Etiketler

, , , ,


Savaş genel bir haldir. Çarpışma dememin sebebi savaş içinde özel olmasıdır. Birinci Dünya Savaşının parçaları olmasındandır. Bu kısa açıklamadan sonra dört çarpışma üzerinde durmak istiyorum. Neden bunlar? Çünkü Marne’de olanlar daha savaşın hemen başında Almanları durdurdu ve siper savaşlarının yıkıcılığına çarpıcı bir şekilde şahit olundu. Savaşın ilk kırılma evresidir Marne Çarpışmaları. Çanakkale’ye gelirsek başlı başına bir dünya savaş tarihi açısından özel bir konumu var. Normandiya çıkarmasından önce en büyük amfibik çıkarma harekatıdır. Anlatmak istediğim kutuplaşmış, bayrakları farklı olan askerlerin aslında aynı yerde durduğunun göstergesidir. Verdun’u yazmamın sebebiyse o ana kadar var olan siper savaşına dair taktik ve stratejiler değişir. Çünkü gelişen ve muazzam seviyelere ulaşan topçuluk herşeyi altüst etmiştir. Aslında siper savaşıyla savaşın bitmeyeceği de bellidir ve bunu ortaya çıkaran ilk olaydır. Ayrıca Verdun’un İkinci Dünya Savaşına askeri teknoloji alanında katkıları da mevcuttur, bunlardan da bahsedeceğim. Son olarak seçtiğim Sarıkamış çarpışması ki aslında pek de bir sıcak temas yok ama şu var ki hastalıklardan ölümün ve doğaya karşı ölümün en fazla olduğu yerlerden biridir. Bu şekilde değerlendirildiğinde askerlerin hem doğaya karşı hem de hastalıklara karşı mücadelesini anlatan önemli bir çarpışmadır.

Marne Çarpışması (5-9 Eylül 1914)

Dünya savaşı anlayışının ortaya çıkmasının asıl sebebi iletişim ve ulaşım ağlarının gelişmesidir. Bu duruma bağlı olarak dünya savaşı dahilindeki bir çarpışma diğerini anında etkilemektedir. Marne çarpışmasının sonucunda olan da budur. Marrne’de İngiliz ve Fransızların kesin muhakemet gücü Almanları durdurdu. Alman askeri gücünün Marne’ye doğru saldırmasının amacı Paris’i alıp Fransa’yı saf dışı bırakmaktır. Ancak sonuçta Almanlar kaybetti. Bu sayede Osmanlılar’a Almanlar’ın ihtiyacı arttı. Savaşı neden kaybettiler bunu sorgularsak öncelikli neden 250 bin kişiyi bölgeye nakletme görevini yerine getirememiş ikmal hatalarıdır. Bunu başarmak hele hele Fransa gibi ormanlık bir coğrafyada oldukça zordur. Toplamda 500 bin gibi bir sayıda askerin bu dünyadan ayrılmasına sebep olmuş bir çarpışmadır[1].

Çanakkale Çarpışması (18 Mart 1915 – 9 Ocak 1916)

Çanakkale çarpışması da Marne’de olanlar gibidir. Ciddi bir kırılma noktasıdır. Çarpışmanın siyasi noktalarına değinmeyeceğim fakat birinci dünya savaşındaki her devleti yüksek derecede etkilemeyi başarmıştır. Burada biraz Almanların, Osmanlılara desteğinden bahsetmek ve savaşa dair bazı notları iletmeye çalışacağım.

Osmanlılar özellikle Marne’nin ardından Birinci Dünya Savaşına girme yolunda önemli gelişmelerin ortasında kendilerini buldular. Bir önceki cümlede aslında kendi kaderini çizememiş bir devlet profili çizdiğimin farkındayım. Devlet adamı olmak ve aynı zamanda asker olmak çok zor birşeydir, önemli boyutta tecrübe ve eğitim gerekir. Maalesef bu meziyetlere sahip bir yönetici Osmanlıların içinde birinci dünya savaşı öncesinde yoktur. Genel itibariyle Enver Paşa’ya ve heyetine karşı neden bizi birinci dünya savaşına soktu diye sorulur? Enver Paşa siyasetçi değil ve çok çok muazzam bir asker de değil ama devlette “yönetici” olsaydı belki de ilk güvenilebilecek adamlardandır. Bunun da sebebi cesur olması ve hayal kuruyor olmasıdır. Enver Paşa’nın aleyhine olan tek şey onu dizginleyecek bir “yönetici”nin devlette bulunmamasıdır. Şunu demeye çalışıyorum Enver paşa ikinci adamdır ama maalesef o zaman Türklerde birinci adam olabilecek bir insan yoktu henüz. Nihayetinde savaşa girdik ve Almanlar’dan mühim sayıda askeri araç-gereç ülkeye girdi. Ayrıca Alman rütbelileri de geldi. Aynı zamanda bu durum yani Osmanlı ordusuna girmek Almanlar için bir rütbe yükselişiydi. Her Alman rütbelisi eğer Osmanlı’ya hizmeti kabul ederse terfi ederdi[2]. Rütbeliler de dahil Birinci cihan harbinde Osmanlı ordusu içinde Alman asker sayısı 15000’e  ulaştı[3].

