklerini söyledikleri yoldan geri dönerler. Kentin dışındaki sahipsiz bölgede Türkler tarafından yakalanmalarına ramak kaldığı bilinir. İkisi de 17 Ağustosta Viyana’ya varırlar. Ulaştıkları haberi dışarıdaki Habsburg birliklerine dumanla iletilir. Gece olunca da havai fişekler atılır. Vaat edilen 200 duka kendilerine 18 Ağustos tarihinde verilir. Getirdikleri mektupta şehrin kısa sürede kurtarılacağına dair bilgi dışında pek mühim bir bilgi yoktur[26].

Koltschitzki, ele avuca sığmıyordu. Leopoldstadt Belediye’sini ikna ederek vergiden muaf bir ev temin etti. Ayrıca Viyanalılara burada yeni bir içecek de tanıtanın Koltschitzki olduğu söylenir. Bu içecek Türk kahvesidir. Kuşatmadan hemen sonra Yunanlılar ve Sırplar Viyana’da kahvehaneler açmışsa da bu konuda ilk tanıtıcı kesinlikle Koltschitzki’dir. Başlarda yoğun ilgi görür. Kılık değiştirerek girdiği tehlikeli maceralar giderek süslü bir nakış gibi işlendi ve muhtelif dillerde yayımlandı. Ardında kuşatmayı tümüyle kapsayan anlatılar ortaya çıktı[27].

2.4. Kuzeyin Aslanı’nın Savaşa İntikal Etmesi

Sobyeski önceden yapılan antlaşma gereği otuz bin seçme askeriyle bölgeye gelmek için yola çıkar. Yapılan antlaşma gereği Macaristan’ın bütünü kendine bahşedilecekti. Sobyeski’den bahsetmek gerekir. Sobyeski Lehistan kralıdır. Katoliklerdir. Osmanlı’ya karşı annesi ve babası savaşmıştır. Bucaş’ın öcünü almak üzere yola koyulduğu da bilinir. Türklerin karşısına çıkabilen tek devlettir Lehistan. Babasından çocukluğunda Türklere karşı yaptığı savaşları dinlemiştir. 1624’de doğduğu söylenir. 7-8 dil bilir. Yabancı edebiyatlarla ilgilidir. 2-3 müzik aleti çalabilir. Ata biner ve silah kullanımı iyidir. Karpatlarda doğmuştur. IV. Luis’in özel muhafızlığını yapmıştır. İstanbul’da da görev almıştır. İsanın Kalkanı lakabını iki yüz bin kişilik İbrahim Paşa ordusunu yendikten sonra Avrupa vermişti. Osmanlılar, “Kuzeyin Aslanı” der. Sobyeski, savaş yanlısı değildir ilk başta ancak elçisinin Kara Mustafa Paşa tarafından geri döndürülmesi ve bekletilmesi görüşmelerin uzatılması aksi yönde hareket etmesine sebep olur ve karşısında yer almasına daha da teşvik ettiği söylenir. Sobyeski savaşa karşı birleşime cevabı ittifak yapmaktır. Haçlı dünyasından kimse destek olmak istemez. Fransa kışkırtır. İspanya, İtalya ve Portekiz desteğe çalışır. Tüm bunları beklemeden Sobyeski Karl Ludwig’in çağrısına cevap verecektir[28].

