Etiketler

, , , , , , , , ,


Giriş

Sevgili anne, tanıdığım bütün insanlar içinde en çok sen üzüleceksin, bu yüzden son düşüncelerimi sana aktarıyorum. Ölümümden ötürü kimseyi suçlama, bu kader benim seçimim.

Sana ne yazacağımı bilemiyorum. Aklım başımda ama uygun sözleri bulamıyorum. Kurtuluş Ordusu saflarında yer aldım ve zaferin ışığı henüz parlamaya başlarken ölüyorum… Az sonra yirmi üç yoldaşımla birlikte kurşuna dizileceğim. Savaştan sonra hakkın olan emekli aylığını istemelisin. Eşyalarımı sana hapishanede verecekler. Sadece babamın fanilasını alacağım çünkü soğuktan titremek istemiyorum…

Bir kez daha elveda diyorum. Cesaret!

Oğlun Spartaco[1]

Birinci Dünya Savaşı hiç şüphesizdir ki bilinen tarih içinde dünyaya insan kaybı açısından bu denli iz bırakmış ilk savaştır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde insan yaşamının savaş süresince değersizleştiği gibi bir algı oluşabilir ki kısmen doğrudur. Bunu vurgulamak isterim. 19.yy.ın sonundan itibaren Avrupa’da savaşsız bir dönem mevcut ve bu dönemde Avrupa’nın büyük güçleri boş durmadılar ve silahlarına yenilerini eklediler. İnsanlarını cephelere çekmek ya da sürmek için her yolu denediler. Tabii şu da var askere yazılmaların fazla olmasında gençlerin savaş fanatiği olması etkiliydi. Ayrıca Avrupa’da bu dönemde geçim zordur. Genç nüfusun kolayca zengin olmak için savaşı rahat bir basamak olarak algılaması da birinci cihan harbine ilgiyi arttırdı. Bu noktada şu soru akla gelebilir: Bu kadar insan cephelere neden gitti? Onlara vaad edilenleri gittikleri düşman (!) topraklarında bulabildiler mi? Ayrıca bu kadar insan daracık siperlerde yaşam savaşı verirken neler hissederdi ya da hissedebilirdi? Bu gibi sorulara cevap aramaya çalıştım.

İlk olarak birinci dünya savaşı’nın öncesi durumdan bahsedip ardından bazı genel görünümü yansıttığına kanaat getirdiğim çarpışmalara yer verdim. Bunların karşılaştırmasını yapıp sonuçlar çıkarmaya uğraştım. Sonuç çıkarma evresinden sonra askerleri etkileyen yaşam koşulları ve bazı saldırı-savunma sistemleri, taarruz taktikleri gibi noktalara temas ettim. Ardından son bölümde bir üst paragrafta bahsettiğim sorulara cevaplar aradım.

Öncelikle 1914 öncesine dair birkaç değinmek istediğim nokta mevcut. Bu tarihten önce açıkça görülen taraflaşma ve silahlaşma su üstündedir. 1870’den sonra Avrupa’da var olan askeri sessizlik aslında bir patlamanın öncesidir. Bismarck’ın 1870’lerde Almanya’yı yayılmacı bir devlet haline getirmesi dünya genelinde silahlanma yarışının artmasına sebep verdi. Türkler’in Almanlar’a yakınlaşması Ruslar’ın tepki göstermesini sağladı. İstanbul üzerindeki düşünceleri daha da ön plana çıktı. Ruslar Balkan Ligası kurup Osmanlı ve Bulgarları vurmak istiyor. Ancak buna izin vermeyen Avusturya- Macaristan karşı çıkar. Bu arada Saraybosna olayının patlak vermesi Sırplar ile Rusları yakınlaştırır. Karşılık olarak da Almanlar ile Avusturya- Macaristan yakınlaşır. Almanya hiç istemese de iki taraftan da sıkıştırılmış olacaktır. Almanya bunun üzerine önce batıya yönelecek ancak orada istediğini bulamayacaktır[2].

Birinci dünya savaşı 19.yy.dan itibaren görülen katı ulusçuluk hareketlerinin bir yansımasıdır. Osmanlılar 1800’lerin başından itibaren var olan yenileşme çabaları dahilinde kim olduğunu sorgularken ve daha bu sorgusunu neticelendirememesine rağmen kendisini birinci cihan harbinin içinde buldu. Osmanlı devleti barındırdığı farklı gruplar sözgelimi Ermeniler, Rumlar ve diğerleri kendi başlarına hareket ediyorlardır. Larcher’in de belirttiği gibi bu savaş Osmanlı devletinin savaşı değildir, Türkler’in savaşıdır. Osmanlılar cephelere toplamda 2.850.000 asker sevkiyatı yapmıştır. Ayrıca Osmanlı’nın asıl sorunu ekonomikti ve bu soruna bağlı olarak askerlerin durumlarına fazlaca dikkat edilemedi. Bu durumun bilincindeki Osmanlı devlet yöneticileri Türkleri adeta uyumaz,yemez bir canlı olarak göstermeye çalışır[3].

Savaşın ilk kıvılcımı nasıl oluştu? 28 Haziran hem Avusturyalı Franz Ferdinand’ın evlilik yıldönümü hem de Sırpların 1389’da Türklere kaybettikleri gündür. Tarihe Saraybosna Olayı olarak geçen bu saldırı 19.yy.son çeyreğinden beri var olan askeri sessizliği bozacak ilk durumdur. Saraybosna olayını Bosna- Hersek’i Sırplara ait olarak gören “Kara El” grubu yaptı. Gavrilo Princip, Franz Ferdinand’ı öldürdü [4].

Değinmek istediğim bir başka nokta da savaş öncesinde devletlerin askeri ve siyasi durumlarına dair ilgi çekici ve çalışmamı bağlayıcı notlardır. Alman ordusunda Prusya kökenli  General Moltke & General Roon vardır. Almanya’nın nüfusu ve bu nüfus içindeki genci fazladır. Meuser ve Krupp adlı silah fabrikaları oldukça etkilidir. Alman mareşal Schliffen, 1890’lardan itibaren Fransa ve Rusya’ya karşılık aynı anda yürütebilecekleri bir savaş planı üzerinde çalışıyor. Bu plan Almanların Birinci Dünya Savaşı öncesinde iştahını kabartır. Almanlar önce Fransa’yı sonra da Rusya’yı bitirmek ister. Bu planda en güvenilir gördükleri şey de son derece güçlü demiryollarıdır[5]. Fransızlar da ise kolonilerdeki askeri desteklerini de işin içine katarsak Almanlar’a denk savaşacak güçleri mevcut. Creusot ve Schneider adlı silah fabrikaları mevcut. Fransızların en büyük eksikliği taktik ve strateji noksanlığıdır. Lider konumunda güçlü bir şahsiyetleri bulunmamaktadır. Bu yüzden taktiksel hataları fazla ve Alman askerlerinin sayılarını dahi yanlış hesaplarlar. Ruslar demiryolları ile ülkelerini örmek isteseler de yeterli değiller. 1905’de Japonlara kaybettikleri için moral olarak alt seviyedeler ve yetenekli asker olarak gerideler. Asker sayısı fazla olsa da donatacak güçleri yoktur. Demiryolu sıkıntılı olduğundan ikmal güçleri de sınırlıdır. AvusturyaMacaristan ise Landwehr ve Macaristan da Honved adlı 2 farklı ordudan oluşur. Karma ordu olduğundan dil sorunu da çok fazladır.  İngiltere, dünyanın en iyi donanmasına sahiplerdir. Kara orduları pek etkin değil. Sayıları sınırlı. Kara gücünün sınırlı olmasına rağmen silah teknolojisinde öndelerdir.