Çıkarmayı yapacak olan İngilizlerin içinde ciddi tartışmalar olur. Churchill özellikle Çanakkale’yi geçip İstanbul’u düşürmek niyetindeydi. Ancak İngiliz hükümetine bunu kabul ettirmekte oldukça zorlandı. Ayrıca Churchill Ruslara silah vs. yardımı yapıp onlardan da ordusu için buğday satın almak istiyordu[4]. Tüm bunlara rağmen muhalefet had safhadaydı ve ilk Çanakkale’ye harekata karşı çıkılma sebepleriyse şuydu: Osmanlı ve Ortadoğu uzmanı Sykes’ın da dediği gibi düşünüyorlardı. “Osmanlı yıkılırsa İngiltere’de yıkılır.” Ruslara bu durumun fırsat sunacağını görür[5]. Ancak 1914 yılı sonlarında gelen haberler Enver Paşa’nın Sarıkamış’ta hezimeti İngiliz ve Rusları Çanakkale’ye çıkarma yapmaya teşvik etti[6]. Olan bitene rağmen hala İngiliz askeri sorumluları özellikle denizciler amfibik bir harekati olunabilir görmektedir. Sadece denizden bir saldırının yararlı olmayacağına inanırlar örneğin Fisher, Abdülhamid döneminde gemileri Haliç’te zincirlenmiş bir şekilde görmüş ve Osmanlı boğazlarında incelemeler yapmıştır. Şunu da vurgular kendisi: “Savaşta sürat yoksa başarı da yoktur.” Napoleon Bonaparte’nin sözüdür [7].

 1915 Ocak ayında, İngilizle ve Fransızlar Çanakkale ön tabyalarına saldırdılar. Bunda başarılı oldular dış tabyaların dayanabilirliği oldukça düşüktü bu paralelde Yunanlıların, İtalyanların ve Rusların bölgeye dikkati artış gösterdi[8].

Ardından 18 Mart zaferi ile İngiliz ve Fransız gemileri zarar gördü. Osmanlı 40 şehit verdi. İngiliz & Fransızların kayıpları ise 800’dür. 20 mart 1915 ’de Daily Chronicle adlı gazete “Çanakkale seferi çok pahalıya mal oldu” diye yazar[9]. Aslında İngiliz ve Fransız gemilerinin en büyük sorunları –Fransız Amiral de Robeck’in de dediği gibi- şunlardır: Mayınları temizleyememek ve Türk obüsü ile sahra toplarının iyi gizlenmiş olması mayın tarama gemilerini sıkıntıda bırakır. Ayrıca mayın tarama gemileri eskidir ve mürettebatı eşlerini ve çocuklarını düşünür[10]. Churchill ise suçlu sandalyesine oturtulur ve ulusal gazetelerde 18 Mart’ın sorumlusu olarak gösterilir ve prestij kaybına uğrar. 23 nisan ve 25 nisan 1915’de çıkan Times ve Morning Post gazeteleri Churchill’i ağır bir dille suçlar. İngilizlerin Churchill’i suçlaması oldukça normaldir çünkü Türklerin topraklarında direnebileceğini hiç düşünmemiş ve yapacağı harekatın derinlemesine analizini yapmamıştır. Meclis içerisinde Türklerin sahip olduğu silahlara dair bilgisi sorulduğunda bilgim yok diye cevap verir. Ayrıca çevresine ve Türkleri bilenlere danışsa da çok ciddiye almamıştır. Örneğin, Fitzmaurice (İstanbul’da eski başçevirmendir), 16 nisan 1915’de İngilizlere der ki “Türkler karşı koyabilir. Ülkelerini koruma konusunda istekli ve komutanlarına güveniyorlar.” Ayrıca İngiliz rütbelilerinde kendisine tavsiyeleri vardır. Sözgelimi, 19 nisan 1915’de General Hunter Weston, Gelibolu’da Türkler sağlam mevzi almış, Almanların da desteğiyle siperleri oldukça kuvvetli, makinalı tüfekleri var, mayın döşemeleri oldukça iyi ve topları da var[11].