Sobyeski’nin Tuna’yı geçmesinden bahsetmek gerekir. Türklerin Kale içinden elde ettiği iki tutsaktan İmparatorla Lehistan kralının ağırlıklarını karşı tarafta Hörelen köprüsünden Tuna’nın sağ sahiline yani Osmanlı ordusunun bulunduğu tarafa geçirip büyük, küçük iki yüz pare topla Osmanlı ordugahı üzerine gelmekte oldukları haber alındı. Bu haberin doğru olduğu da anlaşıldı. Vezir-i azam buna mani olmak için Kırım Hanını gönderdiyse de rivayete göre vezir-i azamla aralarının açık olmasına mebni işi gevşek tutup daha doğrusu düşmanın geçişine seyirci kalmasından dolayı müttefik kuvvetler mukabele görmeden karşı tarafa geçmişlerdi. Bu tehlikeli hal üzerine vezir-i azam ordu efradını çadırına davet ederek vaziyeti görüştü. Serdar-ı Ekrem’in arzusuna uygun olarak verilen karara göre düşman geldiği zaman paşalar maiyetleriyle karşı gidip harp edecekler. Fakat siperlerde Viyana’yı muhasara eden askerler yerlerinden ayrılmayacaklardı. Serdar-ı Ekrem gelmekte olan düşman kuvvetlerine karşı çerhacı olarak altı bine yakın bir kuvvetle vezir Kara Mehmed Paşa’yı göndermiş ve Budin Valisi İbrahim Paşa’yı da yirmi üç bin kişilik askerle ordunun sağında Kahlenburg dağı üzerindeki kilisenin yanından geçen yolun muhafazasına memur etmişti. Düşman Tuna’yı geçtikten sonra dahi Kırım Hanının bunların arkasını çevirmemesi Osmanlı ordusunu pek nazik duruma sokmuştu. Düşmanın geleceği yol ağzına metristen iki kolonborna topu ile altmış tane şahi zarbezan konduğu gibi metristen bir miktarda asker çıkarılarak tertibat alındı[29].

Durum böyle iken surlar dışında, Viyana içerisinden bahsetmek gerekir. Lehistan ordusunun en seçkin adamları Viyana’ya yürüyordu. Sobyeski ve Karl Ludwig’in ordularının toplamı altmış bini buluyordu. Viyana’da her taraf yanıyordu. İç kaleye otuz adım mesafede idi. Stahremberg, şarapnel parçasıyla yaralanmış acı içinde yatağında orduyu komuta etmeye devam ediyordu. Salgın hastalık Viyana sokaklarında kol geziyordu. Bombalanma, lağım ve hastalık şehri düşürmek üzereydi. Stahremberg üç gün dayanırım diyordu ve Ludwig Karl’a üç gün dayanırım diyebilmek için her gün fişek attırıyordu. Üçüncü gecenin sonunda St.Etienne kulesinin tepesinden Leh Ordusunun geldiğinin işaretleri görüldü[30].

Tüm bunlar olurken Osmanlı ordusu üçe ayrılır. Orduyu karşılamaya gidenler, genel saldırıya hazırlananlar ve ganimetlerle Macaristan’a doğru kaçmaya başlayanlar. Stahremberg, tüm adamlarını gedik başlarına yerleştirdi. Karl Viyana’ya yirmi yedi kilometre uzakta üçlü bir köprü yaptırmıştı. Bunun üzerine Sobyeski, “üç yüz bin kişinin başında olup da burnunun dibinde bu köprünün yapılmasına aldırmayan komutan yenilmekten kurtulamaz” der. Ertesi gün Tuna aşılır. Lehler önde ilerliyordur. Sobyeski, “Bu birlikler şimdiye kadar yenilmedi ancak düşman ganimetiyle giyinmeye yeminlidirler”.demiştir. Kahlenberg dağındaki sarp kayalıklar Osmanlı ile Hıristiyanlar arasındaki mesafeyi koruyordu. Müttefiklerin dağı aşması üç gün sürdü. Büyük toplarını bıraktılar. Keşfe çıkan haçlılar muazzam Osmanlı karargahını görünce döndüler ve arkadaşlarıyla bu dehşeti paylaştılar. Sobyeski önceki savaşta aldığı esir yeniçerileri geride bırakmak ya da Osmanlılara geçme hakkı verir. Yeniçeriler bunu kabul etmeyip Sobyeski için ölümü göze alacaklarını söylerler. Sobyeski, eşine yazdığı mektupların birinde Dünyanın iki büyük ordusunun dev bir kadroyla karşı karşıya olduğunu bahseecektir. Artık bundan sonra 12 Eylül Muharebeleri başlayacaktır[31].