Genel olarak savaşın gidişatını özet geçmek de faydalı olacak kanısındayım. Yıl yıl gidecek olursam, 1914, Askeri çarpışma Avrupa içinde 1871’den bu yana pek yok sadece sömürgelerdeki Avrupalı birlikler sıcak çatışmada bu da çok tecrübe sayılmaz. Almanya’nın bir buçuk milyonluk Kuzey Ordusu, Belçika sınırına taşındı. Fransa ise Alsace- Lorraine’e saldırsa da Almanya iyi direndi ve Fransa, Belçika üzerinden gelen Almanların Kuzey ordusuna yönelmek zorunda kaldı. Fransa, İngiltere ile birlikte Almanların üzerine yürüme kararı alsa da Virton- Neufchateu çarpışmasında ve Mons çarpışmasında yenildiler. Fransa 3 haftada 300 000’den fazla adamını kaybetti. Almanlar uzun yoldan dolayı yorgundurlar. Neticede 5-9 Eylül Marne çarpışmalarında 250 000 Fransız ve 250 000 Alman olmak üzere 500 000 asker kaybedildi. Bu başarısızlığın ardından Moltke görevini von Falkenhayn’a bıraktı. Avusturya & Macaristan Galiçya’da Ruslara kaybetti. Lemberg çarpışmasında 23-26 Ağustos arasında oldu ve 350 000 kayıp verdiler. Sırplar, Avusturya Macaristan ile savaştı. Avusturya Macaristan, Sırpları küçümser. Coğrafi şartları dikkate almazlar. Ağır silahlarının çoğu Sırplara kaldı. Avusturya-Macaristan 100 000 civarında Sırplar ise 170 000 civarında asker kaybetti. Aralık ayının sonlarında Sırpların muharip gücünün yarısı kırıldı. Savaşın ilk yılı nihayete erdiğinde siperlere inen bir çarpışma mevcuttu. Savaşın 1 yıl sürmeyeceği anlaşılmıştı. Bir makinalı tüfek onlarca askerin hayatını bitirebiliyordu. Almanlar ve Avusturya-Macaristan zor duruma düşerse Ruslara karşın Osmanlı  savaşa girecekti. 2 Ağustos’da bunun için Osmanlı ve Almanlar arasında gizli antlaşma imzalandı. Kasım’da Japonlar ve Osmanlılar savaşa dahil oldu. İlk teması doğu cephesinde kurduk fakat asker sayımız 110 000 olsa da keşif olmadığından Rusları bilemiyoruz. Sarıkamış’a gelene dek ordunun % 80’i kaybedildi. Hava şartları ağırdır. 1914 sonlarında mahvolduk.

1915, bu yılın başında Fransa olan gücünü Almanlara çevirdi. Ruslar ise kolaylıkla asker bulabilse de çok fazla silah bırakmışlardı düşmana. Yeni düzende bir savaş olan siper savaşında makinalı tüfeğin gücü görülecektir. Siper savaşında 1’e 12’lik bir güç oluşturulmalı başarı için bu kısayoldur. Siper içinde savunma pozisyonundakinde makinalı tüfek varsa bu oranlama 1’e 14 olmaktadır. Tüm devletler  1914’den 1915’ başlarına kadar savaş başlangıcındaki cephanelerin 3/4 ‘ü kullandı. Çanakkale savaşı başlar ve ocak 1916’ya kadar 8 ay sürdü ve İngiltere 205000, Fransa ise 47000 Osmanlı ise 214000 kayıp verdi.

1916, Müttefikler Fransa’yı savunmak için Fransa topraklarına oldukça asker yığdı. İngiltere’de aynı zamanda gönüllü askerlik yerine zorunlu askerlik getirildi. 1915 sonlarında ve 1916 başlarında bu karar alındı ve İngilizlerin savaşa ilgisi arttı. İngilizlerin önceden kara gücü çok etkili değildi. Almanlar alev makinalarını cepheye sürdü. Fransa ve Almanya top gücünü arttırdı. Verdun Savaşı bu yıl içerisinde olmuş ve mühim bir dönüm noktasıdır. Verdun kalesi, Fransa’nın merkezidir. Fransızların gururu konumundadır. Buraya Almanlar bir günde 100 000 mermi gönderdi (21 Şubat 1916)[6]. Kaledekilerin çoğu sömürge askerleri idi ancak gene de karşı koydular. Fransız ordusunun 2/3’ ü buradaydı, Verdun kalesini savunuyordu. Almanlar ise 40 tümenden fazla gönderdi. 10 aydan fazla süren savaşta 377000’i aşkın Fransız öldü. Almanların ölümleriyse 337000’i aşıyordu. 1918’de Wilson Prensipleri yayınlandı.

1816-1965, 74 uluslararası savaşın ilk dördü nüfus kaybı olarak 20.yüzyıldaydı. Fransa’da askerden dönen ve yara almayanların oranı 3’de 1’den azdır. İngilizler ise 30 yaşın altında olan ve yarım milyonu bulan erkek nüfusu kaybettiler. Savaştan sonra aşırı sağ kuvvetlendi. Savaş karşıtı arttı. Cephede olan erlerin birçoğu artık savaş karşıtıydı. Adolf Hitler, buna örnektir. Hitler gibi “Frontsoldat” (Öncephede savaşan)lar hayatlarının deneyimini yaşadılar. Bu durum İkinci Dünya Savaşına sebep olacaktır. Birinci Dünya Savaşından önce günde 2000 top üretmeyi planlayan Fransa, savaş esnasında 200 000 top mermisi üretti.

 

  1. 1.      BÖLÜM: SİPER SAVAŞLARINDA KULLANILAN SİSTEM VE TEÇHİZATIN İNCELENMESİ

1914’de olanları bir Kanadalı  haberci şöyle anlatır: “Onlar çamurda kalmak ya da ölmek arasında bir karar vermeliydiler. Çünkü siperlerin çoğu çamur içindeydi ancak onları karşı tarafın mermilerinden de koruyan çamur dolu o siperlerdi.”

1.1. Tabyalar & Siperler

Tabya mimarisi 16.yy.da ortaya çıkmaya başlar. Bu tarih hiç şüphesiz ateşli silahların etkisinin artması ile paralel değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Ateşli silahların etki gücü artınca yavaş yavaş savaşlarda yerin altına doğru inmeye başlayan savunma anlayışı doğdu. Zincirleme bir sürecin ilk halkası budur. Ateşli silahların yıkıcı gücü saldırıya maruz kalan askeri zorla siper kazmaya itti. Topların özellikle uzun mesafeli kullanma isteğine paralel olarak düz atımlar yerine yukarıdan aşağıya doğru olan atımların ön plana çıkması siperlerin daha derin ve daha sağlam yapılması sonucunu getirdi. Bir süre sonra özellikle 17.yy.dan itibaren lağm birlikleri devletler tarafından daha çok rağbet gördü. Lağm sistemiyle aynı doğrultuda da yer altında yaşam alanları oluşturulmaya başlandı. Tüm bunlar eski tip savaşların nihayete erdiğini de gösterir. Şöyle ki önceden karşılıklı pozisyonel savaşlar vardır ve kısa sürelidir. Ancak yeni süreçte savaşlar daha uzun ve çarpışma alanında da fazla zamanı beraberinde getirdi. Tüm bunlar çarpışma alanının askerler tarafından hem çarpışılan hem dinlenilen hem yemek yenilen hem de savaşın yönetiminin sağlandığı alanlar haline getirdi. Genel itibariyle bu bütüncül yapıya tabya denir ve gelişimi Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar sürmüştür. Tabya sistemi anlaşılacağı üzere toprağa dayalı bir sistemdir. Toprağa gömülü olarak dizayn edilir ve buna dayalı olarak uzaktan farkedilmesi kolay değildir[7]. Bir tabyada siperler, hendekler, askerlerin toplanma yeri, giriş mahali, merkezi komuta noktası, topçu bataryaları, fırın, tuvalet ve askerlerin istirahat yerleri mevcuttur. Tüm bu saydıklarım koridorlarla siperlere bağlıdır. Tabya mimarisinin sonu Birinci Dünya Savaşındaki Verdun çarpışmaları’dır. Buradaki çok yüksek kayıpların ardından var olan tabya sisteminin değiştirilmesi gerekti. Tabya sisteminin çökmesine asıl sebep önüne geçilemeyen top gücünün varlığıdır. Şu noktada bir ters orantı kurulabilir. Top teknolojisi ilerledikçe insanlar daha fazla korunma amaçlı yerin altına girmektedir. Bununla birlikte düşünüldüğünde ileriki sayfalarda daha da detaylı bahsedecedilecek olan II. Dünya Savaşında “Maginot Hattı” olarak vazgeçilmez bir hal alan ve büyük bölümü toprağın altında olan demirden küçük kare planlı yapılar oluşturulur.