Çanakkale’de hiç şüphesiz tarih yazanlardan biri Mustafa Kemal Atatürk’tür. Hem İngilizler hem de Almanlar şöyle anlatırlar: 1915’de 57. Alayın başında olan Mustafa Kemal’i Churchill “Kaderin Adamı” diye nitelemektedir[12]. Osmanlı’da görev yapan Albay Kannengieser ise, Atatürk’ü güçlü, sakin, kararlı ve enerjik biri olarak tanımlar. Ayrıca sessiz olduğunu da söyler[13]. Liman Von Sanders de onun sorumluluktan kaçmadığını, hareketli, doğuştan lider olduğunu söyler. 29 Nisan’da 19. Tümen ile düşmana karşı koyması onu etkilemiştir[14].

İtilaf grubu söz gelimi özellikle İngilizler sömürgelerindeki müslümanları bölgeye intikal ettirdiler ve Osmanlı Türk müslümanlarına karşısına diktiler. İngiliz birliğinde “Gurkalar”, Fransızlarda ise Senegalli müslümanlar vardır. Temmuz 1915’de “Senegal Nişancı Alayı”nın defterinde müslüman isimleri var[15].

İngilizlerin toplam zayiatı tahliye edilen hastalarla birlikte 205 bindir. Fransızların ise 47bin kaybı vardır. Türklerin ise 207696’dır. Bunun 57263’ü şehittir[16]. Avustralyalıların Çanakkale Savaşından kısa bir süre sonra çıkardığı istatistiki bilgilere göre 130 000 iki tarafında ölüleri bulunmaktadır. Buna Türkler, İngilizler, Fransızlar, Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar ve Hintliler dahildir[17].

Çanakkale Cephesinde bazı alanların karşılıklı siper yakınlıkları çok kısadır. Aralarında 30 adımlık insansız alanlar bulunmaktadır (No Man’s Land).  İki grupta birbirlerine taş atacak mesafededir. Ne konuştuklarını veya ne yemek pişirdiklerinin kokularını alabilmektedirler[18]. İki düşman grup arasında beklenenin aksine yakınlık oluşuyor. Çünkü çarpışma kesildiğinde zor koşullar altında karşılıklı yardımlaşma olur. Kar fırtınası, hastalıklar da birbirlerine yardım ediyorlar. Ayrıca yine siperler arası sigara gönderme olur.  Erler çamaşır asarken bile birbirleriyle eğlenecek kadar yakındırlar [19].Anzak askerleri savaş durumunda özellikle Türk tarafından şarapnel gelir diye zigzaglar çizecek şekilde tünel ve siperlerini kazıyorlar. Bu durum onların morallerini bozar ve depresyona girmelerine sebep olur [20].

Verdun Çarpışması (1916)

Verdun Çarpışması diyorum başlıkta fakat bir katliamdır. Bir milyona yakın insanın canının kaybedildiği bir olaydır. Ayrıca top teknolojisinin ne kadar ileri olduğunun da bir göstergesidir çünkü hem Alman hem de İtilaf grubunun kayıplarının asıl sebebi toptur. İlave olarak Verdun’dan sonra artık cephede ve özellikle siperde asker saklama ve makinalı tüfek kullanmanın zor olduğu hatta artık mümkün olamayacağı anlaşıldı. Bu durum II. Dünya Savaşında küreye benzer çelikten yapılma “Maginot Hattı” denilen yuvaların oluşmasına zemin hazırladı. Bu küpün sadece makinalı tüfek çıkış yeri mevcuttur. Savaşa dönersek  Verdun öncesi Almanlar zor durumdaydı. Ruslar, Hamburg toprağına girdi. 1914’de Avusturya-Macaristan, Sırplara karşı 200 bin adamını bıraktı. Almanya bir kıskaç içine girmek üzereydi ve bir çıkar yok bulmalıydı. Ya Rusların üzerine asker sevkiyatı yapacaklardı ya da daha yakın konumda ve tabiidir ki daha tehlike arzeden Fransa’ya saldıracaklardı. Falkenhayn 1915’de Batı’da Fransızlara karşı bir taarruza karar verir [21]. Ayrıca Sırplara karşı da yeni ortak Osmanlı’yı kullanmak ister. Fransızlar, Almanların taarruzunu biliyorlardı. Ayrıca Rusların istihbarat servisi Alman planlarını da sunmaktadır. Verdun öncesinde General Joffre, tüm yaşı ilerlemiş ve isteksiz Fransız rütbelileri emekli etti. Yerlerine genç ve isteklileri getirdi[22].