2.5. 12 Eylül: Türklerin Düşüşünün Başlangıcı

12 Eylül, Dünya için önemli bir tarihtir. Tarih içinde 1683 yılının 12 Eylül’ü ise ayrı bir yeri tutar çünkü bu tarih Türklerin 1071’den beri başlayan yükselişinin düşüş aşamasını başlatacaktır. Bu muharebe sadece askeri tarih açısından değil tüm diğer bilim dalları için oldukça iyi bir örnektir. Burada kısaca bu olaydan bahsetmek istiyoruz.

12 Eylül’de Osmanlı topçusunun atışıyla saldırı başlar. Kahlenburg dağında yapılıyordur muharebe aynı zamanda burası ormanlık bir bölgedir( Bugün Viyana Ormanları diye de geçer). İlk saldırı, Yeniçerilerin gediklerden saldırmasıyla başlar ve Kahraman İbrahim Paşa, Leh birliklerinin öncülerini kırıp Ludwig’in yaptırdığı yüksek istihkamın önünden geçer ve atından iner. İbrahim Paşa’yı görünce Sobyeski atına atlar ve seçme askerleriyle muharebeye gider. Leh birlikleri 5 tümendir. Leh ordusu tüm Türk akınını geri püskürtür. Sadrazam bu başarısız akını izler. İkinci Saldırı, Saat 11’de haçlı ordusu ovaya girmesiyle başladı. Osmanlılar’da toparlanmıştı. Ancak bu da kayıp edilir. Üçüncü savaşta ise Osmanlının sağ ve sol cenahı yıkılır ve kaçarlar. Tatarlar ve Budin Beğlerbeği geri çekilmiştir Yanıkkale’sine doğru. Tüm Osmanlı ordusu Sadrazam’ın çevresinde toplanmıştır yaklaşık altı saat süren kanlı çarpışmalardan sonra Kara Mustafa Paşa geri çekilmeyi reddeder. Varıp geriye çekilmektense savaşıp ölmeyi yeğler. Ancak etrafındakiler onu Yanıkkale’sine doğru kaçırırlar. Osmanlılar çok zayiat verir ancak karşı tarafta öyledir. Türklerin son çarpışmada on bin kayıp verdiği bilinir. Yanıkkale arkasında ordu durdu. Sobyeski Osmanlı saldıracak diye de önlem almaya devam ediyordu. Sonraki gün Sobyeski Viyana’ya girecekti[32].

Sadrazamın otağına giren Sobyeski, eşine burada bir mektup yazar bu dönemin havasını anlatması açısından kayda değerdir: “Öyle bir zafer kazandık ki tarihte böyle bir zafere az rastlanır. Müslümanların toprakları, karargahı ve zenginlikleri hepsi elimizdedir. Başkent yakınları (Viyana) ve civar tarlalar inançsızların ölüleriyle dolu. Geri kalanlar kaçıyorlar. Eskiden Müslüman olan dönmeler bize sığındı. Düşman her an geri dönebilir. Çünkü çok ani ve umulmadık bir zamanda zafer geldi. Bıraktıkları cephane bir milyon florin değerindedir.  Sadrazam giderken her şeyini bırakmış. Yalnızca elbise ve atını götürmüş. Onun serveti benimdir. Sadrazamı püskürtürken hizmetçisiyle rastlaştık. Beni otağının gizli bölümlerine götürdü. Bütün çadırlar Varşova’dan Viyana’ ya kadar yer kaplıyor. Sadrazamın önünde taşınması görenek olan işaret & sancaklara sahibim. Zengin çadırlara mükemmel eşya ve nişanlara sahibim. Sadrazamı yakından takip etmemize rağmen kaçırdık. Kahyası ve birçok komutanı öldürüldü. Askerimiz birçok altın işlemeli kılıç elde etti. Osmanlı geri çekiliyordu ancak tabyalarda yeniçeriler unutuldu. Bütün gece onları kestik. Osmanlı gururu öyle büyük ki bir bölümü bizle dövüşürken ötekiler saldırmaya hazırlanıyordu. Kırımlılar hariç sayıları üç yüz bin tahmin ediyorum ve yüz bin çadır saydım. Bu bambaşka bir kuvvettir. 2 gün 1 gece herkes onların çadırlarını yağmaladı. Osmanlılar tutsakları katlederek    -özellikle kadınları- kaçtılar. Bu yüzden çok ölü kadın var. Sadrazamın çadırındaki ayrıntıları anlatmaya olanak yok. Hamam, fiskiye, bahçe, tavşanlık, papağan ve devekuşu var. Viyana’yı görmeye gittim. 5 gün ancak dayanırdı. İmparatorluk sarayı bombalar ile parçalandı. Yarı yarıya yıkık muazzam surların hali içler acısı… Hayvan ve insan cesetleri iki mil çevrede ağrı bir koku oluşturdu[33]…

