Etiketler

, , , , , , ,


 Balkan Savaşları ile başlayıp Kurtuluş savaşının bitimine kadarki süre için on yıllık savaş dönemi denir. Bu şekilde anılır. Günümüzde bu on yıllık savaş döneminden birçok Türk askerinin anıları yazılı olarak elimizdedir. Cevdet Çaldağ bize on yıllık dönemi anlatanlardandır. Bu yazımda Cevdet Çaldağ’ın bu dönem yaşadıklarından bahsedip değerlendireceğim.

Cevdet Çaldağ Kimdir?

Cevdet Çaldağ, 1898’de Van’da doğar. Babası alay katibi Mustafa Efendidir. Annesi Münevver hanımdır. İlk öğretimini Van’da Hamamönü’nde yapar. 1909’da Mülki İdadi Mektebine girer. Bir sene okur ve sonra devam etmez. 1912’de Erzincan Askeri Lisesi’ne başlar. Bu yıl Birinci Dünya Savaşı başladığından Ruslar da Van’a girdiğinden Diyarbakır’a göç ederler. Burada annesini ve kız kardeşini kaybeder. Üç kardeşi bu olay üzerine Konya’ya giderler. 1915’de Erzincan’da son sınıfta iken İstanbul’a Harbiye Talimgahına geçirilir. Mayıs 1916’da asteğmen olarak orduya katılır. Savaştığı çarpışmaları alt bölümlerde vereceğim. Bu savaşlarla tanışma öncesindeki Cevdet Çaldağ idi. Sonrası aslında bugüne mesaj verir nitelikte. Mesaj açık. “Bu ülke kolay kazanılmadı.” Cevdet Çaldağ, 20 kasım 1984’de bu dünyadan ayrıldı. Mezarı İzmir Kadifekale Hava Şehitliği’nde bulunur[1].

Cevdet Çaldağ’ın On Yıllık Savaşa Dair Anlatıları

Cevdet bey askeri kariyerine Filistin Cephesinde başlar. 1916 yılının ağustos ayında buraya gönderilir. İlk bu cephede sıcak çarpışmaya girince ve ilk top sesini duyunca savaşa girdiğini hisseder. Ürperti ve heyecan olsa da ölüm korkusu yoktur[2]. Arap coğrafyasında Şeria- Ammar bölgesinde de bulunur. Çöllerde aşırı sıcak hava şartlarına dayanır. Haftada bir defa sıcak yemek çıktığını iletir[3]. Bu yemek konusu Avrupa’daki cephelerde de aşağı yukarı aynı ama Anadolu’daki ya da Arap coğrafyasındaki kadar geri kalmışlık olmadığı için bir nebze iyi diyebiliriz. Genel itibariyle Birinci Dünya Savaşı için askeri şartlar hep ikinci planda kaldı. Bu savaş akabindeki İkinci Dünya savaşında bu denli bir askerleri göz ardı etme durumu yoktur. İngilizler ile ilgili bir örnek vermek gerekirse zaten Birinci Dünya Savaşı’na girerken asker adaylarına gittiğiniz yerde altın ve yemek olacak dendiği için iaşe şartları çok ön planda değildi. Aileler de bu kara propagandaya inandılar. 1920’lerin sonunda çekilen “Batı Cephesinde Değişen Birşey Yok” filmi bu dediğim kara propagandayı anlatır.

Cevdet Çaldağ’a dönersek, Birinci Dünya Savaşı bittiğinde Filistin cephesindeki görevi de biter. Yunanilerin İzmir’e girmesi ve İstanbul Hükümetinin bu işgallere sessiz kalmasına karşılık birçok asker gibi Milli Mücadeleye katılacaktır. Mondros neticesinde çıkan kararla silahların teslim edilmesi beklenir. Ali Fuat Cebesoy imzalı telgrafta bunun yapılmaması ve bu cephedeki silahların –en azından İngilizlerin el koymadıklarının- en kısa sürede Ankara’ya nakli istenir[4]. Cevdet bey, silahları İngilizlerden kaçırmayı başarır ve Çankırı’ya getirir. Bir Mevlevi türbesine ve buradaki bir devlet binasının bodrumuna gömülür silahlar. Filistin cephesinden trenle gelirken silahları samanlarla örterler.

Yunan askerinin İzmir’e ayak bastığı sırada Çankırı’da bulunan Cevdet bey, burada Azm-i Milli adında Kuva-yı Milliye’ye bağlı örgüt kurarlar. Bir haftada 1500 genç bu örgüte yazılır[5]. Kuva-yı Milliye askeri olarak Anzavur ayaklanmasıyla mücadele eder. Çerkez Ethem ve Sarı Efe ile birleşip bu ayaklanmayı bastırırlar. “Elimde ferman, başımda Kur’an” diye yola çıkan bu çeteyi durdururlar. Anzavur’un topladığı insanların büyük çoğunluğu köylü diyebileceğimiz insanlardır.  Cevdet bey, çetenin içinde yaşı ilerlemiş bir Pomak dede ile konuşur. Bu kırmızılar içindeki dede, Anzavur’un halkı galeyana getirdiğini diğerleri gibi anlayamamıştır. Çaldağ, kimin düşman olduğunu anlatır. Kendilerinin de Müslüman olduğunu dile getirir. Burada bulunan asi olmayan çoğunluğu köylü grup bunu anlarlar[6].  Bir olay daha yaşanır bu çeteye bağlı aşırı kara propaganda yapan Reşit adında biri idam edilir. İngilizler bu kişinin idam edilmesini istemez. Buna rağmen Sarı Efe ve Çerkez Ethem hemen orada idam ederler. İngilizlere de buranın Türkiye olduğunu ve meclisi olduğunu yani Anadolu’da bir devlet olduğunu gösterirler (Temmuz 1920)[7].

