Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,


Giriş

Kıbrıs Barış Harekatı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin mühim hadiselerinden biridir. Askeri açıdan da siyasi açıdan da doğru atılmış bir adımdır. Yüzyıllardır devam eden Türkleri Anadolu’dan atma çabalarının bir görüntüsü de Kıbrıs sorununda belirir. Özellikle Osmanlı Devleti’nin zayıf düşmesiyle birlikte sömürücü emeller doğrultusunda hareket eden Batı Kıbrıs için Grekleri Türklere karşı harekete geçirmiştir. Yıllarca birlikte yaşamış bu iki Akdeniz halkı karşı karşıya getirilmiştir ve hala da “Sorun” devam etmektedir.

Yunanistan’ın kurulmasıyla birlikte talepleri daha da artan Grekler, Megali İdea yönünde hareket edip İstanbul merkezli bir devlet hedefleyip ve bu devlete de ulaşmak amacıyla Kıbrıs’ı önemli bir yerde tutuyorlardı. Adada var olan (1878-1960) İngiliz baskısını kırdıktan sonra Türklere karşı etnik temizlik hareketi doğar. Bu durumun neticesinde ortaya çıkan Kıbrıs Barış Harekatı, Bülent Ecevit’in de dediği gibi “hem Rumlara hem de Türklere barış için” atılmış büyük bir adımdır. Ne yazık ki bu durum böyle anlaşılmamış ve Batı, Barış Operasyonunu “Operation Attila” diye anar. Avrupa Hun Türklerinin lideri Attila’nın istilacı (!) olduğunu düşündükleri için bu adı kullanmışlardır.

1.BÖLÜM: KIBRIS BARIŞ HAREKATI (20 TEMMUZ-14 AĞUSTOS 1974)

1.1. Harekat Öncesinde Kıbrıs Türklerinin Koruyucusu Türk Mukavemet Teşkilatı

Kıbrıs’ta İngilizlerin 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti ile pasifize edilmesinin ardından Greklerin gözü Türkler üzerine döndü veya döndürüldü. Yıllarca çeşitli okullarla[1] ya da Batı tarafından sunulan bilgilerle Türk düşmanı yapılan Grekler, 1960 sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de lideri Makarios’un da bu Türk katliamına göz yummasıyla Türklerin üzerine yüklendi.

Bu tarihlerde baskıcı Grek ırkçı örgütü EOKA-B’nin karşısına Türkleri müdafaa amacıyla Rauf Denktaş’ın da kurucularından olduğu Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kuruldu.  Teşkilatın amacı Türkleri EOKA-B’nin saldırılarından korumak ve Türkleri örgütleyip yaşam alanı oluşturmaktır. TMT üyeleri Kıbrıs Barış Harekatına kadar kendilerine “Arı” diye hitap eder. Harekattan sonra ise hepsi birer “Kurt” olacaktır. Ayrıca teşkilat yapılanmaları olduğu gibi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından oluşturulmuştur. TMT önderleri de örnek olarak TSK’yı benimsemiştir. TMT görevini Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulunca tamamlamıştır.