1916’nın şubatında Fransa’yı güçsüz de bulduklarından saldırmak ve yenmek istiyorlar. ABD’nin bu saldırıya karşı durup savaşa dahil olacağını da bildikleri halde Falkenhayn saldırıyor ve hızlıca taarruzu neticelendirmek ister[23]. Fransızlarda ise ikmal almadan evvel hafif havan topuna sahipler ancak ellerindeki silahlar ne olursa olsun asıl taktikleri “ateş et ve manevra yap” tır. Fransa Verdun savaşından üç ay önce çoğu Afrika’ya dağılmış kuvvetleri olduğundan aceleyle Kuzey Afrika’dan hem sömürgelerinden hem de kendi Fransız askerlerini getirdi[24]. Almanlar Howitzer toplarıyla ve Fransızların beklemedikleri bir anda ve beklemedikleri bir yerden saldırdılar. Fransızlar ise ağır toplarından oluşan 75 mm.lik 16 milyon top kullandılar. Verdun çarpışmasını Verdun yapan da bu ağır topların bu denli şiddetli ve yıpratıcı kullanılmasıdır [25].

Verdun’daki Fransız askerleri, bir top hepimize bedel diye düşünüyor. Fransızların ilk etapta ellerinde 4 bin top var. Yiyecek olarak da askerler komutanlarının atlarını vurup etlerini yiyorlar. Fransızlar Verdun’u kahramanca savundular. Ancak şu da var ki Alman harekatı hatalıydı. İkmal yolları hesaplanmamış ve askerler çok yorgun haldeydi. Bir ay sonra bir Fransız pilot Verdun’dan geçerken “insanlığın dair herşey süpürülmüş” der. Aralık ayında 976 bin kayıpla çarpışma sona erer[26].

Sarıkamış Harekatı (1914-1915)

Osmanlılar, 29 Ekim 1914’de Rusya’yı bombalayarak fiili olarak savaşa dahil oldu. Ruslar böyle bir bombalamayı beklemiyordu ve buna paralel olarak da Kafkasya taraflarında yani Osmanlı sınırlarının doğusunda askeri gücü sınırlıydı. Rusların Kafkas cephesinde iki tabur askeri mevcuttu [27]. Osmanlı askeri gücü ilk etapta askeri güç bakımından öndeydi bölgede III. Ordu Komutanlığı vardı ve başında Hasan İzzet Paşa vardı. 1 Kasımda Ruslar sınırımızdan içeri girdi. Enver paşa, Almanların da tavsiyesiyle büyük çaplı bir planı hazırlayıp askeri gücü Ruslar üzerine yöneltti. Enver Paşa, Ruslar Polonya’da bu tarihte zor durumda ve bu bize ilerleme de imkan sağlar diye düşünür. 27 Aralık’ta Ruslar takviye yaptı ve Sarıkamış’a iki tümen ile girilecekken beklendiği için püskürtüldük. Askerin yiyeceği azalır ve kalanlar sadece zeytin & ekmek yiyorlar. Sıfırın altından 35-40 derecede uyuyorlar. Elleri, parmakları kopuyor. Bunlar üzerine Enver Paşa cepheden dönüyor ve subaylar tüm bu olanlardan onu suçluyor, yüzüne küfür dahi ediyorlar [28].

Kaybımız altmış bindir. Ruslar yirmiüç bin Türk askeri gömdüğünü ve yedi bin esir aldıklarını açıklar. 30 bin civarı da şehidimiz vardır . Sarıkamış da temel amacımız olan “Türkistan’a ulaşmak”tı ama başaramadık[29].