Serdar, 14 Eylül’de Yanıkkale önüne geldiği zaman, orada ilk defa bozulan Budin Valisi İbrahim Paşa’yı görünce hiddetlendi. İbrahim Paşa, serdardan bir gün evvel gelmişti. Vezir-i azam İbrahim Paşa’yı yanına davet ettiyse de temaruz edip gelmedi. Görüşülecek iş vardır diye tekrar haber yolladı ve hasta ise araba ile gelsin deyince İbrahim Paşa çaresiz kalarak yanına geldi ve eteğini öptü. Vezir-i azam, kendisine hiç tazim etmeyerek: “Bire dinsiz koca melun seni bu kadar zamandan beri padişahımızın vezirleri arasında gayret ve himmeti vardır diye itibarda tutardık. Bu defa cümleden evvel kaçarak tüm askerin bozulmasına sebep oldun. Bundan başka ordu öncüsü gibi buraya gelip bir iş gibi çadırında oturursun.” dedikten sonra çavuşbaşıya verip boğdurdu. İbrahim Paşa’nın gerek Budin’de ve gerek ordudaki eşyaları müsadere edildi. Budin valiliği Kara İbrahim Paşa’ya verdi[34].

2.6. Kara Mustafa Paşa’nın Helakı

Tüm bu olanlardan sonra Belgrad’da bulunan Kara Mustafa Paşa’nın düşmanlarının faaliyetleriyle IV. Mehmed, Kara Mustafa Paşa’nın idamına karar verdi. Ordu geri çekilmişti artık ve ileri gidilemeyeceği gibi Avrupa’nın üstünlüğü de kabullenildi. Kara Mustafa Paşa’nın katline dair kendisine hattı hümayun verilen Kapıcılar Kethüdası Cezaz Ahmed Ağa ile Çavuşbaşı Kadıköylü Mehmet Ağa Belgrad’a girecekleri gün yeniçeri ağası Bekri Mustafa Paşa’ya haber gönderip kendisiyle gizlice Nemçe cephesi serdarlığına dair olan hattı hümayunu kendisine verip kürkünü de giydirip meseleyi söylediler. Bundan sonra vezir-i azamın oturduğu yere gittiler. Kara Mustafa Paşa, imam Mahmud Efendi ile öğle namazının sünnetini kılmak üzre ayağa kalktığı sırada sokakta at nalı sesleri duyunca nedir diye pencereden sokağa bakıp yeniçeri ağası ve arkasında kapıcılar kethüdası ve çavuşbaşıyı görünce “İmam efendi namazı boz iş gayri yüzden oldu.” Diyerek ellerini ovuşturup gezmeye başladı. Gelenler yukarı çıkıp yanına girmişler. Yeniçeri ağası elini öpüp kapıcılar kethüdasıyla selam verip durmuşlardı[35].

