Etiketler

, ,


Özet:

Yedinci ve dokuzuncu yüzyıllar arası Türk tarihi açısından kilit bir dönemi ihtiva eder. İlk olarak Türkler, İslam orduları içerisinde görev almaya başlar bununla birlikte özellikle Abbasiler döneminde ordu kademelerinde yükselip devlet yönetiminde söz sahibi hale gelirler. Ayrıca artık halifenin de koruyucusu olurlar. Türkler, halifenin Mevalisi konumuna yükselmiştir. İslam ordularının fetihleriyle beraber Araplar genel itibariyle şehir hayatının getirdiği ekonomik-sosyal işlere yönelirler. Ordu ise Türklerin biraz daha baskın olduğu bir alandır.

Araplar içerisinde Türklerin yükselişi kolay olmamıştır. Önceleri köle olarak girdikleri bu yeni ortamda dışlanmışlar ve ötekileştirilmişlerdir. Üç yüzyıl gibi uzun sayılabilecek bir süre zarfının sonunda bile hala tam anlamıyla kendilerini İslam ordularının hakiki savunucuları ya da daha açık bir ifadeyle hakiki Müslüman olarak kabul ettirememişlerdir. İlave olarak Türklerin de İslamiyet’e geçişi bu üç yüzyıl içerisinde sancılı olmuştur.

Anahtar Kelimeler: Türklerin İslamiyet’e Geçişi, Müslüman Arap Ordularında Türkler, İlk Müslüman Türkler.

 

Giriş

İslamiyet’in doğuşuyla beraber fetihler dönemi başlar. Arap yarımadasındaki ilerlemenin çok kısa bir süre sonrasında İspanya’dan Göktürk hudutlarına kadar yayılacak bir imparatorluk haline gelinir. Bu kısa süre içerisinde yayılmanın elbet sebepleri mevcuttur. İzlenilen uyumlu politikaların yanında yüksek kalitede askeri güç ve disiplin başarıyı birlikte getirmektedir. Bu çalışmada da değinileceği gibi bu başarının önemli mimarlarından biri de Türkler idi. Türkler Müslüman olurlar ama bu hemen yeni tanıştıkları bu inancı benimseme ve çok uzun süredir inanıyormuş gibi sahiplenmeyi de akabinde getirmemiştir. Türklerin İslamiyet’e geçişi sancılı bir süreçtir. Bugün bile her Müslüman Arap’a göre Türklerin Müslümanlığı hala benimsenebilmiş değildir. Türklerin İslamiyet ile tanışmasından önce de Türk askerleri Arap ya da İran ordularında yer alırlardı. Hatta bölgede önemli bir güç olan Bizans ordusunda da varlardı. Sassanid İmparatorluğu Türklerin süvari gücünden faydalanmıştır. Hatta Türkler aracılığıyla Orta Asya ve Çin’in askeri teknolojisini kullanmışlardır. Bunun yanına Akdeniz’deki devletlerin de askeri teknolojilerini katıp adeta bir sentez meydana getirmeyi başarmışlardır[1].

Emeviler ve Abbasiler Döneminde Türk Orduları

Emeviler döneminde Türkler ile ilk temaslar kuruldu. Ancak birçok Arap tarihçinin de anlattığı gibi bu temasların ilk olanları çok acılı oldu. Göktürk İmparatorluğu hakan Kültigin ile Araplara karşı direndi. Arap tarihçiler Kültigin’den kahramanca bahsederler. Sekizinci yüzyılın ortalarına doğru Talas Savaşıyla siyasi birliktelik sağlansa da bu durum sanılanın aksine Türklerin İslamiyet’e geçişini çok hızlandırmamıştır. Siyasi bir olay olarak kalmıştır[2]. Emeviler ayrıca Talas öncesinde Maveraünnehir coğrafyasından birçok köle de aldı. Bu Türk “Asker Köleler” tam anlamıyla köle değildir. Yani Arapların dediği gibi “Rakik” ya da “Abd” kullanılmamıştır. Bunlar yerine “Gulam” ya da “Memluk” kullanıldı[3]. İşte Emeviler köleden ayırdıkları bu askerlere önem veriyorlardı. Emevilerin Aşağı Türkistan’daki ilerleyişinin ardından birçok Türk askeri Basra’ya getirildi. Burada hemen bir mahalle onlara ayrıldı. Bu mahallenin adı da “Buharalılar Mahallesi” oldu[4]. Emevilerin orduları içinde bu denli yer vermesi bile dikkate değerdir. Bu bir başlangıç olmuştur. Sekizinci yüzyılın ortasında Emevilerin akabinde tarih sahnesinde yerini alan Abbasiler daha ılımlı bir siyaset izliyordu. Buna bağlı olarak daha esnektiler. Türklerin, Arap ordularında yükselecekleri yeni bir dönem başlar. Abbasi halifeleri Türk askerlerine oldukça fazla güvenirlerdi. Mu’tasım, Türk askerlerinin sayılarını arttırdığı gibi onlara komutanlıklar da verdi. Türkler ile arasında bir “Vela” vardır. Daha Türkçesi dostluk bağı kurulmuştur. Halifenin mevalisi konumuna geldiler. Bu durum şöyle açıklanırdı: “Vela’ u’l İstiha”[5]. Abbasi orduları içinde sayılar gittikçe artar. Bu askeri topluluk otuz bin dolaylarında idi. Bağdat halkı ile aralarında sorunlar baş gösterince hemen Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’ya gönderilirler. Kendileri gibi Türk kızlarla evlendirilerler. Geniş toprakların yönetimleri verilir. Bir süre sonra vali olarak Mısır gibi idaresi zor bölgelere atamaları yapılır. Ancak buralara tayinleri yüzyıllar sonrasında bölgede huzurlu bir barışı sağlayacak birçok Türk liderinde çıkmasına öncülük edecek bir gelişmedir. Örneğin Kıpçak Türkü Sultan Baybars gibi[6].