Doğu Cephesinde Türk Askerlerine Dair Notlar

Doğu Cephesinin en hırçın doğa şartlarının altında yapıldığı göz ardı edilmemelidir. Bununla paralel olarak hem coğrafya hem hava şartları hem de ordunun her anlamda zayıflığı burada kayıpların yüksek olması sonucunu doğurdu. Enver paşanın dini ön plana çıkardığı halka hitabı karşılık buldu. Birinci Dünya Savaşından önce dağıtılan celp pusulalarına cevap tahmin edilenden fazla geldi. Askere kayıt olmak için gelenler diğer cephelerde olduğu gibi Doğu Cephesinde de fazlaydı. Kahvelerde, hanlarda sıra bekleyenler sıkılıp evlerine döner olmuşlardı. Resmi kayıtların anlattığına göre askere girme isteği oldukça yüksek ve bu yüzden de kayıt defterlerine işlemek uzun sürüyor. Askerlerin çoğu kayıtta sorun yaşıyor.  Ayrıca künyesiz asker de çok… Yapılan yasal düzenlemeler neticesinde jandarmalar ise sadece kayıt defterlerini getirmek gibi bir göreve sahipler. Soğuktan, açlıktan, askerden firar edenlere karşı bir güçleri yok. Silah kullanmaları yasaktır. Yetkileri elinden alınmıştır. İlave olarak defterde ismi yazılanların çoğu cephede fazla kalmadan ya şehit oluyor ya yaralanıyor ya da kaçıyor. Bu halde iken kayıt defteri tümene gidiyor ve cephedeki asker mevcutları sağlıksız bir şekilde ve yenilenmeden deftere göre bir plan yapıyorlar[30]. Yiyecek, giyecek ve uyumalık alanlarda da sorunlar var. Erlere ekmek verilmediği oluyor. Çorba veya sıcak yemek olmadığı da oluyor. Bu tür engeller “Tekalif-i Harbiye” ile aşılmaya çalışılır. Fırınlara ve değirmenlere el konuldu. Asker sayısı fazla olduğundan 1869-1875 arası doğanlar terhis edildi. 1880-86 arasında doğanların bile bazı yerlerde terhis edildiği bilinir. Resmi kayıtlarda görüldüğü gibi bu düzensizlik ve beceriksizlik can sıkar. Kimin kaçtığı veya kimin emre uyduğu bilinmiyor, denetlenmiyor. Aslında en çok can sıkan ve kalanların moralini bozan şey askerden kaçma olayıdır, bunun önüne geçmek için fazla idam olsa da bir işe yaramıyor. Askere kayıt olup devletten silahı alan bir süre sonra silahıyla kaçar[31]. Bu konunun bir başka boyutu da askerlikten para karşılığı kurtulma (!) çabasıdır. Doğu cephesinde görev yapan Yarbay Ali Osman bu durumu şöyle değerlendirir: “Askerlik bir fakir felaketi oldu. Zenginler ise vatan savunmasında yok.[32]

Yarbay Ali Osman, merkeze yazdığı yazıda firarilerin tekrar silah altına alınmasına karşı ve çıkan şu yasa da işe yaramaz: Rus saldırısında firar edenlerin yirmide biri kurşuna dizilecektir. Tekrar firarilerin silah altına alınmasına tepki sebebi ise bu kişilerin silah altında firar etmemiş askerleri de yoldan çıkarmalarıdır. Firarların bir sebebi de soğuktur. Kurşuna dizilecek olanlar Revolver silahıyla öldürülür [33].  Yarbay Ali Osman eğer firariler orduya bir daha alınırsa görevinden istifa edip bir Osmanlı eri gibi çarpışmak ister[34].  Bir başka durumsa Ruslar her zamanki gibi asker içi haberleşmeyi şifreli yapmazlar ve içlerine sızma bu yüzden kolaydır. Tek şart rusça bilmektir ancak askerler arasında rusça bilen yoktur. Ancak Karadenizli balıkçıların bazıları rusça biliyor ve Yarbay Ali Osman’ın tavsiyesiyle her tabura 3-4 rusça bilen Karadenizli alınıyor [35]. İlave olarak emre uymayan er, köyü yakan er olursa ve buna dair şahit de varsa veya askerin kendisi itiraf ederse asker idam edilir [36].  Yarbay Ali Osman askerlerin sıhhatini yüksek tutmak için cephelerde fırın ve çay konusunda ilgilidir. Şeker bulunması da gerektir [37]. Hava soğukluğundan nöbetçi erler saat başı değişecektir[38]. Osmanlıların Doğu Cephesinde kullandığı temel silahlar şunlardır: Revolver, Martini, Mavzer, Mitralyöz, Hoçkis hafif makineli tüfek başta gelenlerdir[39].