1.2. Türkiye’nin Operasyon Öncesi Siyasi Hareketliliği

1960’lı yıllar adadaki Türkler için oldukça zor geçmiştir. Özellikle 1963 ve sonrasında Makarios’un daha Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasından 3 yıl geçmiş olmasına rağmen adada Türk varlığını yok saymaya başlamıştır. EOKA’nın aşırı ırkçı faaliyetlerine göz yummuştur. Kıbrıs’ta 1963-1964 Kanlı Noel olayları bardağı taşıran son damla olur. Adada asker olan Nihat İlhan’ın 3 çocuğu ve eşi evinin küvetinde öldürülmüş olarak bulunur. Türkiye olanlar karşısında Kıbrıstaki askeri temelini güçlendirir. Uluslar arası kamuoyuna olayı taşımaya gayret eder. 1970’lere gelindiğinde ise artık askeri hareketlilik dönemi başlar. Yunanistan’da 1967’de gerçekleşen askeri darbe ile Makarios’un Yunanistan üzerindeki dini ve siyasi liderlik hayali suya düşer[2]. Cunta Makarios’a karşıdır. Onun siyasi ve dini karizmasından çekinir. Aynı doğrultuda gidildiğinde 1974 yılının Temmuz ayının ortasında Makarios adadan kaçmaya zorlanır. Cuntanın adaya el atmış olması en çok EOKA-B’ye yarar. Türkler üzerinde baskı daha da artacaktır. Bu duruma karşı önceden hazırlık yapan Türkiye Bülent Ecevit önderliğinde adaya asker çıkarmayı başarır. Peki nasıl bir siyasi yol izlendi? Öncelikle şunu önceden belirtmeliyim ki Türklerin adaya müdahalesi meşrudur. Türkiye, Londra ve Zürih antlaşmalarına sadık kalmıştır. Türkiye, adaya müdahale etmeden İngilizlere operasyon teklifi yapmış fakat İngilizlerin Amerika’dan çekinmesi yüzünden ve operasyona katılırlarsa halkından tepki alabileceklerinden dolayı katılmamışlardır. Bülent Ecevit, 20.yy.ın ortasından sonraki Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük dik duruşlarından birini göstermiştir ve Amerikan ambargosunun geleceğini bilmesine rağmen Kıbrıs Barış Harekatının arkasında durmuştur. Ecevit, Türk askerinin Atatürk’ün dediği gibi “Yurtta sulh dünyada sulh” sözüne bağlı kalacağını iyi biliyordu ki adada Rumlara da Türk askeri yardımlarda bulunmuştur onlara da huzuru götürmüştür. Çünkü EOKA-B, Rum halkına da baskı uyguluyordu.

1.3. İki Çetin Harekat (20 Temmuz 1974-14 Ağustos 1974)

Kıbrıs Barış Harekatı, Türkiye Cumhuriyetinin ilk amfibik harekatıdır[3]. Başka bir deyişle aynı anda hem havadan hem de denizden yapılan ilk çıkarmadır. Harekat 21 Temmuz’da ulusal basında çoşkuyla karşılandı[4]. Türklerin gelişini Grekler de beklemiyordu. Daha öncesinde Türk güçleri 2 defa yola çıkmış fakat adaya harekat yapmadan geri dönmüştür. Bu durum ister istemez Rumlarda rehavete sebebiyet verir. Buna rağmen adaya asker çıkardığımız anda Rumlar adanın kıyı kesimlerini yani Yavuz Plajını boş bırakırlar ve bu oldukça büyük bir hatadır. Bu durumu daha sonra tanıtacağım operasyona katılan askerlerden İsmail Bölükbaşı’da belirtir[5]. Kıyılarda bulunan Rumlara ait beton korunaklar oldukça iyi birer kamuflaj görevi görecekken Rumlar buraları boş bırakıp içe çekilmişlerdir. Ben Kıbrıs Barış Harekatını, Normandiya Çıkarmasına benzetiyorum. Şöyle bir benzerlik vardır: Aynı durumda bulunan Almanlar savunma hatlarını içe kurmuştur ve sahili boş bırakmışlardır. Bu durum oldukça büyük bir hatadır. Almanlar’da hava çok kötü olduğundan Müttefiklerin ordusunu yani çıkarmayı beklemiyorlardı. Çıkarma yapılacak olan sahiller önceden tahmin edilebilinir ya da saldıracak tarafın hangi pozisyondan yaklaşacağı ihtimalleri ortadadır. Buna göre bir karşı koyuş Grek askerinden görülmemiştir. Türk askeri adaya çıktığında özellikle denizden çıkarma yapanlar ilk telaşa kapılsalar da oldukça bilgili olduklarından ve Türkiye’nin en iyi askerleri de olduklarından kaybımız düşük olmuştur. Son olarak bu tür boş bırakılan çıkarma yapılabilecek sahillerle ilgili bir doğru hamleden bahsetmek gerekirse o da I. Dünya Savaşındaki Çanakkale Çarpışmasıdır. Atatürk İngiliz & Fransız ordusunun nereden çıkarma yapacağını tahmin etmiş ve beklediği yerin kıyı şeridine savunmasını kurdurmuştur. Saldırana yüksek sayıda zayiat verdirmiştir.