Vezir-i azam ne haber diye sorunca Gazaz Ahmed Ağa mührü hümayunla sancağı şerif ve emanetlerin istendiği söylenmiş ve bu da onları teslim edip “Bize ölüm var mı ?” diye sordu. “Olmak gerek. Allah imandan ayırmasın” cevabını almıştır. Bunun üzerine “Rıza Allahın” diyerek seccadesini serdirip öğle namazını kıldı. Kendi ile asla infal gelmedi ve dua edip el yüze çaldıktan sonra iç oğlanlarına: “Artık siz varın gidin. Beni duadan unutmayın.” dedi ve kendi eliyle kürkünü ve sarığını çıkarıp: “Gelsinler ve şu halıyı kaldırın cesedim toprağa düşsün.” Dedi. Cellatlar bir daha gelip iplerini hazırladıktan sonra kendi elleriyle sakalını kaldırıp bir hoş usulüyle takın deyip kazaya rıza verdi onlarda takıp iki defa çekip teslim-i ruh eyledi. Sonra köhne bir çadıra indirip gasl ve tekfin yapıp namazını kıldılar ve yine ol çadıra götürüp tabut içinde cellat başını yüzüp cenazesini saray karşısında cami-i şerif avlusuna defin eylediler[36].

Aslında Kara Mustafa Paşa’yı Padişahın ilk başta astırmak istemediği bilinir. Padişah ilk başta ona karşı itimadını koruyordu. Bunun belirtisi olarak hilat ve kılıç göndermişti. Kendisini taltif etmişti. Sonradan sadrazamın düşmanlarının yaptığı telkinler sonucu Yusuf Ağa ve Sarı Süleyman Ağa ile birlikte Merzifonlunun yetiştirdiği Kara İbrahim Paşa birleşerek sadrazamın sonunu getirdiler[37].

2.7. Sevr’e İlk Adım: Karlofça Antlaşması

Sevr’e ilk adım bu antlaşma için yapılacak en güzel başlık. Karlofça ile Osmanlıların Avrupa karşısında geri kaldığı ispatlanacak ve artık İstanbul’u ele geçirme planları yapılacaktır. Daha önceden Avrupa’da Türklerle ilgili kitaplar basılıyordu. Türklerin 1071’den beri süregelen üstünlüğü artık sona eriyordu. Otuz Yıl Savaşları ile Avrupa ileri gitmişti. Askeri yönden ilerlemiş olmalarının temelinde ekonomilerinin gelişmiş olduğu yatıyordu. Osmanlı bunu analiz edemedi. Dine sığınan ve oradan geçinen çevrelerin halkı etkilemesi yani onları sömürmesi, Saray efradının çekişme ve entrika merkezinde bulunması ve ekonomik gelişmelerin takip edilememesi Avrupa’nın dışında kalınması. Tüm bunlar Türklerin Son büyük seferi olan II. Viyana Çevirmesiyle Beç duvarlarında yüzüne bir tokat gibi vurulacaktır. Karlofça, bu yıllardan beri kapıda olan gerileme döneminin farkındalık yaratımını da sağlamış olacaktır.

26 Ocak 1699’ da Karlofça köyü ( Viyana yakınlarında) İngiliz ve Flemenk elçilerinin tavassutları ile dört ay süren müzakerelerden sonra Avusturya, Venedik ve Lehistan’la yirmi beşer yıl süreyle üç antlaşma imzalandı. Rusya ile üç yıllık antlaşma imzalandı. Karlofça ile Avusturya Banat hariç tüm Macaristan. Lehistan’a ise Podolya & Ukrayna verildi. Venedik ise Mora ve Dalmaçya kıyılarını aldı. Karlofça Osmanlıların askeri yetersizliğini ve zayıflığını gösterdi. Bu tarihten sonra Batı örnek alınmaya başlanacaktır[38].

Sonuç

Sonuç bölümünde çalışmanın genel bir değerlendirmesini yapacağız. Bu değerlendirmenin bir özeti niteliğinde olacak ve Kara Mustafa Paşa’ya dair bir analiz yapacağız. Paşa’nın “baş”ı ile ilgili bir yazıdan alıntılar da yapacağız ve son olarak Atatürk’ün Mustafa Paşa hakkında bir olayını paylaşacağız.