Tabya mimarisinin devamı olarak siperler neredeyse Birinci Dünya Savaşındaki her cephede var idi. Siperler özellikle uzun mesafe silahlarının etkileme alanları da 5 kilometreye kadar çıkınca zemin seviyesi altında korunaklı ve çoğu iki- üç adam yan yana durabilecek kadar genişliğe sahip, gözetleme dürbünü olan, düşman siperleri ile arasında dikenli teller bulunan ve bir süre sonrası siperin ortasında yağmur suyu, çamur, idrar, dışkı vb. birikebildiği yapılardır. Siperler genel olarak zigzaglar halinde kazılıyor. İngilizler buralara “Funk Hole” yani “Korku Delikleri” der[8]. Fransızların yetiştirdiği önemli değerlerden olan ve Birinci Dünya Savaşına katılan March Bloch, “Eylül 1914’de Ypres Çaprışmasında bir gece çok fazla yağmur yağdığını ve zor koşullarda kaldıklarını söyler ve ekler siperlerin su dolduğunu ve ayakta durduklarını sanki soğuk bir banyodaymış gibi hissettiklerini dile getirir.

Siper savaşlarıyla ilgili taktiksel birkaç değinmeyi burada yapabilirim.  Amerikan ordusunun hazırladığı eğitim kitapçığının 29.maddesinde “Saldıran piyade daima korunaklı gitmelidir. Karşı ateş aldığında mevzi almalıdır.” 30.maddede ise “Eğer saldırı piyadesi kanattaysa asla geri dönmemeli. Düşmana sarıldığını hissettirebilmelidir.” 41. Maddede ise “Zigzaglı kazmalarla siperler birbirlerine bağlanmalı ve bu şekilde bomba saldırılarından korunulur hem de iletişim sağlanmış olur.”43.madde de şöyle der: “Piyade  siperden kafasını çıkaramadığında mutlaka gözetleme deliğini kullanmalıdır.[9]

1.2. Mayınlama

Ateşli silah teknolojisinin savaşlarda etkin kullanımıyla birlikte zaman içinde tabya mimarisinin oluşması ve karşı tarafa zarar vermek için kestirme yollardan biri lağm faaliyetleridir. Antik dönemden itibaren kale kuşatmalarında ilkel tipte surları havaya uçurmak için çaba sarfediliyordu. Ancak tüfek ve top için barutun yaygın bir patlayıcı olarak kullanımının artışı ve toprak üzerinde ateşli silahların çok fazla can yakıyor olması özelde Birinci Dünya Savaşındaki çarpışmaları yerin altına indirdi.

Birinci Dünya Savaşına katılmış her devletin siper kazıcı ekiplerinin yanında mayınlama için köstebek diye tabir edilen birlikleri mevcuttu. Çoğu zaman köstebekler yerin altında yaşarlar. Toprak üzerinde ne olduğu pek de onları ilgilendirmez. Birinci Cihan Harbinde mayınlama işinde en iyi seviyede olan Almanlar’dır. Almanlar kendi köstebeklerini “Pioniere” diye adlandırır. Almanların ardından mayınlama konusunda ikinci sırayı İngilizler alır ve “Moles” diye adlandırırlar köstebeklerini. İngilizler bu iş için sömürge devletinin halkı olan Hintlileri kullanır. Bu Hintli grupların arda kalanları da Almanların saldırılarına eğer İngilizler karşılık verecekse öncü olarak kullanılırlar[10].

Mayınlama işlemi sürekli olarak savaşan iki taraf içinde tedirgin edici bir durumdur. Örneğin Hem Almanların hem de İngilizlerin tünelcilere (mayıncılara) karşı moralleri alt-üst oluyordu. Çünkü düşmanları altlarından geçip mayınlama ile kendilerini havaya uçurabilirdi. Ayrıca düşmanın tünel kazdığını duyduklarında da konstantre olup bir iş yapamaz oluyorlardı. Birinci Dünya Savaşında tünelcilik ve mayınlama konularında unutulmaz olan kişi İngilizlerin Sir John Griffiths adlı bir tünelcisidir[11]. Sir John, “Clay kicking” (Üstteki çizim) adlı formülüyle yer altında ekibiyle kazı yapıyordu. Somne Çarpışması sırasında oldukça başarılı olur. Genel itibariyle İngilizlerin Moles’u oldukça başarılı olur ancak gaz bu grupların en tehlikeli düşmanıydı.

1.3. Silahlar ve Askeri Kıyafetler

İngilizlerin, Fransızların, Almanların ya da Türklerin bir süre sonra en yakın dostları tüfekleri olacaktır. Öyleki artık tüfeklerini eşleri gibi göreceklerdir. Silahlara kadın isimleri vermeye başlanacaktır. Askerler üzerinde bu kadar etki bırakan silahların özelliklerini inceleyeceğim.

Neredeyse her farklı ulusun kullandığı silahlar benzerlik gösterir. Bununla beraber herhangi bir ayrıma  ya da ulus ulus kullandıkları silah ve üniformalara bölmeden birlikte ele alacağım. Askeri kıyafetlerin gelişimi 19.yy.ın son çeyreğinde hız kazanıyor ve ilk dünya harbine geliyor. Örneğin Fransız askerlerin montları 1877 modeldir. Koyu gri ya da eskitilmiş mavi gibi durur. Mide üzerinde bağladıkları fişek takılabilen 1888 model kemer kullanırlar. Bir askerde 1886 yılında üretilmeye başlanan tüfek vardır. Asker başına Fransızlar 88 ila 120 arasında değişen mermi verir. Ayrıca otuz santimetrelik bir de bayonet olarak bilinen kısa tüfek kılıcı vardır. Ancak piyadelerin de şikayet ettiği gibi çabuk kırılabiliyor[12]. Fransız topları ise efsanevi niteliktedir ve İkinci Dünya Savaşında da kullanılır. Zaman içerisinde ateşli silahların kullanılmaya başlamasından itibaren Fransızların topçulukta ileri olduğu bir gerçektir. Bunda Osmanlı’ya da hizmet etmiş Huguenot’luların da etkisi fazladır. Konumuza dönersek 1897 model 75 milimetrelik Canon French silahı birçok 20.yy topunun atası sayılır. Bir başka önemli topları da Fransızların 155 milimetrelik toplarıdır(1914). Isınma problemi olsa da kilometrelerce uzaktaki statik bir hedefi yok edebilir.

Almanlara, İngilizlere ve Ruslara gelirsem:  Alman piyadelerinde 7,92’lik mermi ile GeWehr 98 vardır. Bu silahla dakikada ortalama 10 atış yapılabiliyor. İngiliz tüfekleri Samuel Magazine Lee Anfield’dır. 600 metrelik düşmanla mesafede öldürücüdür. 600-1400 arası normal etki alanıdır. 1400-2000 arası ise uzak, 2000-2800 arası ise oldukça uzak mesafedir. Ruslarda ise Moisin-Nagant vardır bu isim Belçikalı üreticilerle geliştirilen 1891 model tüfeklerinin adıdır.

Makinalıların mucidi Hirom Maxim, 1880’lerde ilk makinalıyı üretendir. Bu modele (Maxim 88’) en yakını bir Alman yapımı olan MG08’dir. Almanlar bu silahı uçaklara da monte edip kullanır. MG 08’in avantajı tabii ki Maxim’e göre sulu soğutma yapabilmesidir. Bu dönemin tartışmasız kara savaşlarında en mühim silahıdır. İngilizlerin deyimiyle “30 piyadeye bedeldir.” İngilizler de Vickers makinalısını kullanır. Bu da MG 08 kadar etkili olmasa da su soğutmalı bir sisteme sahiptir. Bir başka önemli yenilik de Birinci Dünya Savaşında kullanılan şarapnellerdir. Napoleon Bonaparte’nin getirdiği bir şey olan şarapnel bombaları Birinci Dünya Savaşında menzilinin artmasıyla çok hazar verir. Dakikada on kere olmakla beraber 5000 metreye varan atışlar yapılabilmektedir. Üst rütbeli bir İngiliz askeri olan Rawlinson şarapneller için şu yorumu yapar: “Bu siper savaşları… Biz şimdi kayıplarımızın nedenini bulmaya uğraşıyoruz. Düzen, kural belirleyemiyoruz. Ancak şunu diyebilirim ki bu kadar insanın kaybedildiği siper savaşları bir uluslar skandalıdır (Aralık 1914)[13].

