Etiketler

, , , , ,


Şunu biliyorum ki buradan ne kadar yazarsam yazayım Birinci Dünya Savaşında herhangi bir bayrağın altında olan herhangi bir askerin herhangi bir siperde yaşadıklarını tam olarak içimde hissedip birşeyler paylaşamam ancak şu var ki biraz da olsa anlatabilirim. Bu kısa çalışmada bahsetmek istediğim şey seneye çıkartmak istediğimiz bir kitabın hazırlanışı sırasında aklımda ve kalbimde kalanlardır. Ve bir soruyu burada tartışmak istiyorum: Neden binlerce insan cepheye gitti? Bu soruya şimdilik sadece Türk askerleri cihetinden cevap vereceğim.

Birinci Dünya Savaşı (1914-1918), dünya tarihinde bilinen ilk toplu savaş ve ölüm. Yukarıdaki sorunun siyasi tarih açısından birçok cevabı olabilir. Coğrafi keşiflerden itibaren başlayan ve ham madde arayışına & paylaşımına ( paylaşılamamasına) sebeb olan durumlar, Osmanlılar’ın 1683’den sonraki düşüşü, 19.yy.ın başlarından itibaren gitgide önemi artan Doğu Sorununun ve buna bağlı olarak ortaya çıkan doğuyu küçümseyen Oryantalist görüşler ve tabii 19.yy.da iyice kendisini hissettiren uzlaşmacı olmayan ulusallık vurgulama algısı ( burada Türk ulusçuluğunu ayırıyorum çünkü sadece Atatürk’ün bir sözü bile Türk ulusal ve aslında evrensel olan ulusçuluğumuzu ifade eder: “Yurtta Sulh Cihanda Sulh”. Böylece siyasi sebeplere hiç girmeden ben insanların savaşa gitmelerini ve burada gördüklerini kısaca değerlendirmek istiyorum. Başlayayım. Osmanlı askerlerinin ruh halini anlayabilmek için iki farklı alan belirledim. Birincisi kendi evinden uzak olanlar ve ikincisi ise evine yakın olanlar yani Anadolu’da savaşanlar. Birincisi ile giriş yapmak istiyorum. Osmanlıların savaştığı birçok cephe var burada Çanakkale ve Doğu cephesi hariç çoğunun Anadolu dışına gidenlerin hissettiklerinden bahsetmek istiyorum. Askerler evlerinden uzaktaysa hiçbir zaman ama hiçbir zaman ailelerini düşünmediğini söyleyemezsiniz. Eşleri, çocukları, ekili toprakları, vatanının kokusu, havası, yağmuru, güneşi herşeyi aklınızdan ve kalbinizden çıkıp gitmez. Bu durumda olan askerden hele hele talimli değilse ve üstüne üstlük tecrübeli de değilse başarı bekleyemezsiniz. İki adamın zar zor yanyana yürüdüğü zigzaglar çizmek zorunda kaldığı daracık siperlerde bir dakika bir ömür gibi gelir. Yaprakları kurumuş ağaçlar bir gece önce canını aldığınız insan olur ya da birkaç dakika önce bağırsakları elinde bir şekilde hayata gözlerini kapayan arkadaşınız aklınızdan çıkmaz. Tekrar gece olduğunda İnsansız Bölge’de ( No Man’s Land) yatan ve yardım edemediğiniz arkadaşınızın çığlıkları kulağınıza ölümü fısıldar. İşte bu hayatın kırık sandalyesinde oturan bu adamlar uyurken eşine değil silahına sarılır. Sabah kalktığınızda içiniz rahat bir şekilde günlük kıyafetlerinizi giymeden ve yaşamaya çalışırsınız. Yine gözlerinizi ilk açtığınızda önce üzerinizi yoklarsınız bir organımda eksik var mı diye. Çocuğunuzu hissetmek varken yanınızda hiç tanımadığınız insanları görürsünüz ve bakarsınız onlara hayal gördüğünüzü düşünmek istersiniz.  Bir de hava yağmurlu ise ya da kuru da olsa fark etmez pislikte aç susuz beklemek, beklemek ve beklemek ağır gelir. Taşıyamayıp koşarsınız, kaçmak istersiniz an olur bir lahzalık kafanızı siperden çıkarıp düşmana doğru intihara varıp kurtulmak istersiniz. Yüksek ihtimal evinizden uzaktaysanız ve eğitimsizseniz bunları hissedersiniz ve çoğu asker bayrağı ne olursa olsun cephesi neresi olursa olsun kendi kazdığı çukurunun içinde etrafında birçok silah arkadaşı olsa da Yalnızdır. Evine yakınsa yani Savaşı Anadolu’da ise savaşır hem de hiç gözü ardında kalmadan kendi canını düşünmeden ailesi anıları geleceği için yani Vatanı için savaşır ve hayata gözlerini yumar. Çünkü hafiflemiştir artık. Şunu bilir ki düşman ardına geçerse savaşını kaybetmiş olur. Bunun rahatlığı aslında öbür yaşamın anahtarıdır. İkincil gruptakiler bence daha şanslıdır. Örneğin Çanakkale’de Türkler şanslıdır. Ailelerini korumak zorundalar ve direnmek çabalamak yani savaşmak onlar için kendi canlarının da önünde tezahür edilemeyecek kadar güçlü bir kuvvet verir. Ancak diğer yandan da bu savaşan Türkler şunu çok iyi biliyorlardır: Evinden uzak olmak. Bunu biliyoruz biz. Anzaklar her yıl geldiğinde sıcak davranmalarının sebebi evinden uzak olmanın ne demek olduğunu bilen askerlerle atalarının savaşmış olması. Vurduğu adamı sırtına alıp taşıyan, yarasını tedavi eden, aç kaldığını hissedip yemeğini paylaşan, soğuğa ortak karşı koyan, sigaralarını paylaşan, çamaşırlarını asarken bile birbirleriyle şakalaşan bu adamlar düşmandırlar (!).

Çok uzatmak istemiyorum şunu demek isterim sonuçta Birinci Dünya Savaşı oldukça iyi anlaşılmalı ve önce ülkemize sonra da dünyada çözümlemesi iyi yapılmalı çünkü bu çağdaki savaşları anlamanın şartı öncekileri anlamaktır ki tarih işlevini yerine getirsin ve bugünü ve yarını anlayabilelim. Her zaman içimde var olan bir şey varsa bu kadar tarihe bağlıysam sebebi de hiçbir zaman bu dünyanın yaşanılabilir bir yer olduğuna inanmamın bitmemesi ve umudumun her daim diri kalmasıdır. Bu dünyadan göç edeniyle ettireniyle hepsinin ruhu yücelsin. Saygıyla…