Birinci harekatın amacı Girne’ye ulaşıp buradan devam ederek Lefkoşa’ya varmaktır. Ancak ilk harekatta sokak çatışmaları fazla olduğundan özellikle Rumların İngiliz bayrağı çekip binalardan ateş açması sebebiyle kaybımız fazla olmuştur. İlk harekatın ardından Girne limanı güvence altına alınınca Lefkoşa’ya kadarki kısma (Girne Yolu) yay biçiminde bir hat çekilmesinde başarılı olunmuştur. Ardından uluslar arası kamuoyunun baskısı neticesinde Cenevre görüşmeleri olur. Fakat burada da bir karara ulaşılamaz. Çünkü Türk tarafının adayı derhal terketmesi beklenmektedir. Bu kabul edilemez bir istektir. Türkiye Cumhuriyeti dış işleri bakanı Ayhan Güneş’in katıldığı Cenevre Görüşmeleri’nin sonucu belli olmaya başlayınca Güneş, Ankara’da bulunan Ecevit ile yaptığı telefon görüşmesinde kendi kızının adı olan Ayşe’yi kast ederek “Ayşe tatile çıksın” nüktesiyle ikinci harekata başlanabileceğini Türkiye’ye iletir. Akabinde Lefkoşa’ya Türk tanklarının girmesiyle sonuçlanacak harekatın ikinci evresi de başlamış olur.

1.4. Harekatın Özel Birlikleri SAK (SAT) Komandoları

Operasyonun göz bebekleri. Birçoğu Amerika’nın en iyi piyadelerinden olan SEAL komandolarının yetiştiği kamplarda eğitim almışlardır. İsmail Bölükbaşı gibi askerlerimiz ise bu kampları birincilikle bitirip ülkemize dönerler. SAT & SAS komandoları o zamanlar bir olarak görülüyordu ve sadece SAK (Su Altı Komandoları) diye geçiyordu. Su Altı Taarruz ve Su Altı Savunma olması daha sonraki düzenlemelerle oluşur. 1974’deki SAK komandoları o dönemin en iyi askerleri olarak bilinir. SEAL eğitim kampına 300 kişi alınırken 1974’deki harekata katılan ve ilk adaya ayak basanların çoğu bu kampın ilk 20’sinde idiler. Ayrıca adaya yaklaşma yollarını ve ada hakkındaki istihbaratı olduğu gibi SAK birlikleri sağlamıştır. Harekatın öncesindeki günlerde özellikle geceleri kıyılara istihbarat için akın etmişlerdir. Türkiye’den gelecek olan askeri birliklere de öncülük edenlerdir.

2.BÖLÜM: HAREKAT SONRASI KIBRIS SORUNU

2.1. 1975 Mübadele Antlaşması

Kıbrıs Barış Harekatının hemen akabinde yapılan görüşmeler sonucunda adanın bugünkü hali meydana gelmiştir. Şöyle ki Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türk yönetimi’nin bünyesinde adada bulunan bütün Türkler toplanacaktı. Adanın güneyinde ise adada var olan tüm Grek nüfus toplanacaktı. Bu nüfus geçişlerinin ardından ikiye bölünmüş bir yapı ortaya çıkmıştır.

2.2. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Kurulması (1983)

1976 yılında çıkarmadan iki yıl sonra Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuştur. Başkanı Kıbrıs deyince ilk akla gelen R.Raif Denktaş’tır[6]. Bu durum yedi yıl sonra resmen bir devletin kurulmasını da beraberinde getirecek olan sürecin başlangıcıdır. 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti resmen Federe Devletin son meclis oturumunda ilan edilmiştir. KKTC’nin kurulması hem yeni kurulmuş yavru vatan üzerinde hem de Türkiye Cumhuriyeti üzerinde uluslar arası baskıyı daha da arttıracaktır. Nitekim hemen bir yıl sonra Türkiye’nin kanayan yarası terör faaliyetleri başlayacaktır.

2.3. Annan Planı & Referandum Süreci ve Günümüzde Kıbrıs

21.yy.a ait olaylara gelmeden önce 90’lı yıllarda adada özellikle KKTC’nin kurulmasının ardından Rum Yönetimine ciddi seviyede dünya devletlerinden destek gelmiştir. Özellikle Rusya ki bugün bile Akdeniz’de Rumlar ile petrol aramaktadırlar. O dönemde yani 90’lı yıllarda da Sovyet rejiminin çökmesiyle Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne arka çıkmıştır. Bunun yanında Batılı devletlerin desteği zaten var idi[7][8].