Osmanlı’nın kullandığı silahlara gelirsem her üst rütbeli revolver alır. Ayrıca Alman desteği doğrultusunda MG 08 ve Gewehr 98 de kullanımdadır.

Siperlerde kalmak yaratıcılığı da geliştirir. İronik gelebilir ama insan zorda kaldığında bilim ilerler. İlginç bir örnekse Çanakkale’dendir. İngilizlerin “Jam Tin” dediği el bombası Türklere karşı kullanılır. Bu el bombası süt konserve kutularından yapılır. Üzeri ahşap ile örtülür. Fitili 10 saniyelik bir zaman tanır. 30 metrelik menzili vardır. M.E. Hancock’un da dediği gibi “Nasıl oluyor anlam veremiyoruz. Türklere attığımız el bombalarının bazılarını attığımız anda geri atıyorlar. Hem de bomba bizde patlıyor.”

2.BÖLÜM: BAZI ÇARPIŞMALARIN İNCELENMESİ

Savaş genel bir haldir. Çarpışma dememin sebebi savaş içinde özel olmasıdır. Birinci Dünya Savaşının parçaları olmasındandır. Bu kısa açıklamadan sonra dört çarpışma üzerinde durmak istiyorum. Neden bunlar? Çünkü Marne’de olanlar daha savaşın hemen başında Almanları durdurdu ve siper savaşlarının yıkıcılığına çarpıcı bir şekilde şahit olundu. Savaşın ilk kırılma evresidir Marne Çarpışmaları. Çanakkale’ye gelirsek başlı başına bir dünya askeri tarihi açısından özel bir konumu var. Normandiya çıkarmasından önce en büyük amfibik çıkarma harekatıdır. Anlatmak istediğim kutuplaşmış, bayrakları farklı olan askerlerin aslında aynı yerde durduğunun göstergesidir. Verdun’u yazmamın sebebiyse o ana kadar var olan siper savaşına dair taktik ve stratejiler değişir. Çünkü gelişen ve muazzam seviyelere ulaşan topçuluk herşeyi altüst etmiştir. Aslında siper savaşıyla savaşın bitmeyeceği de bellidir ve bunu ortaya çıkaran ilk olaydır. Ayrıca Verdun’un İkinci Dünya Savaşına askeri teknoloji alanında katkıları da mevcuttur, bunlardan da bahsedeceğim. Son olarak seçtiğim Sarıkamış çarpışması ki aslında pek de bir sıcak temas yok ama şu var ki hastalıklardan ölümün ve doğaya karşı ölümün en fazla olduğu yerlerden biridir. Bu şekilde değerlendirildiğinde askerlerin hem doğaya karşı hem de hastalıklara karşı mücadelesini anlatan önemli bir çarpışmadır.

2.1. Marne Çarpışması (5-9 Eylül 1914)

Dünya savaşı anlayışının ortaya çıkmasının asıl sebebi iletişim ve ulaşım ağlarının gelişmesidir. Bu duruma bağlı olarak dünya savaşı dahilindeki bir çarpışma diğerini anında etkilemektedir. Marne çarpışmasının sonucunda olan da budur. Marrne’de İngiliz ve Fransızların kesin muhakemet gücü Almanları durdurdu. Alman askeri gücünün Marne’ye doğru saldırmasının amacı Paris’i alıp Fransa’yı saf dışı bırakmaktır. Ancak sonuçta Almanlar kaybetti. Bu sayede Osmanlılar’a Almanlar’ın ihtiyacı arttı. Savaşı neden kaybettiler bunu sorgularsak öncelikli neden 250 bin kişiyi bölgeye nakletme görevini yerine getirememiş ikmal hatalarıdır. Bunu başarmak hele hele Fransa gibi ormanlık bir coğrafyada oldukça zordur. Toplamda 500 bin gibi bir sayıda askerin bu dünyadan ayrılmasına sebep olmuş bir çarpışmadır.

Fransızların deyişiyle bu çarpışma ile “batı uygarlığı kurtarıldı.” Eğer Fransa kaybetseydi ve Almanlar geçseydi savunmayı Avrupa’nın sonu gelirdi ve Marne bir nevi Avrupa tarihçilerinin gözünde Waterloo gibi görülür[14].Aynı şekilde Belçikalılarda Almanlara barbar olarak anılır ve aslında Türkler’e benzediği için( ne yazık ki) “Huns” olarak bakar[15].

Oldukça iz bırakan bir çarpışmadır. Özellikle Fransızlar için gurur kaynağıdır. Fransızlar tarafından Almanlar istilacı olarak görülür ve sadece vatanlarını korumak amaçlıdır.  Dönemin Fransız sanatçıları da şovenist bir yaklaşımla konuyu ele almazlar [16].Verdun’un yeri ayrıdır tabii. Ancak 1914’de daha savaşın başında 2 milyon asker 6000 top ve bu kadar yüksek rakamlar 200 kilometrelik alanda! Almanların 420mm’lik howitzeri ile hava çarpışmaları da katılırsa ciddi bir travmadır. İlave olarak Almanlar ilerlerken bölge halkını da önlerine siper yapar. Alman veteranı  Gerrard Rither: “ Burada olanlar karşılıklı cinayetlerdir.” İlave olarak Herwig’in de bahsettiği gibi bu çarpışma ve aslında Birinci Dünya Savaşı bu denli kanlı ve acımasız olmasaydı ne Hitler, ne Stalin ne de Lenin olmazdı[17].

2.2. Çanakkale Çarpışması (18 Mart 1915 – 9 Ocak 1916)

Çanakkale çarpışması da Marne’de olanlar gibidir. Ciddi bir kırılma noktasıdır. Çarpışmanın siyasi noktalarına değinmeyeceğim fakat birinci dünya savaşındaki her devleti yüksek derecede etkilemeyi başarmıştır. Burada biraz Almanların, Osmanlılara desteğinden bahsetmek ve savaşa dair bazı notları iletmeye çalışacağım.

Osmanlılar özellikle Marne’nin ardından Birinci Dünya Savaşına girme yolunda önemli gelişmelerin ortasında kendilerini buldular. Bir önceki cümlede aslında kendi kaderini çizememiş bir devlet profili çizdiğimin farkındayım. Devlet adamı olmak ve aynı zamanda asker olmak çok zor birşeydir, önemli boyutta tecrübe ve eğitim gerekir. Maalesef bu meziyetlere sahip bir yönetici Osmanlıların içinde birinci dünya savaşı öncesinde yoktur. Genel itibariyle Enver Paşa’ya ve heyetine karşı neden bizi birinci dünya savaşına soktu diye sorulur? Enver Paşa siyasetçi değil ve çok çok muazzam bir asker de değil ama devlette “yönetici” olsaydı belki de ilk güvenilebilecek adamlardandır. Bunun da sebebi cesur olması ve hayal kuruyor olmasıdır. Enver Paşa’nın aleyhine olan tek şey onu dizginleyecek bir “yönetici”nin devlette bulunmamasıdır. Şunu demeye çalışıyorum Enver paşa ikinci adamdır ama maalesef o zaman Türklerde birinci adam olabilecek bir insan yoktu henüz. Nihayetinde savaşa girdik ve Almanlar’dan mühim sayıda askeri araç-gereç ülkeye girdi. Ayrıca Alman rütbelileri de geldi. Aynı zamanda bu durum yani Osmanlı ordusuna girmek Almanlar için bir rütbe yükselişiydi. Her Alman rütbelisi eğer Osmanlı’ya hizmeti kabul ederse terfi ederdi[18]. Rütbeliler de dahil Birinci cihan harbinde Osmanlı ordusu içinde Alman asker sayısı 15000’e  ulaştı[19].