Savaşın başlaması artık ordunun ve devlet büyüklerinin eski dönemlerin getirdiği olarak sefer ihtiyacının doğmasından meydana gelmiştir. Bu bozgunun oluşmasında birbirlerine bağlı olmayan komutanlar, askerler, sultan ve tabii ki halk. Halk burada etkilenen kısmı temsil eder. Bunun yanında Avrupa’nın bilime dayalı uyanışından bir haber olması Osmanlıların ancak Viyana surlarına çarpmasıyla yankılanacaktı. St.Gothard’da ki yeniliş Avrupa’da “Biz Türkleri yenebiliriz” sözüne inanışlarına olan itimatlarını artırdı. Bunun yanında Avrupa Otuz Yıl Savaşları ile teknolojik olarak ilerlediğini gösterdi. Osmanlı’ya gelirsek askeri bir düzenleme yoktur. Ortaçağ ruhuyla cenk etme durumunda idi Osmanlılar. Dönemin teknolojik silahları orduda mevcut olsa ve kullanılsa bile askerlerde “ Ateşli silah mertliği bozar” düşüncesi Sipahilerde de Yeniçerilerde de vardır. Bu yüzden ve ayarlanması zaman aldığından Sipahiler bu silahları hiç kullanmamışlardır. 61 günlük bir kuşatmanın yanında saldırıyla alınmamasına sebep ise eğer saldırı ile alınırsa İslam’ın gereği olarak yağma meşru olacaktır. Mustafa Paşa bunu istemediğinden genel taarruz emrini çok geç bir zamanda verdi. Kale teslim olmaya zorlandı. Düşman birliklerinin Tuna’yı geçmesiyle de Türklerin diğer askeri bir hatası meydana geldi. Bu da Hörelen köprüsünün tutulmaması. Kırım Tatarlarının görevi olduğu halde düşmanın köprüyü geçmesine müsaade ettiler. Ganimetlerinin ağırlığı buna engel olması muhtemeldir. Daha sonra Kuşatma’da bulunan askerlerin yerinden oynanmaması söylenmişti. Bu askerlerin ise çok feci bir durumda kaldığından şüphe yok. Hem surlarında ardındakilerce hem de yardım ordusunca katledildiler. Geriye çekiliş öyle şiddetliydi her şeyi bırakıp kaçtı Osmanlılar. Düşman ordusu dünyanın en büyük ordusunun kaçışına müsaade etti. Çünkü Türk ordugahındaki karşılaştığı zenginlik tarif edilemezdi. Bunun yanında katledilen Yeniçeriler, alınıp satılan cariyeler ve Türklerin göz kamaştırıcı mallarının müsadere edilmesi de cabası. Osmanlı kısaca bu savaş meydanında tüm şanını bırakıp geri çekildi. Artık Batı’nın üstünlüğü kesindi bir süre sonra bunu görmeleri mümkün olacaktı. Nitekim Lale Devri de bunun bir göstergesidir. Viyana Kuşatmasına dair son sözler ise Karlofça’dan bu antlaşma ile Avrupa’da ki toprakların çoğu elden gitti. Bu tarihten sonra ise bu toprakları geri almaya çalışırken çırpınan bir Osmanlı’nın batışı söz konusu olacaktır. Bunun olmaması için tek çıkar yolun eğitim olduğu çok daha sonraki süreçte kısmen algılanacaktı.