21.yy.a geldiğimizde özellikle ilk on yıl AKP iktidarının da ABD yanlısı politika izlemesi doğrultusunda adada uzlaşı yolu tutuldu. Fakat atlanılan bir durum mevcut o da ne ABD ne de Rumlar Türkler ile yakınlaşma ve adada yetki paylaşımını istemiyorlardı. Bunun en belirgin göstergesi Annan Planı ve akabinde yapılan referandumdur. Annan planına kısaca değinirsem adanın 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti düzenini geri getirme amaçlıdır. Fakat işin boyutu çok farklıdır. 2004 referandumundaTürklerin %64’ü adanın birleşmesine onay verirken Rumların %75’i hayır demiştir. Bu sonuç bile kimin barıştan yana olduğunu gösterir. Referanduma evet deyince AB yolu açılacağı da Türkiye’ye iletilmişti fakat bu olmadığı gibi tam tersi oldu ve referanduma yani “çözüm”e hayır diyen Rum Kesimi en karlı çıktı. Türk tarafının evet demesinde AKP’nin yürüttüğü propaganda başarısı da vardır.

21.yy.ın ikinci on yılında ise durum biraz daha başka bir boyuta taşınmaktadır. Kıbrıs Türk tarafında dahi bir kısım halk Türkiye’yi istememektedir. Türkiye’nin kendi ülkelerinin ilerlemesinde engel teşkil ettiğini iddaa ederler. KKTC’nin AB’ye girmesine mani olduğunu söylerler. KKTC’nin eğitim politikaları da yavaş yavaş Türk gençliğini Batı’ya yaklaştırmakta ve özünden uzaklaştırmaktadır.

2.4. Adanmış Bir Hayat: Mücadele ve Sabır Adamı Rauf Raif Denktaş (1924-2012)

Rauf Raif Denktaş, 1924 yılında Rum çoğunluğun olduğu Baf’ta dünyaya gelir. Hukuk okur[9]. Pilot olmak çocukluk hayalidir. Yurt dışında eğitimini alır. Bu yüzden de oldukça ileri seviyede ingilizce bilir. Yaptığı konuşmalarla vücut dilini de çok iyi kullanarak etkileyicidir. Denktaş aynı zamanda sempatiktir. Özellikle Rum liderlerle yaptığı görüşmeler sırasında ortam gerilince hemen fotoğraf makinasını eline alır. Espriler yapar.

Kendisi hayatını Kıbrıs üzerine adar. Kendi deyişiyle ailesini ikinci plana alır. Kendi hayatını da Kıbrıs gibi mücadele ve sabır diye özetler. Denktaş’ın kariyerinden Kıbrıs için yaptıklarından biraz bahsetmek isterim. TMT’nin kuruluşunda aktif rol oynar. Rum Yönetimi tarafından tutuklanır. Sınırdışı edilir. Ancak bir süre sonra birkaç arkadaşıyla beraber tekrar adaya paraşütlerle iner. Harekat başladığında ise şöyle der: “Rüyalarım gerçek oldu.” Türk askerlerini karşılarlar ve TMT Mücahitleri ile beraber hareket ederler. Ardından Denktaş TBMM’ye bir mektup gönderir: “Garanti andlaşması altında almış olduğunuz karar neticesinde, hak ve adaletin tecellisi için Türk Silâhlı Kuvvetleri semalarımızda ve aramızdadır. Tarihî karlarınızın ve mutlu olayın Tıürk ulusuna mutluluklar ve bağımsız Kıbrıs Devletine daimi huzur ve barış getir.miesini gönülden dilerim.[10]

Denktaş mücadelesine harekatın ardından siyasi olarak devam eder. Önce Türk Federe Devletinin başındadır. Ardından da KKTC’nin lideridir. Kendisinin de dediği gibi Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiye ile paralel hareket etmek gerekir. Bu doğrultuda çaba gösterir. Son zamanlarında hasta bile olsa hep Kıbrıs dilindedir. Annan planına karşı çıkar. Bu planın bir uyutma olduğunu en başından beri seslendirenlerin başındadır. Adanın Türkiye Cumhuriyetine bağlanmasını ister. 2012 yılında aramızdan ayrılmış Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük devlet adamlarımızdan biridir.

Sonuç

Kıbrıs tarih boyunca birçok farklı halka ev sahipliği yapmış medeniyetler limanıdır. Ancak şimdiki durumu bölünmüşlük, huzursuzluk, siyasi & ekonomik & sosyal ayrışmalarla içler acısıdır.