Çıkarmayı yapacak olan İngilizlerin içinde ciddi tartışmalar olur. Churchill özellikle Çanakkale’yi geçip İstanbul’u düşürmek niyetindeydi. Ancak İngiliz hükümetine bunu kabul ettirmekte oldukça zorlandı. Ayrıca Churchill Ruslara silah vs. yardımı yapıp onlardan da ordusu için buğday satın almak istiyordu[20]. Tüm bunlara rağmen muhalefet had safhadaydı ve ilk Çanakkale’ye harekata karşı çıkılma sebepleriyse şuydu: Osmanlı ve Ortadoğu uzmanı Sykes’ın da dediği gibi düşünüyorlardı. “Osmanlı yıkılırsa İngiltere’de yıkılır.” Ruslara bu durumun fırsat sunacağını görür[21]. Ancak 1914 yılı sonlarında gelen haberler Enver Paşa’nın Sarıkamış’ta hezimeti İngiliz ve Rusları Çanakkale’ye çıkarma yapmaya teşvik etti. Olan bitene rağmen hala İngiliz askeri sorumluları özellikle denizciler amfibik bir harekati olunabilir görmektedir. Sadece denizden bir saldırının yararlı olmayacağına inanırlar örneğin Fisher, Abdülhamid döneminde gemileri Haliç’te zincirlenmiş bir şekilde görmüş ve Osmanlı boğazlarında incelemeler yapmıştır. Şunu da vurgular kendisi: “Savaşta sürat yoksa başarı da yoktur.” Napoleon Bonaparte’nin sözüdür.

 1915 Ocak ayında, İngilizle ve Fransızlar Çanakkale ön tabyalarına saldırdılar. Bunda başarılı oldular dış tabyaların dayanabilirliği oldukça düşüktü bu paralelde Yunanlıların, İtalyanların ve Rusların bölgeye dikkati artış gösterdi.

Ardından 18 Mart zaferi ile İngiliz ve Fransız gemileri zarar gördü. Osmanlı 40 şehit verdi. İngiliz & Fransızların kayıpları ise 800’dür. 20 mart 1915 ’de Daily Chronicle adlı gazete “Çanakkale seferi çok pahalıya mal oldu” diye yazar. Aslında İngiliz ve Fransız gemilerinin en büyük sorunları –Fransız Amiral de Robeck’in de dediği gibi- şunlardır: Mayınları temizleyememek ve Türk obüsü ile sahra toplarının iyi gizlenmiş olması mayın tarama gemilerini sıkıntıda bırakır. Ayrıca mayın tarama gemileri eskidir ve mürettebatı eşlerini ve çocuklarını düşünür. Churchill ise suçlu sandalyesine oturtulur ve ulusal gazetelerde 18 Mart’ın sorumlusu olarak gösterilir ve prestij kaybına uğrar. 23 nisan ve 25 nisan 1915’de çıkan Times ve Morning Post gazeteleri Churchill’i ağır bir dille suçlar. İngilizlerin Churchill’i suçlaması oldukça normaldir çünkü Türklerin topraklarında direnebileceğini hiç düşünmemiş ve yapacağı harekatın derinlemesine analizini yapmamıştır. Meclis içerisinde Türklerin sahip olduğu silahlara dair bilgisi sorulduğunda bilgim yok diye cevap verir. Ayrıca çevresine ve Türkleri bilenlere danışsa da çok ciddiye almamıştır. Örneğin, Fitzmaurice (İstanbul’da eski başçevirmendir), 16 nisan 1915’de İngilizlere der ki “Türkler karşı koyabilir. Ülkelerini koruma konusunda istekli ve komutanlarına güveniyorlar.” Ayrıca İngiliz rütbelilerinde kendisine tavsiyeleri vardır. Sözgelimi, 19 nisan 1915’de General Hunter Weston, Gelibolu’da Türkler sağlam mevzi almış, Almanların da desteğiyle siperleri oldukça kuvvetli, makinalı tüfekleri var, mayın döşemeleri oldukça iyi ve topları da var.

Çanakkale’de hiç şüphesiz tarih yazanlardan biri Mustafa Kemal Atatürk’tür. Hem İngilizler hem de Almanlar şöyle anlatırlar: 1915’de 57. Alayın başında olan Mustafa Kemal’i Churchill “Kaderin Adamı” diye nitelemektedir. Osmanlı’da görev yapan Albay Kannengieser ise, Atatürk’ü güçlü, sakin, kararlı ve enerjik biri olarak tanımlar. Ayrıca sessiz olduğunu da söyler. Liman Von Sanders de onun sorumluluktan kaçmadığını, hareketli, doğuştan lider olduğunu söyler. 29 Nisan’da 19. Tümen ile düşmana karşı koyması onu etkilemiştir.

İtilaf grubu söz gelimi özellikle İngilizler sömürgelerindeki müslümanları bölgeye intikal ettirdiler ve Osmanlı Türk müslümanlarına karşısına diktiler. İngiliz birliğinde “Gurkalar”, Fransızlarda ise Senegalli müslümanlar vardır. Temmuz 1915’de “Senegal Nişancı Alayı”nın defterinde müslüman isimleri var.

İngilizlerin toplam zayiatı tahliye edilen hastalarla birlikte 205 bindir. Fransızların ise 47bin kaybı vardır. Türklerin ise 207696’dır. Bunun 57263’ü şehittir. Avustralyalıların Çanakkale Savaşından kısa bir süre sonra çıkardığı istatistiki bilgilere göre 130 000 iki tarafında ölüleri bulunmaktadır. Buna Türkler, İngilizler, Fransızlar, Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar ve Hintliler dahildir[22].

Çanakkale Cephesinde bazı alanların karşılıklı siper yakınlıkları çok kısadır. Aralarında 30 adımlık insansız alanlar bulunmaktadır (No Man’s Land).  İki grupta birbirlerine taş atacak mesafededir. Ne konuştuklarını veya ne yemek pişirdiklerinin kokularını alabilmektedirler[23]. İki düşman grup arasında beklenenin aksine yakınlık oluşuyor. Çünkü çarpışma kesildiğinde zor koşullar altında karşılıklı yardımlaşma olur. Kar fırtınası, hastalıklar da birbirlerine yardım ediyorlar. Ayrıca yine siperler arası sigara gönderme olur.  Erler çamaşır asarken bile birbirleriyle eğlenecek kadar yakındırlar. Anzak askerleri savaş durumunda özellikle Türk tarafından şarapnel gelir diye zigzaglar çizecek şekilde tünel ve siperlerini kazıyorlar. Bu durum onların morallerini bozar ve depresyona girmelerine sebep olur.

Çanakkale ve aslında genel olarak Birinci Dünya Savaşı tüm hoş olmayan duyguları barındırsa da tam tersini de barındırır. Hoş duygular da vardır. Örneğin yardımseverlik, vicdan gibi kavramlara örnek bulmak kolaydır. Onlardan bir örnek vermem gerekirse Mehmet Vehip Paşa’dır. Emrinde Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir ve Cemal Gürsel vardır. Çanakkale’de Mehmet Vehip Paşa askerlerin şartlarını iyileştirmek için defalarca Enver Paşa’ya mektup yazar. Onlardan bir örnek (3 Ağustos 1915): “Et, günde 16 gram veriliyor. Erzak ise kuru fasulyeden ibarettir. Ekmeğinse yarısı un ve yarısı tozdur. Peksimet halindedir. Ambarlar boştur. Askerler demirbaşları da tüketiyor. Yeme-içme bu şekilde giderse askerin morali de düşer. Hastalıkların sebebiyse gıda yetersizliğidir. Başkomutanlığımızın gereğini yapacağı kanısındayım.[24] Milli mücadeleye onay vermeyen bu yürekli adam kendi emri altındaki askerlerin şartlarını dikkate alıp elinden ne geliyorsa yapmıştır.