 Kara Mustafa Paşa’ya gelirsek. Yarım milyon insanı toplayıp Avrupa göbeğine götürmek kolay iş değildir. Onların kontrol altına alınması gerekirdi. Ancak bunu yapmadığını söyleyerek tek sorumlu Kara Mustafa Paşa imiş gibi göstermek doğru değil.  Kara Mustafa Paşa sinirli idi. Hiddetlenmesi kısa sürerdi. İnatçı biriydi. Kararlı biriydi. En önemlisi aslında o bir Türk askeriydi. Savaş arenasından kaçmak ona göre değildi. Çevresindeki komutanlarla fikir alışverişinde bulunurdu. Onları dinlerdi ancak karşı görüşlere fazla müsamaha gösteremezdi. Bunun sebebi büyüdüğü ortamda çevresinde kendi ayağını kaydırmak isteyenler olması olabilir. Bu yüzden sürekli şüpheli bir durumu vardır. Emir-komuta zincirine yani savaş alanına siyaset girmemeliydi girdiği taktirde bir işleyiş ve bir süreklilik beklemek doğru olmaz, olamaz. Tüm bunlar Kara Mustafa Paşa’nın karar almasını engelliyordu. Onun hayalleri doğrultusunda hareket ettiğini söyleyebiliriz. Bunu yaparken çevresinde sadık adamlar oluşturamadı çünkü etrafında o kadar çetin bir koltuk kapmaca oyunu vardır ki Kara Mustafa Paşa, buna dahil olamazdı. Onun amacı ülkesinin sürekli ileri gitmesine yardımcı olmaktı.

Paşa’nın ölümüne dair bir şeyler yazmak istedik. Paşa’nın ölümü birçok kesimi sevindirmişti. Bundan şüphe yok onun koltuğu artık oraya göz dikenlere kalmıştı. Paşa’nın başına ilişkin birçok spekülasyon da mevcuttur. Paşa’nın idamından sonra cellat başının derisini yüzdü. Saçlı sakallı deri bal dolu bir kırbaya kondu( Bal gözeneklere girer ve deriyi canlı tutar. Menzilden menzile at koşturan bir ulak Edirne’deki Sultan’a bu deriyi götürüp gösterdi. Saruca Paşa Camii haziresine gömüldü. O bozgun ortamında, Avusturya kuvvetlerinin Belgrad’ı işgal edebilecekleri, paşanın mezarını açıp başını mızrağa geçirecekleri olasılığıyla baş derisi yüzülerek cesedin tanınmaz hale getirildiğinden de kuşku yoktur. Viyana Müzesi’ndeki kafatasının Kara Mustafa Paşa’ya ait olduğu savını ortaya atansa Osmanlı Devleti Tarihi yazarı Joseph von Hammer’dir. Nuri Demirağ’ın, 1937’de Merzifonlu’nun ve aynı haziredeki hemşehrisi Budin Muhafızı Divrikli Melek İbrahim Paşa’nın (idamı 1685) sembolik mezarlarını onarttığı doğrudur[39].

Son olarak Atatürk’ün Mustafa Paşa’ya dair bir anısını paylaşmak istiyoruz. Atatürk, 1933 yılında Ankara Konservatuarını gezmektedir. Koridorda yürürken bir derse girmek ister. Ders Tarih ve Konu ise Viyana Kuşatması’dır. Öğretmen Mustafa Paşa hakkında olumsuz sözler kullanmaktadır. Kara Mustafa Paşa’nın savaşı kaybettirdiğini ve gerilemenin onun yüzünden çıktığı gibi sözler kullanır. Atatürk, bunun üzerine “173 bin kişilik bir orduyu İstanbul’dan alıp Viyana önlerine götürmek kolay iş değildir. Herkesin yapabileceği bir iş de değildir. Bu büyük tarih olayını o büyük adam gerçekleştirmiştir. Viyana’yı padişah sanıyla  Kanuni Sultan Süleyman kuşatabilmiştir. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa en az onun kadar büyük bir adamdır. Siz nasıl olur da böyle bir komutanı kötülersiniz? Gençler!  Merzifonlu değerli bir komutandır. Bunu böyle biliniz. Bu şekilde yenilenler yenik sayılmazlar.” demiştir.

KAYNAKÇA

Danişmend, İsmail Hamdi, Osmanlı Tarihi Kronolojisi, 3.Cilt, Türkiye Yayınları, İstanbul,  1972.

Kocatürk, Vasfi Mahir, Osmanlı Padişahları, 5.Baskı, Edebiyat Yayınları, Ankara, 1965.

Lamartine, Alphonse, Osmanlı Tarihi, Toker Yayınları, İstanbul, 1991.