El- Cahiz’e Göre Türkler

El- Cahiz, 766 yılında Basra’da doğmuştur. Fakir bir aileden gelmektedir. Kültürlüdür ve bu kültürüyle Abbasi devletinde önemli bir konumdadır. 870 yılına kadar yaşamış olan El- Cahiz 200’den fazla eser vermiştir. Yine Basra’da hayata gözlerini yummuştur. Türkleri en ayrıntılı anlatan Arap tarihçilerden biridir. Hatta en önemlisidir de denebilir. El- Cahiz’in Türkler için yazdıkları şunlardır: “Türkler için at ve demir önemli yer tutmaktadır. En eski çağlardan beri yetiştirilen at, tekmil kültüre veche veren en önemli amildir. Türkün ömrünün günlerini toplasan, atı üzerinde geçen günlerinin yer üzerindeki oturarak geçirdiği günlerden daha çok olduğunu görürsün…(Humeyd adlı birinden naklederek Türkleri anlatmaya devam etmektedir) Türk bir baytardan daha usta, atını istediği gibi terbiye etme bakımından seyislerden daha başarılıdır. Atını kendisi yetiştirmektedir. Tay iken kendisi terbiye eder. Atının adını söylese atı onu takip eder. Koşarsa atı arkasından koşar… Türk, vahşi hayvana, kuşa, havadaki hedefe, insana, çömeltilmiş ya da yere konmuş hayvandan hedeflere, avının üzerinde pike yapan kuşlara ok atar. Ayrıca o, hayvanını sürdüğü halde hızlıca ok atabilir.”

“Türk diğer askerlerle yola çıkarsa, başkaları on mil yaparken, Türk yirmi mil yapar. Sağındaki ve solundaki askerler geride kalır. Avlanmak için dağların tepelerine tırmanır. Vadilerin derinliklerine iner[7].” Cahiz’den alıntıya devam edersek: “Türk silahlarını kendi yapar. Hiçbir dostun fikrine müracaat etmez. Yardım istemez. Türkler yaltaklanma, yaldızlı sözler, münafıklık, yapmacık, yerme, riya, dostlarına karşı kibir, arkadaşlarına karşı fenalık ve bidat bilmezler. Hile ile başkalarından mal çalmazlar. Onların tek ayıbı ve başkalarını kendilerinden soğutan husus, vatanlarına karşı çok iştiyak duymaları, zaferin sevincini, birbiri peşinden vukuuna, ganimetin tadını ve çokluğunu, sahralardaki oyunlarını, çayırlardaki gezintilerini hatırladıkları ve uzun zaman boş durmakla kahramanlıklarının boşa gitmesini aradan müddet geçmekle enerjilerinin tükenmesini istemedikleri için muhtelif memleketlerde dolaşmayı çok sevmeleri ve yağmaya ve çapulculuğa düşkünlükleridir[8].”

El- Cahiz, tüm bunların yanında işaret ettiği bir diğer husus da Abbasi halifelerini, çeşitli sebeplerle çıkan veya çıkarılan isyanlardan Türklerin koruduğunu anlatır. Burada El- Cahiz ile ilgili birkaç yorum yapmak gerek. Cahiz, zamanındaki Türklere saygı duyulmasından çok etkilenmiş ve bu satırları doldurmuş olabilir. Dönemin siyasası ne gerekiyorsa onu işlemiş olabilir. Türkleri oldukça fazla öven bir metin olmasının yanında Türklerin olumsuz yanlarını da söylemesi de onun aslında objektif bakmaya çalıştığının da bir göstergesidir.

Sonuç

Çalışmanın sonuç kısmında El Izzi’nin kasidesinde geçen Türklerle ilgili cümlelere yer verdikten sonra Abbasiler’in Türklere yüklediği yönetimde görev alma ile örnekler vereceğim. Osman b. Muhammed El- Izzi yazdığı kasidesinde “Onlar öyle bir millettir ki kendileri ile dost geçinildiği ve iyi karşılandıkları zaman melekler gibidirler. Bunun aksine eğer onlarla harbe girişilirse ele avuca sığmayan ifritler gibi olurlar.[9]

Bir başka Müslüman Arap devleti Fatımiler de Türk askerlerinden faydalanmıştır. Fatımiler’in hali hazırdaki ordu yapısı zaten farklı etnik unsurlardan oluşmaktaydı. En iyi bildikleri askeri güç olarak Türklere önem vermişlerdir[10].