 

2.3. Verdun Çarpışması (1916)

Verdun Çarpışması diyorum başlıkta fakat bir katliamdır. Bir milyona yakın insanın canının kaybedildiği bir olaydır. Ayrıca top teknolojisinin ne kadar ileri olduğunun da bir göstergesidir çünkü hem Alman hem de İtilaf grubunun kayıplarının asıl sebebi toptur. İlave olarak Verdun’dan sonra artık cephede ve özellikle siperde asker saklama ve makinalı tüfek kullanmanın zor olduğu hatta artık mümkün olamayacağı anlaşıldı. Bu durum II. Dünya Savaşında küreye benzer çelikten yapılma “Maginot Hattı” denilen yuvaların oluşmasına zemin hazırladı. Bu küpün sadece makinalı tüfek çıkış yeri mevcuttur. Savaşa dönersek  Verdun öncesi Almanlar zor durumdaydı. Ruslar, Hamburg toprağına girdi. 1914’de Avusturya-Macaristan, Sırplara karşı 200 bin adamını bıraktı. Almanya bir kıskaç içine girmek üzereydi ve bir çıkar yol bulmalıydı. Ya Rusların üzerine asker sevkiyatı yapacaklardı ya da daha yakın konumda ve tabiidir ki daha tehlike arzeden Fransa’ya saldıracaklardı. Falkenhayn 1915’de Batı’da Fransızlara karşı bir taarruza karar verir [25]. Ayrıca Sırplara karşı da yeni ortak Osmanlı’yı kullanmak ister. Fransızlar, Almanların taarruzunu biliyorlardı. Ayrıca Rusların istihbarat servisi Alman planlarını da sunmaktadır. Verdun öncesinde General Joffre, tüm yaşı ilerlemiş ve isteksiz Fransız rütbelileri emekli etti. Yerlerine genç ve isteklileri getirdi.

1916’nın şubatında Fransa’yı güçsüz de bulduklarından saldırmak ve yenmek istiyorlar. ABD’nin bu saldırıya karşı durup savaşa dahil olacağını da bildikleri halde Falkenhayn saldırıyor ve hızlıca taarruzu neticelendirmek ister[26]. Fransızlarda ise ikmal almadan evvel hafif havan topuna sahipler ancak ellerindeki silahlar ne olursa olsun asıl taktikleri “ateş et ve manevra yap” tır. Fransa Verdun savaşından üç ay önce çoğu Afrika’ya dağılmış kuvvetleri olduğundan aceleyle Kuzey Afrika’dan hem sömürgelerinden hem de kendi Fransız askerlerini getirdi. Almanlar Howitzer toplarıyla ve Fransızların beklemedikleri bir anda ve beklemedikleri bir yerden saldırdılar. Fransızlar ise ağır toplarından oluşan 75 mm.lik 16 milyon top kullandılar. Verdun çarpışmasını Verdun yapan da bu ağır topların bu denli şiddetli ve yıpratıcı kullanılmasıdır.

Verdun’daki Fransız askerleri, bir top hepimize bedel diye düşünüyor. Fransızların ilk etapta ellerinde 4 bin top var. Yiyecek olarak da askerler komutanlarının atlarını vurup etlerini yiyorlar. Fransızlar Verdun’u kahramanca savundular. Ancak şu da var ki Alman harekatı hatalıydı. İkmal yolları hesaplanmamış ve askerler çok yorgun haldeydi. Bir ay sonra bir Fransız pilot Verdun’dan geçerken “insanlığın dair herşey süpürülmüş” der. Aralık ayında 976 bin kayıpla çarpışma sona erer[27].

2.4. Sarıkamış Harekatı (1914-1915)

Osmanlılar, 29 Ekim 1914’de Rusya’yı bombalayarak fiili olarak savaşa dahil oldu. Ruslar böyle bir bombalamayı beklemiyordu ve buna paralel olarak da Kafkasya taraflarında yani Osmanlı sınırlarının doğusunda askeri gücü sınırlıydı. Rusların Kafkas cephesinde iki tabur askeri mevcuttu [28]. Osmanlı askeri gücü ilk etapta askeri güç bakımından öndeydi bölgede III. Ordu Komutanlığı vardı ve başında Hasan İzzet Paşa vardı. 1 Kasımda Ruslar sınırımızdan içeri girdi. Enver paşa, Almanların da tavsiyesiyle büyük çaplı bir planı hazırlayıp askeri gücü Ruslar üzerine yöneltti. Enver Paşa, Ruslar Polonya’da bu tarihte zor durumda ve bu bize ilerleme de imkan sağlar diye düşünür. 27 Aralık’ta Ruslar takviye yaptı ve Sarıkamış’a iki tümen ile girilecekken beklendiği için püskürtüldük. Askerin yiyeceği azalır ve kalanlar sadece zeytin & ekmek yiyorlar. Sıfırın altından 35-40 derecede uyuyorlar. Elleri, parmakları kopuyor. Bunlar üzerine Enver Paşa cepheden dönüyor ve subaylar tüm bu olanlardan onu suçluyor, yüzüne küfür dahi ediyorlar [29].

Kaybımız altmış bindir. Ruslar yirmiüç bin Türk askeri gömdüğünü ve yedi bin esir aldıklarını açıklar. 30 bin civarı da şehidimiz vardır . Sarıkamış da temel amacımız olan “Türkistan’a ulaşmak”tı ama başaramadık.

2.4.1. Doğu Cephesinde Türk Askerlerine Dair Notlar

Doğu Cephesinin en hırçın doğa şartlarının altında yapıldığı göz ardı edilmemelidir. Bununla paralel olarak hem coğrafya hem hava şartları hem de ordunun her anlamda zayıflığı burada kayıpların yüksek olması sonucunu doğurdu. Enver paşanın dini ön plana çıkardığı halka hitabı karşılık buldu. Birinci Dünya Savaşından önce dağıtılan celp pusulalarına cevap tahmin edilenden fazla geldi. Askere kayıt olmak için gelenler diğer cephelerde olduğu gibi Doğu Cephesinde de fazlaydı. Kahvelerde, hanlarda sıra bekleyenler sıkılıp evlerine döner olmuşlardı. Resmi kayıtların anlattığına göre askere girme isteği oldukça yüksek ve bu yüzden de kayıt defterlerine işlemek uzun sürüyor. Askerlerin çoğu kayıtta sorun yaşıyor.  Ayrıca künyesiz asker de çok… Yapılan yasal düzenlemeler neticesinde jandarmalar ise sadece kayıt defterlerini getirmek gibi bir göreve sahipler. Soğuktan, açlıktan, askerden firar edenlere karşı bir güçleri yok. Silah kullanmaları yasaktır. Yetkileri elinden alınmıştır. İlave olarak defterde ismi yazılanların çoğu cephede fazla kalmadan ya şehit oluyor ya yaralanıyor ya da kaçıyor. Bu halde iken kayıt defteri tümene gidiyor ve cephedeki asker mevcutları sağlıksız bir şekilde ve yenilenmeden deftere göre bir plan yapıyorlar[30]. Yiyecek, giyecek ve uyumalık alanlarda da sorunlar var. Erlere ekmek verilmediği oluyor. Çorba veya sıcak yemek olmadığı da oluyor. Bu tür engeller “Tekalif-i Harbiye” ile aşılmaya çalışılır. Fırınlara ve değirmenlere el konuldu. Asker sayısı fazla olduğundan 1869-1875 arası doğanlar terhis edildi. 1880-86 arasında doğanların bile bazı yerlerde terhis edildiği bilinir. Resmi kayıtlarda görüldüğü gibi bu düzensizlik ve beceriksizlik can sıkar. Kimin kaçtığı veya kimin emre uyduğu bilinmiyor, denetlenmiyor. Aslında en çok can sıkan ve kalanların moralini bozan şey askerden kaçma olayıdır, bunun önüne geçmek için fazla idam olsa da bir işe yaramıyor. Askere kayıt olup devletten silahı alan bir süre sonra silahıyla kaçar. Bu konunun bir başka boyutu da askerlikten para karşılığı kurtulma (!) çabasıdır. Doğu cephesinde görev yapan Yarbay Ali Osman bu durumu şöyle değerlendirir: “Askerlik bir fakir felaketi oldu. Zenginler ise vatan savunmasında yok.”