Yunanilerin ilerlemesiyle birlikte İnönü savaşlarına da görevlendirilir. Çaldağ, bu savaşlarda 32.Alay 2.Tabur’da görev alır. Ocak 1921’de Yunan askerleri İnegöl ve Yenişehir’deki öncü birliklerimizi geri atarlar. Çekiliriz ancak bu birliklerimiz asıl ordu değil öncü birliklerdir. Yunan ordusunun en çok çekindiği Nazım  bey komutasındaki Kafkas birliğidir. Yunanilere zayiat çok verdirirler. Birkaç deneme daha yapar Yunan askeri netice alamayınca Bursa istikametine geri çekilirler[8]. Birinci İnönü zaferinin iki ay sonrasında Mart 1923’de İkinci İnönü savaşı başlar. Bu çarpışmada üç ordu olarak hareket eder Yunaniler. 1 nisana kadar sert çarpışmalar olur. Coğrafyada hakim tepe olan Gündüzbey sırtları alınır. Metristepe de alınır. Yunaniler tekrar Bursa yönüne çekilirler. Çaldağ, süvari birliklerinin peşlerine düştüklerini söyler. Bu çarpışmada Türk zaferidir[9].

Temmuz 1921’de Kütahya Muharebeleri başlar. Çaldağ’ın yazdığına göre Türk ordusu 52 bin piyadeye sahiptir. 421 ağır makinalı tüfek vardır.162 top vardır. Yunaniler bizim iki katımızdır[10]. Bu rakamlar hata payı bulunmamaktadır. ATASE’nin verdiği rakamlarda bunu ispat eder. Şiddetli çarpışmalar olur. Mağlup oluruz. 26 Temmuz 1921’de ordumuz komple Sakarya’nın doğusuna çekilir. Tahkimat yapıp beklemeye geçeriz. Ağustos’un 21’inde Sakarya Meydan Muharebesi başlayana kadar hazırlık yapılır[11].

Sakarya Meydan Muharebesi’nde diğerlerine nazaran en kanlı olanıdır. Yunanilerin amacı direkt olarak Türk savunma hatlarının arkasına sarkıp Ankara’ya yürümektir. Cevdet bey, bu çarpışmada soyadını da alacağı ve gazi olacağı Çaldağ mevkinde görevlidir. Cevdet bey düşman ateşinin sertliği altında çarpışırken bir askeri rütbelinin görevini tam olarak icra edememesinden ötürü fazla efor sarf eder durumdadır. Cevdet bey, bulunduğu konumu terk eder ve Osman bey tepesini korumak için yer değiştirir. Şimdiki mevkisinin hemen ardında dere vardır ve bu derenin içinde de acemi sayılacak 25 er vardır. İşte bu esnada bu bölgeye tam da dere içine top isabet eder. 25 er de şehit olur. Cevdet bey de Çaldağ çarpışmalarında gazi olduğu için soyadı da Çaldağ olur. Bacağına şarapnel parçaları isabet eder. Artık askeri kariyeri biter[12]. 11 Eylül 1921’de yaralanır. 12 Eylül’de düşman geri çekilmeye başlar. Hastaneye kaldırılır. Mim Kemal Öke gelene kadar çok ızdıraplı bir hastane yaşantısı olur. Teşhis koyulamaz. Acıdan inler hatta şehit oldu diye morga koyarlar. Doktorların yanlış teşhis koyduğunu söyler. Öke yokken günlerce bacağında bu parça varken yaşamak zorunda kalmıştır. Çaldağ, kendi isteğiyle Konya Kızılay hastanesine nakil ister ve buraya geçişi gerçekleşir. Öke’nin Ankara’daki başarılı ameliyatından sonra parça çıkarıldığı için de zamanla iyileşir[13]. Ülkesine yaptığı büyük katkılarla gazi olur. Herşey için teşekkürler Cevdet Çaldağ. Öğrettiğin ve kitabın satır arasında kalan şu muazzam cümle için teşekkürler. “Vatan Büyük Bir Aşktır, Doyulmaz Sevdadır.”

[1] Cevdet Çaldağ, İbrahim Ethem Tuncel, Kurtuluş Savaşı’nda Batı Cephesi’nin İki Yanı, Haz. Necati Balbay, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2016, s.viii.
[2] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.5.
[3] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.7.
[4] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.9-10.
[5] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.10.
[6] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.19.
[7] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.20.
[8] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.26.
[9] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.29.
[10] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.33.
[11] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.35.
[12] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.40.
[13] Cevdet Çaldağ, a.g.e., s.43.