Etiketler

, , ,


Çoğulcu demokrasi ve çoğunlukçu demokrasi üzerine düşünülmesi gereken iki kavramdır. Tarihsel süreç içerisinde özelde Türkiye’de genelde dünyada yani cumhuriyetin olduğu yerde bu kavramlar vardır. Bu kısa yazıda amacım çoğulcu ve çoğunlukçu demokrasileri anlamaktır. Ayrıca karşılaştırma yaparak çalışacağım.

Çoğulcu demokrasi, çoğunluğunun mutlak egemenliğini kabul etmez. Temsil gücü az olan gruplarında siyasal & sosyal haklarının olduğunu bilir. Onların da şikayetlerini dinler. Azınlık grupları da benimser. Çoğunlukçu demokrasi de ise devlet halkın çoğunluğunun idaresine göre yönetilir. Çoğunluğun yönetme gücü oldukça keskindir. Bu güç keskinliği azınlıklarla sınırlandırılamaz. Çoğunlukçu demokrasi çoğunluğun haklarını sınırlayan başta azınlık grupları, bazım kurumları ve denetleme sistemlerini istemez. Çoğunluğun oylarıyla geldiğinden ülkeyi sadece onların talepleriyle idare etme eğilimindedir. Ayrıca toplumun genelinin doğrularının geçerli doğru olduğu inancı hakimdir. Kendi oy tabanının arzu ettiği doğrultuda gitme eğilimi sergiler. Burada muhalif olanların ya da azınlık grupların sadece oy hakkı vardır. Aslında gerçekten cumhuriyet ile yönetilen ve gerçekten demokrasi ile işleyen bir çarka sahip olan ülkelerde çoğulcu demokrasi olmalıdır. İlave olarak çoğulcu demokrasilerde parlamento mühimdir gerçi çoğunlukçu demokrasilerde mühimdir fakat azınlık haklarına önem verme açısından çoğulcu demokrasiler öndedir. Sebebiyse bu demokrasi şeklinde parlamento üstünlüğü kabul edilir. Çoğulcu demokrasi sisteminde genelin iradesi önemlidir.

Türkiye’yi biraz değerlendirmek gerekirse 1921 ve 1924 anayasaları çoğunlukçudur. Bunların ardından gelen 1961 ve 1982 anayasaları ise çoğulcu eğilimlidir. 1921 ve 1924’e karşı bir tepki anayasalarıdır.

Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Mustafa Kemal Atatürk’ün halk ile birlikte kurduğu devlette neden 1921 ve 1924’de Türkiye’nin genelinin içine sinen ve destek vermesini sağlayacak çoğulcu demokrasi içinde değerlendirilebilecek bir anayasa yapamadı? Bu sorunun birçok farklı nedenlerle sıralanabilecek sebepleri vardır. Ancak yazmak istediğim bazı sebeplerden önce vurgulamak istediğim bir şey vardır. Cumhuriyetimizin ilk kurulduğunda ve tek parti döneminde bile teklik içinde çoğulcu demokrasiye yaraşır bir üye tabanı vardı. Yani demek istediğim halkı temsil eden ilk meclislerde halkın her kesimi temsil edilmekteydi. Hem de bugün Türk siyasi hayatında birçok parti varken başarılamayan uzlaşının aksine o dönemde de sert tartışmalar olmasına rağmen daha başarılı meclis yapısı vardır. Soruya gelirsem Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Türklerinin yıkıntı halinin üzerine kuruldu ve halkın yıllarca dinin siyasete alet edilmesiyle oluşan bağnaz fikirlerinin bir anda düzeltilme imkanı yoktu çünkü eğitim ve öğretim için öğretmen bile yoktu. Bu durumda Atatürk’ün ve arkadaşlarının yaptığı önce dinin bireysel olduğunu vurgulamak ve padişahın ya da halifenin dini tekrar kullanıp halkı kışkırtmasına set çekmek istedi. Bunda yüksek oranda başarılı da olundu. Ayrıca bu dönemde çoğunlukçu demokrasi sisteminin benimsenmesinin bir sebebi de hala padişahın gücünün anadolu halkı üzerinde etkili olmasıdır. Burada demek istediğim temel şey Osmanlı devleti çoktan beyin ölümünü

yaşamıştı ve önemli olanın devletlere takılmadan çağa ayak uydurabilecek ve yine bir Türk devletinin bayrağı altında olma mutluluğunu hissetmektir. Tüm bunlara ilave olarak yeni kurulan bir devlet her daim yerine geldiğinin üzerini bir süreliğine çizmesi gerek. Bu böyledir. Aradan bir kuşak geçtikten sonra tekrar Osmanlı Türkleri yaşayacaktır tabii. Bu tarihini reddetmek değildir. Tam tersi ona değer katmaktır. Nitekim de öyle olmuştur. En büyük Osmanlı tarihçileri Fuad Köprülü, İ. H. Uzunçarşılı hep 1930’ların- 1940’ların Türkiye’sinde yetişmişlerdir. Türkiye Cumhuriyetinin temeli yavaş yavaş atılırken Atatürk’ün istediği çoğulcu demokratik sistem için çalışılmıştır. 1924 Anayasası, 1921 Anayasasına göre daha çoğulcu bir anayasadır. Bugünü değerlendirmem gerekirse çoğulcu bir sistemi andıran meclis yapısı varsa da görüntüdedir. Yüzde on barajı var olduğu sürece çoğulcu demokrasiye geçişte zorlanacağız. Ayrıca haklar, özgürlükler alanında birçok sıkıntıları olan bir ülkeyiz.