Yarbay Ali Osman, merkeze yazdığı yazıda firarilerin tekrar silah altına alınmasına karşı ve çıkan şu yasa da işe yaramaz: Rus saldırısında firar edenlerin yirmide biri kurşuna dizilecektir. Tekrar firarilerin silah altına alınmasına tepki sebebi ise bu kişilerin silah altında firar etmemiş askerleri de yoldan çıkarmalarıdır. Firarların bir sebebi de soğuktur. Kurşuna dizilecek olanlar Revolver silahıyla öldürülür.  Yarbay Ali Osman eğer firariler orduya bir daha alınırsa görevinden istifa edip bir Osmanlı eri gibi çarpışmak ister.  Bir başka durumsa Ruslar her zamanki gibi asker içi haberleşmeyi şifreli yapmazlar ve içlerine sızma bu yüzden kolaydır. Tek şart rusça bilmektir ancak askerler arasında rusça bilen yoktur. Ancak Karadenizli balıkçıların bazıları rusça biliyor ve Yarbay Ali Osman’ın tavsiyesiyle her tabura 3-4 rusça bilen Karadenizli alınıyor. İlave olarak emre uymayan er, köyü yakan er olursa ve buna dair şahit de varsa veya askerin kendisi itiraf ederse asker idam edilir.  Yarbay Ali Osman askerlerin sıhhatini yüksek tutmak için cephelerde fırın ve çay konusunda ilgilidir. Şeker bulunması da gerektir. Hava soğukluğundan nöbetçi erler saat başı değişecektir[31]. Osmanlıların Doğu Cephesinde kullandığı temel silahlar şunlardır: Revolver, Martini, Mavzer, Mitralyöz, Hoçkis hafif makineli tüfek başta gelenlerdir.

 Yarbay aynı zamanda silahların temiz olmasından da bahseder. Tüfekler vazelin ile temizleniyor fakat vazelin de yoktur. Makineli tüfek bölüğünde Revolver olmalı ancak çok eksiktir. Topçularda da Revolver olmadığından eski tip kasatura kullanırlar[32]. Piyadelerin silahlarını sevmesi gerektiğini vurgular. Tuvalet temizliğinden, silah temizliğinden ve talimlerin öneminden sık sık bahseder.

Tuğgeneral Hasan İzzet, talimlere dikkat eden bir başka değerli isimdir. Gece eğitimlerinin nasıl olması gerektiğini anlatır. Askerlerin sessizce, ileriye doğru, disiplinli ve avcı gibi gideceklerini tembihler. Pusula kullanımı ilk gelenlere öğretilir ancak üzerinde asıl durulan tabii ki gece eğitimleridir. Bu konuya dair ilgi çekici bir not da şudur: gece keşfe çıkan er iple kendi birliğine bağlanır. Askerlere göreve gitmeden önce yedek erzak olarak, 3 günlük pastırma, 6 günlük çay ve şeker verilir.

Osmanlıların Doğu Cephesinde kullandığı silahlar: Revolver, Martini, Mavzer, Mitralyöz, Hoçkis hafif makineli tüfek başta gelenlerdir.

3. BÖLÜM: SİPERLERDEKİ ÇARPIŞMALARIN GENEL DEĞERLENDİRMESİ VE BIRAKTIĞI İZLER

Aslında hepsi aynı taraftalar. Konuştukları dil farklı olsa da yaşam koşulları neredeyse aynı. Geçtikleri psikolojik evreler benzer. Birinci Dünya Savaşı belki çok can aldı ama askerlerin de hayatı olduğunu gösterdi. 1918 sonrasında birçok savaşta yakınını kaybeden aile sivil toplum kuruluşları oluşturarak haklarını savundu. Ait oldukları devletlerden hesap sordular. Savaş esnasında ise birçok dokunaklı olay mevcuttur. Bu ilk toplu katliama katılan askerlerin bazıları üç haftalık eğitilmiş bazıları altmışlı yaşlarında bazılarıysa eline hiç tüfek almamıştır. İngilizler, Avrupa topraklarında Almanlara karşı savaşırken makinalı tüfeğin ısısıyla çayı sıcak tutuyorlar. Bir başka durumda şudur: Özel ekipler istihbarat için  “No Man’s Land’a çıkarlar ve bu askerlere tüfek verilemez. Kama,  mutfak bıçağı ya da süpürge sapı kullanıyorlar. Adeta görevden dönemezse ya da görev sırasında başına bir iş geldiğinde kendi yetenekleriyle birşeyler yapmak zorunda bırakılır.İlk noelde iki taraf da 1915’e girerken beraberce No Man’s Land’da sigara içip alkol alıyorlar şarkı söylüyorlar[33].

Birçok travmaya sebebiyet verdi bu denli acımasız genel harp sonrasında yürütülen siyasetler izlenilen ekonomi politikaları devletleri daha da açmaza sürükledi. Siyaseten birçok sert yönetim ortaya çıktı. Bu normaldir. Sebebiyse devlet idare edenleri neredeyse hepsinin Birinci Dünya Savaşından kalma yarası vardır. Dünya tarihinin bu döneminin daha iyi ve kaliteli değerlendirilebilmesi için İkinci Dünya Savaşının bitmesi gerekir çünkü İkinci Dünya Savaşının sonuna kadar tabiri caizse bir “Delilik” dönemidir.

Siperlerde giden canların oğulları, torunları hep o giden canların anılarını diri tuttular. Bugün bile üzerinden tam 100 yıl geçmesine rağmen anıtlar, toplu mezarlıklar, çarpışma bölgeleri hala dinamizmini koruyor ve savaşı hatıralarda diri tutuyor. Siper savaşlarının sonu gelmek üzereydi. Bu denli bir yıkım kimse tahmin etmiyordu. Beklenen şey 1914 bittiğinde savaşında biteceğiydi. Askerlerin çoğu arkadaşlarıyla beraber cepheye gittiği için bir oyun gibi görülüyordu. Aslında travmada burada başlıyor. Devleti yönetenler kendi insanlarını avutup bilinmezliğin ortasında onları yalnız bıraktılar

Askeri açıdan en mühim yenilik artık yavaş yavaş siperlerin 2. hatta 3. plana atılmasıydı. Bunun da sebebi basit hem top gücünün yıkıcılığı ve tabii ki hava kuvvetlerinin gelişmesi. Bu durum şunu doğurdu: “Maginot Line”.  Birinci Dünya Savaşında 6 milyon asker kaybedildi.1.Dünya Savaşı sonunda özellikle Almanların tekrar saldırabileceği düşünülerek bu hat kuruldu. Maginot Line, 100 kilometrelik alanda tüneller, 15 000 ton çelik ve 450 kilometre karayolu ya da tren yolu yapıldı. 1930’ların ortalarına kadar savunma hattı çekilmeye devam edildi ama Almanlar, Fransızların “On ne passe pas”(Kimse geçemez) dediği hattı geçti. Ancak Maginot Line’ın getirdiği yeni bir şey tünel sistemi oldu ve artık İkinci Dünya Savaşı yer altı savunma sistemlerinin savaşı olacaktı[34].

 

 

 

 

SONUÇ

Birinci Dünya Savaşının askerler üzerinde bıraktığı hasarı ele almaya çalıştığım çalışmamda öncelikle genel bir savaşın gidişatından söz ettim.  Akabinde savaşta kullanılan sistem ve teçhizatları inceledim. Ardından bazı kritik gördüğüm savaşın genel şartlarının hüküm sürdüğü dört çarpışmayı analiz ettim.

Birinci Dünya Savaşı başta İkinci Dünya Savaşı olmak üzere günümüze kadar birçok askeri gelişimi tetikleyici özelliği barındırır. Bu savaştan sonra ise askeri tarih açısından daha doğru bir ifadeyle askerlerin tarihi açısından da yükselme dönemi olmuştur şöyle ki birçok yakınlarını kaybeden sivil ya da savaşta yaralanan birçok insan çeşitli oluşumlara imza atıp olanları daim kılmışlardır. Son olarak da her ülkenin kaybı aslında dünyanın kaybı. Bununla paralel olarak hepsinin hatıralarının savaşın yüzüncü yılında diri tutmak için küçük bir adım attığımı düşünüyorum. Çalışmamı noktalarken  Türklerin verdiği kayıpların sayılarıyla bitiriyorum.  Ruhları yücelsin.