Kıbrıs Barış Harekatı, askeri açıdan başarılı olmuştur. Bugün başta ABD olmak üzere ders olarak da okutulmaktadır. Bu harekatın akabinde adaya huzur gelmiştir. Barış temin edilmiştir. Ancak “Kıbrıs Sorunu” hala çözüm beklemektedir. Kanımca daha sorunun ne olduğu da belli değildir. Böyle düşünmemin bir sebebi de Kıbrıs’a dair yani soruna dair aktörler bile çok fazla irdelenmemekte, anlaşılamamaktadır. Örneğin Denktaş, adanın durumunu ondan iyi bilen yoktur fakat Denktaş’ın çok anlaşıldığını hatta daha da ileri gidersem anlaşılmak istendiğini zannetmiyorum. Kıbrıs üzerinde oynanan oyunları sömürgeci devletler yönetmektedir. Osmanlı döneminde Greklere, Sırplara, Ermenilere ve diğerlerine nasıl toprak & yönetim verildiyse burada da aynısı vardır yani Aslanın kediye boğdurulmasıdır. Denktaş’ı işte bu noktada iyi anlamak gerekir . Söylediği gibi adada Türklere yer görmüyorlar ve kendilerinden saydıkları Greklere adayı vermek istiyorlar. Ancak durum adanın Greklere verilmesine doğru ilerlese de unutulmamalıdır ki bugün Kıbrıs’ta uygulanan yöntemler yarın İzmir için Karadeniz için de uygulanacaktır.

KAYNAKÇA

Armaoğlu, Fahir 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım Yayınları, İstanbul,2012.

Denktaş, Rauf, Rauf Denktaş’ın Hatıraları-1, Boğaziçi Yayınları, İstanbul,1996.

Ekler Klasörü: Selahattin Cengiz İle Kıbrıs Barış Harekatına Dair Görüşme, Osmangazi/BURSA, 09.11.2013, 12-18. dakikalar arası.

Ercan, Yavuz ,Başlangıçtan Günümüze Türkiye’de Azınlık Sorunu, Turhan Kitabevi, Ankara, 2011.

Ersöz, Tunca “1974- Kıbrıs Çıkartması”, NTV Tarih, No: 19 ( Ağustos 2010).

Fukuyama, Francis Tarihin Sonu ve Son İnsan, Çev. Zülfü Dicleli, 2.Baskı, Profil Yayınları, İstanbul,2011.

Huntington, Samuel P.  Medeniyetler Çatışması, Çev. Mehmet Turhan ve Cem Soydemir, 9.Baskı, Okuyan Us Yayınları, 2011.

Hürriyet Gazetesi, 21 Temmuz 1974.

Karpat, Kemal, Türk Siyasi Tarihi, 3. Baskı, Timaş Yayınları, İstanbul,2013.

“Kıbrıs Barış Harekatı”, Marmaris Belediyesi Yerel Tarih Bülteni: Tarih, No: 28 (Ağustos 2008).

Sabah Gazetesi, 21 Temmuz 1974.

TBMM Tutanak Dergisi, 13. Toplantı, 13. Cilt,  4. Birleşim (23.7.1974).


[1] Yavuz Ercan, Başlangıçtan Günümüze Türkiye’de Azınlık Sorunu, Turhan Kitabevi, Ankara, 2011, s. 565.

[2] Kemal Karpat, Türk Siyasi Tarihi, 3. Baskı, Timaş Yayınları, İstanbul,2013, s.316.

[3] Ersöz, Tunca “1974- Kıbrıs Çıkartması”, NTV Tarih, No: 19 ( Ağustos 2010), ss.26-33.

[4] Hürriyet Gazetesi, 21 Temmuz 1974; Sabah Gazetesi, 21 Temmuz 1974.

[5] “Kıbrıs Barış Harekatı”, Marmaris Belediyesi Yerel Tarih Bülteni: Tarih, No: 28 (Ağustos 2008), ss.5-6.

[6] Fahir Armaoğlu, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım Yayınları, İstanbul,2012, s.1141.

[7] Francis Fukuyama, Tarihin Sonu ve Son İnsan, Çev. Zülfü Dicleli, 2.Baskı, Profil Yayınları, İstanbul,2011, s.285.

[8] Samuel P. Huntington, Medeniyetler Çatışması, Çev. Mehmet Turhan ve Cem Soydemir, 9.Baskı, Okuyan Us Yayınları, 2011, s.239.

[9] Rauf Denktaş, Rauf Denktaş’ın Hatıraları-1, Boğaziçi Yayınları, İstanbul,1996, s.3.

[10] TBMM Tutanak Dergisi, 13. Toplantı, 13. Cilt,  4. Birleşim (23.7.1974), s.15.