İslam Ansiklopedisi, “Mustafa Paşa”, 8. Cilt.

Sakaoğlu, Necdet, “Paşa’nın “baş”ına gelenler”, NTV Tarih, No.7( Ağustos 2009).

Sander, Oral, Siyasi Tarih, İmge Kitabevi, 1989.

Stoye, John, Viyana Kuşatması, Çev. Derin Türkömer, 2.Baskı, Doğan Kitap, İstanbul, 2004.

Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Türk Dünyası El Kitabı( Coğrafya-Tarih), 1.Cilt, 2.Baskı, Ankara,1992.

Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi, Osmanlı Devri, 3.Cilt, Ankara, 1982.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, 4. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988.

[1] Vasfi Mahir Kocatürk, Osmanlı Padişahları, 5.Baskı, Edebiyat Yayınevi, Ankara, 1965, s.243.
[2] Kocatürk, a.g.e.,  s.248.
[3] Kocatürk, a.g.e., s.244.
[4] John Stoye, Viyana Kuşatması, Çev.Derin Türkömer, 2.Baskı, Doğan Kitap, İstanbul, 2004,  s.47.
[5] Oral Sander, Siyasi Tarih, İmge Kitabevi, 1989,  ss.88-89.
[6] Stoye, a.g.e., s.47.
[7] Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Osmanlı Devri, 3.Cilt, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1982, ss.179-180.
[8] Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Osmanlı Devri, a.g.e., ss.186-187.
[9] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 4.Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara,1988, s.438-439.
[10] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 4.Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988, s.439-440.
[11] Uzunçarşılı, a.g.e., ss.439-440.
[12] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 4.Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988, s.442.
[13] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 4.Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988, s.443.
[14] John Stoye, Viyana Kuşatması, Çev.Derin Türkömer, 2.Baskı, Doğan Kitap, İstanbul, 2004, ss.61-62.
[15] John Stoye, a.g.e., s.75.
[16] John Stoye, a.g.e., ss.77-78.
[17] İsmail Hamdi Danişmend, Osmanlı Tarihi Kronolojisi, 3.Cilt, Türkiye Yayınları, İstanbul, 1972, s.454.
[18] John Stoye, Viyana Kuşatması, Çev. Derin Türkömer, 2.Baskı, Doğan Kitap, İstanbul, 2005, s.167.
[19] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 4.Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988, s.446.
[20] John Stoye, a.g.e., s.167.
[21] John Stoye, a.g.e., ss.175-176.
[22] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 4.Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988, s.448-449.
[23] İsmail Hamdi Danişmend, Osmanlı Tarihi Kronolojisi, 3.Cilt, Türkiye Yayınları, İstanbul, 1972, s.454.
[24]  İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 4.Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988, s.449-450.
[25] Alphonse Lamartine, Osmanlı Tarihi, Toker Yayınları, İstanbul, 1991, s.738.
[26] John Stoye, Viyana Kuşatması, Çev. Derin Türkömer, 2.Baskı, Doğan Kitap, ss.119-120.
[27] Stoye, a.g.e., ss.335-336.
[28] Alphonse Lamartine, Osmanlı Tarihi, Toker Yayınları, İstanbul, 1991, s.748.
[29] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 4.Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988, s.450.
[30] Alphonse Lamartine, a.g.e., s.752.
[31] Lamartine, a.g.e., s.754.
[32] Lamartine, a.g.e., ss.754-755.
[33] Lamartine, a.g.e., s.756.
[34] Uzunçarşılı, a.g.e., s.454.
[35] Uzunçarşılı, a.g.e., s.457.
[36] Uzunçarşılı, a.g.e., s.458.
[37] “Mustafa Paşa”,  İslam Ansiklopedisi, Cilt 8.
[38] Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Türk Dünyası El Kitabı (Coğrafya- Tarih), 2.Baskı, 1.Cilt, Ankara, 1992, s.483.
[39] Necdet Sakaoğlu, “Paşa’nın “baş”ına gelenler,” NTV Tarih, No.7 (Ağustos 2009), s.41.