 Yarbay aynı zamanda silahların temiz olmasından da bahseder. Tüfekler vazelin ile temizleniyor fakat vazelin de yoktur. Makineli tüfek bölüğünde Revolver olmalı ancak çok eksiktir. Topçularda da Revolver olmadığından eski tip kasatura kullanırlar[40]. Piyadelerin silahlarını sevmesi gerektiğini vurgular. Tuvalet temizliğinden, silah temizliğinden ve talimlerin öneminden sık sık bahseder [41].

Tuğgeneral Hasan İzzet, talimlere dikkat eden bir başka değerli isimdir. Gece eğitimlerinin nasıl olması gerektiğini anlatır. Askerlerin sessizce, ileriye doğru, disiplinli ve avcı gibi gideceklerini tembihler. Pusula kullanımı ilk gelenlere öğretilir ancak üzerinde asıl durulan tabii ki gece eğitimleridir. Bu konuya dair ilgi çekici bir not da şudur: gece keşfe çıkan er iple kendi birliğine bağlanır [42].Askerlere göreve gitmeden önce yedek erzak olarak, 3 günlük pastırma, 6 günlük çay ve şeker verilir[43].

Osmanlıların Doğu Cephesinde kullandığı silahlar: Revolver, Martini, Mavzer, Mitralyöz, Hoçkis hafif makineli tüfek başta gelenlerdir[44].

 


[1]Burak Gülbay, Birinci Dünya Savaşı Tarihi, Altın Kitaplar Yayınları, 2004, ss.115-118.

[2]Engin Ayan, “Alman Subaylarının Hatıralarına Göre Çanakkale’de Mustafa Kemal”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 3. Cilt, 11. Sayı (İlkbahar, 2010), s. 93.

[3]Engin Ayan, a.g.e., s.94.

[4]Naci Koç, “İngilizlerin Gözüyle Çanakkale Savaşları” (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2005), s.30.

[5]Naci Koç, a.g.e., s.24.

[6]Naci Koç, a.g.e., s.35.

[7]Naci Koç, a.g.e., ss.37-38.

[8]Naci Koç, a.g.e., s.52.

[9]Naci Koç, a.g.e., s.59.

[10]Naci Koç, a.g.e., s.62.

[11]Naci Koç, a.g.e., s.77.

[12]Naci Koç, a.g.e., s.85.

[13]Naci Koç, a.g.e., s.98.

[14]Naci Koç, a.g.e., s.84.

[15]Naci Koç, a.g.e., s.101.

[16]Naci Koç, a.g.e., s.117.

[17]Samir S. Patel, “Letter From Turkey”, Archaelogy, 6.Sayı (February, 2013), s.56.

[18]Samir S. Patel, a.g.m., s.53.

[19]Samir S. Patel, a.g.m., s.56.

[20]Samir S. Patel, a.g.m., s.54.

[21]William Martin, Verdun 1916, Osprey Publishing, Oxford, 2001, s.11.

[22]William Martin, a.g.m., s.12.

[23]William Martin, a.g.m., s.15.

[24]William Martin, a.g.m., s.18.

[25]William Martin, a.g.m., s.19.

[26]“The First World War”, Life, 56.Cilt, 11.Sayı (Mart 1964), s.54.

[27] İsmail Eyyüpoğlu, “91.Yılında Sarıkamış Taarruzu”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırması Dergisi, 31.Sayı ( Erzurum 2006), s.94.

[28] İsmail Eyyüpoğlu, a.g.e., s.100.

[29] İsmail Eyyüpoğlu, a.g.e., s.101.

[30]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, 122. Sayı (2009),  s.9.

[31]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.10.

[32]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.12.

[33]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.100.

[34]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.60.

[35]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.70.

[36]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.109.

[37]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.118.

[38]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.121.

[39]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.140.

[40]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., ss.139-140.

[41]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.123.

[42]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.127.

[43]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.134.

[44]Otuzuncu Tümen Sarıkamış Harekatı Ceridesi”, a.g.e., s.140.