Osmanlıların 1914-1918 arasında kayıpları

Cepheler Yatan Hastalar Yatan Yaralılar Hastalıktan Ölenler Yaralı Ölenler Şehitler
Kafkasya 628953 60 983 116 290 2968
Çapakçur 377316 41 754 67 414
Irak 217609 41 133 33 247 5939
Suriye 788135 44 449 65 205 1823
Çanakkale 354634 343 648 44 407 7756 56127
Galiçya 7115 10 326 124 522 3859
Romanya 17 511 13 106 809 681 2132
Karadeniz 18 525 29 615 3 1
Makedonya 4 804 376 671 82 105
Hicaz 8 571 36 1 166 9
Asir 4 176 218
Yemen 4 162 392 630 58 16
TOPLAM 2 431 511 556 233 330 796 19 841 62 240

Toplam kayıp 35 milyondur. Osmanlı ordusu hastalıktan en çok kaybı veren ordudur. Mevcudunun yarısını kaybetti[35].

 

KAYNAKÇA

Alcorn, William The Maginot Line 1928-1945, Osprey Publishing, Oxford/ United Kingdom, 2003.

Armaoğlu, Fahir, 20.yy. Siyasi Tarihi, 18. Baskı, Alkım Yayınları, İstanbul, 2012.

Ayan, Engin, “Alman Subaylarının Hatıralarına Göre Çanakkale’de Mustafa Kemal”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 3. Cilt, 11. Sayı (İlkbahar, 2010).

Bull, Stephen, World War One. Trench Warfare (1) 1914-1916, Osprey Puhlishing, Oxford/ United Kingdom, 2002.

Demirbaş, Alper,  Birinci Dünya Savaşının Avrupadaki Sanat Ortamına Etkileri, ( Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2009).

Eyyüpoğlu, İsmail, “91.Yılında Sarıkamış Taarruzu”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırması Dergisi, 31.Sayı ( Erzurum 2006).

Gülbay, Burak, Birinci Dünya Savaşı Tarihi, Altın Kitaplar Yayınları, 2004.

Herwig, Holger H. , The Marne, 1914: The Opening Of World War I And The Battle That Changed The World,Random House, New York/ USA, 2009.

Hobsbawm, Eric, Kısa 20.Yüzyıl, Çev. Yavuz Alogan, 6.Baskı, Everest Yayınları, İstanbul, 2012.

İlgazi, Abdullah ve Mustafa Bıyıklı, “Mehmet Vehip (Koçi) Paşa’nın Çanakklae Muharebelerindeki Yeri ve Önemi”, ATAM (82. Sayı), 2012.

Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, 9.Cilt, 2.Baskı, TTK Yayınları, Ankara, 1999.

Koç, Naci, “İngilizlerin Gözüyle Çanakkale Savaşları” (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2005).

Madelin, Louis, The Victory Of Marne, Çeviri Lilly M. Groove, Librarie Armand Colin, Paris, 1917.

Martin, William, Verdun 1916, Osprey Publishing, Oxford, 2001.

“Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, 122. Sayı (2009).

Özdemir, Hikmet,  “Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordusunda Kayıp İstatistikleri Üstüne Bir Değerlendirme (1914-1918)”, 12. Askeri Tarih Sempozyumu Bildirileri, 1.Cilt, Ankara, 2009.

Patel, Samir S., “Letter From Turkey”, Archaelogy, 6.Sayı (Şubat, 2013).

Rice, Earl, The First Battle Of Marne, Chelsea House Publishers, Philadelphia/ USA, 2002.

“The First World War”, Life, 56.Cilt, 11.Sayı (Mart 1964).

Trent  Smith, Steven, “Death From Below”, MHQ, 24.Sayı (İlkbahar, 2011).

Ülkü, Osman ,“Osmanlı İmparatorluğunda Savunma Sistemi Olarak Tabya Mimarisi”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 27. Sayı, (Erzurum 2007)

War Office United States of America, Notes On The Construction And Equipment Of Trenches, Govermont Printing Office, Washington, 1917.


[1] Eric Hobsbawm, Kısa 20.Yüzyıl, Çev. Yavuz Alogan, 6.Baskı, Everest Yayınları, İstanbul, 2012, s.189.

[2]Fahir Armaoğlu, 20.yy. Siyasi Tarihi, 18. Baskı, Alkım Yayınları, İstanbul, 2012, ss.132-137.

[3]Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, 9.Cilt, 2.Baskı, TTK Yayınları, Ankara, 1999, ss. 402-410.

[4]Burak Gülbay, Birinci Dünya Savaşı Tarihi, Altın Kitaplar Yayınları, 2004, ss.81-82.

[5]Burak Gülbay, a.g.e., ss.96-97.

[6]Burak Gülbay, a.g.e., s.204.

[7]Osman Ülkü, “Osmanlı İmparatorluğunda Savunma Sistemi Olarak Tabya Mimarisi”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 27. Sayı, (Erzurum 2007), s.249.

[8] Stephen Bull, World War One. Trench Warfare (1) 1914-1916, Osprey Puhlishing, Oxford/ United Kingdom, 2002,s.10.

[9] War Office United States of America, Notes On The Construction And Equipment Of Trenches, Govermont Printing Office, Washington, 1917, s.24.

[10]Steven Trent  Smith, “Death From Below”, MHQ, 24.Sayı (İlkbahar, 2011), s.48.

[11]Steven Trent  Smith, a.g.e., s.50.

[12] Stephen Bull, a.g.e., s.2.

[13] Stephen Bull, a.g.e., s.25.

[14] Louis Madelin, The Victory Of Marne, Çeviri Lilly M. Groove, Librarie Armand Colin, Paris, 1917, s.3.

[15] Earl Rice, The First Battle Of Marne, Chelsea House Publishers, Philadelphia/ USA, 2002, s.39.

[16] Alper Demirbaş, Birinci Dünya Savaşının Avrupadaki Sanat Ortamına Etkileri, ( Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2009), s.68.

[17] Holger H. Herwig, The Marne, 1914: The Opening Of World War I And The Battle That Changed The World,Random House, New York/ USA, 2009, ss.11-12.

[18]Engin Ayan, “Alman Subaylarının Hatıralarına Göre Çanakkale’de Mustafa Kemal”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 3. Cilt, 11. Sayı (İlkbahar, 2010), s. 93.

[19]Engin Ayan, a.g.e., s.94.

[20]Naci Koç, “İngilizlerin Gözüyle Çanakkale Savaşları” (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2005), s.30.

[21]Naci Koç, a.g.e., s.24.

[22]Samir S. Patel, “Letter From Turkey”, Archaelogy, 6.Sayı (Şubat, 2013), s.56.

[23]Samir S. Patel, a.g.m., s.53.

[24] Abdullah İlgazi ve Mustafa Bıyıklı, “Mehmet Vehip (Koçi) Paşa’nın Çanakklae Muharebelerindeki Yeri ve Önemi”, ATAM (82. Sayı), 2012, s.111.

[25]William Martin, Verdun 1916, Osprey Publishing, Oxford, 2001, s.11.

[26]William Martin, a.g.m., s.15.

[27]“The First World War”, Life, 56.Cilt, 11.Sayı (Mart 1964), s.54.

[28] İsmail Eyyüpoğlu, “91.Yılında Sarıkamış Taarruzu”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırması Dergisi, 31.Sayı ( Erzurum 2006), s.94.

[29] İsmail Eyyüpoğlu, a.g.e., s.100.

[30]“Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, 122. Sayı (2009),  s.9.

[31]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.121.

[32]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., ss.139-140.

[33]“The First World War”, Life, 56.Cilt, 11.Sayı, (Mart 1964), s.53.

[34] William Alcorn, The Maginot Line 1928-1945, Osprey Publishing, Oxford/ United Kingdom, 2003, s.10.

[35]Hikmet Özdemir,  “Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordusunda Kayıp İstatistikleri Üstüne Bir Değerlendirme (1914-1918)”, 12. Askeri Tarih Sempozyumu Bildirileri, 1.Cilt, Ankara, 2009, ss.383-385.