Sekizinci yüzyılın üçüncü çeyreğinden itibaren Türklerin askerlik alanı yanında devlet kademesinde de görev aldığını görüyoruz. Arap tarihçilerden El- Kindi de Mısır’da El- Haresi’nin görev yapan Türk kökenli vali olduğunu söyler. 780 yılından itibaren görevdedir. El- Kindi onun için: “Hakimiyet sahibi. En güçlü insanlardandır. Türklerin en şanlısı, en kadim soylusu ve en ciddi ceza vereni idi[11].”

KAYNAKÇA

Fevzi, Faruk Umer, “Türkler ve Abbasi Hilafeti- İkinci Abbasi Asrına Yeni Bir Bakış”, Çev. Sait Uylaş, Nüsha, 16.Sayı (Kış, 2005).

Ismayilov, Rafik, “The First Turkish Governor of Egypt in Early Middle Age”, Journal of World of Turks, 2.Cilt, 1.Sayı (2010).

Kitapçı, Zekeriya, “Çeşitli Yönleriyle Emeviler Devrinde Arap Ordularında İlk Türkler”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1.Sayı, 1975.

Özdemir, Mehmet Nadir, “Abbasi Halifesi Mu’tasım’ın Ordusunda Bulunan Türklerin “Köle” Olup Olmadığı Meselesi, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 18.Sayı (Güz, 2005).

Polat, İbrahim Ethem, “Kıpçak Türklerinin Arap Medeniyetine Katkıları”, Uluslararası Sosyal Araştırma Dergisi, 2.Cilt, 7.Sayı (İlkbahar,2009).

Sivrioğlu, Ulaş Töre, “Army Organization, Weapon Technology and War Strategies in Sassanid Empire”, Turkish Studies, 8.Cilt, 5.Sayı (İlkbahar,2013).

Taflıoğlu, Serkan, “Modern Türk Tarihçiliğinde Türklerin Müslüman Oluşu”, Turan, 4. Cilt, 16.Sayı (Sonbahar, 2012).

Terzi, Mustafa Zeki, “Emeviler’de Kara Ordusu Teşkilatı”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 9.Sayı, 1997.

Tülücü, Süleyman,“Cahiz’in Türklerle İlgili Önemli Bir Eseri: Hilafet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri( Menakıb’ül Cündi’l- Hilafe ve Fezalü’l Etrak)”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 11.Sayı, 1993.

Yazılıtaş, Nihat, “Fatımi Ordusunu Meydana Getiren Etnik Unsurlar”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 18. Sayı (Güz, 2005).

[1] Ulaş Töre Sivrioğlu, “Army Organization, Weapon Technology and War Strategies in Sassanid Empire”, Turkish Studies, 8.Cilt, 5.Sayı (İlkbahar,2013), s.699.

[2] Serkan Taflıoğlu, “Modern Türk Tarihçiliğinde Türklerin Müslüman Oluşu”, Turan, 4. Cilt, 16.Sayı (Sonbahar, 2012), s.38.

[3] Mehmet Nadir Özdemir, “Abbasi Halifesi Mu’tasım’ın Ordusunda Bulunan Türklerin “Köle” Olup Olmadığı Meselesi, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 18.Sayı (Güz, 2005), s.209.

[4] Mustafa Zeki Terzi, “Emeviler’de Kara Ordusu Teşkilatı”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 9.Sayı, 1997, s.55.

[5] Faruk Umer Fevzi, “Türkler ve Abbasi Hilafeti- İkinci Abbasi Asrına Yeni Bir Bakış”, Çev. Sait Uylaş, Nüsha, 16.Sayı (Kış, 2005), s.104.

[6] İbrahim Ethem Polat, “Kıpçak Türklerinin Arap Medeniyetine Katkıları”, Uluslararası Sosyal Araştırma Dergisi, 2.Cilt, 7.Sayı (İlkbahar,2009), s.208.

[7] Süleyman Tülücü, “Cahiz’in Türklerle İlgili Önemli Bir Eseri: Hilafet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri( Menakıb’ül Cündi’l- Hilafe ve Fezalü’l Etrak)”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 11.Sayı, 1993, s.181.

[8] Süleyman Tülücü, a.g.e., s.182.

[9] Zekeriya Kitapçı, “Çeşitli Yönleriyle Emeviler Devrinde Arap Ordularında İlk Türkler”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1.Sayı, 1975, s. 157.

[10] Nihat Yazılıtaş, “Fatımi Ordusunu Meydana Getiren Etnik Unsurlar”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 18. Sayı (Güz, 2005), s.209.

[11] Rafik Ismayilov, “The First Turkish Governor of Egypt in Early Middle Age”, Journal of World of Turks, 2.Cilt, 1.Sayı (2010), s.128.