Etiketler

, , , , ,


Tımarlı Sipahiler, 16.yy hatta iyi bir ihtimalle 17.yy sonundaki Viyana Çevirmesine kadar etkinliğini devam ettirdi. Bu zamandan sonra kademeli olarak artık atlı askerlik geriye gitmeye başlasa da Osmanlı Devletinin sonuna kadar varlığını  sürdürdü. Osmanlının ve tabiidir tüm dünyanın bir zamanlar vurucu güç olarak kullandığı süvarilerin Osmanlıdaki bitişini karşılaştırmalı olarak ele almak istiyorum.

Evvel olarak Osmanlı öncesine bakmak gerekir. Sadece Hunlardan söz edeceğim ki zaten tüm Türk-Moğol devletlerinin ordularının temeli burasıdır. Yıllarca hilal taktiği diye anlatılagelen sistem aslında ateşli silahlarının öncesindeki her ordunun kullandığı standart düzeni ifade eder. Yani piyade konumlarının sağ ve solunda yer alan düzen. Asıl olan Kurt Kapanı diye ifade edilen taktiktir ki bu şaşırtıcı ve etkileyici bir şekilde Osmanlılara da ulaşmıştır. Kurt Kapanı için yazının sonundaki fotoğrafa bakabilirsiniz. Ateşli silahlar daha orduların göz bebeği değilken savaşlarda farklılaşmayan bir değişmez vardır. Eğer askerin kendisi veya atı yaralanır ya da ölürse diğer erler ya da atlar rahat duramaz ya kaçar ya da ileri gitmek ister. Bu dünya tarihinde böyledir. Örneklerse şöyle gösterilebilir: 1415 Azincourt çarpışmasında Avrupa’da Fransız süvarileri İngiliz okçuları karşısında açmaza girmiş, dayanamayıp saldırıya girmiş ve yenilmiştir. Fransızlara bir araştırmaya göre 10 dakikada tam 600 000 ok atılmıştır. Başka bir örnekse Kuteybe komutasındaki İslam orduları Türk demirkapılarından Sirderyayı geçmiş ancak Kültegin’in hızlı atlı okçularına dayanamamıştır. Genelde atlar veya erleri ileri gitmeyi tercih eder ya da komutanlarınca ileri gönderilmek zorundadırlar. Bu da Kurt Kapanının başarılı olmasına vesile olur. Türk orduları geri çekilirken gelen ordu üslere yaklaştığında kendi sonuna yaklaşmış demektir ve içeriye alınan düşman ordusunun oradan çıkması pek olası değildir. Bunun uygulandığı Türk Askeri Tarihinden 3 örnek vermek gerekirse Myriakephalon Geçidi Savaşı (1174),  Fahrettin Altay komutasında Büyük Taarruz’da ve Dumlupınar’da muazzam bir hızlı intikalle İzmire kadar geçen savaş ( 1922) ve İskar Irmağı kenarında Attila’nın Doğu Roma’ya karşı kazandığı savaş (447). Üçünde de Kurt Kapanı kullanıldı. Şunu unutmamak gerekir ki eğer tarihinizde at ile bağlantınız var ise Kurt Kapanı gibi bir taktiği kullanmanız kaçınılmazdır. Ordusunda at barındıran her ordu bunu uygular ya da buna benzeyenini. Ancak burada Türk Kurt Kapanının diğerlerinden farkı tamamen Orta Asya bozkırlarından deneme-yanılma ve av akınlarından çıkan ve yükseldiğinde gökyüzünde kaz tüyleriyle beyaz bır ışığı andıran ve insanı büyüleyecek kadar güzel olan Islık okudur. Zaferinin nerede olduğu bilen her Türk askeri buraya doğru hareket eder ve düşmanın bir noktasına aynı anda büyük bir baskı uygulanır.

Osmanlılara gelirsek tımar sisteminden başlamak gerekir. 20.yy öncesinde ulaşım ve iletişim bizim dönemimizdeki kadar yoğun ve kolay değildi. Buna bağlı olarak pek tabiidir ki en uygun sistem uzak topraklara belirli bir güç bırakmaktır ki bunu farklı şekillerde de olsa çoğu devlet uygulayagelmiştir. Osmanlıyı diğerlerinden ve özellikle Avrupa feodal düzeninden ayıran şey merkezi hükümete bağlılıktır. Yani bölgedeki beğ direkt olarak Sultana bağlıdır ve Padişah için oradadır. Sultana bağlı kalmazsa kendi ünvanı, malı ve canı gidebilir. Bunları bilir. Ancak derebeği ise beğlerbeğine göre biraz hürdür. Derebeğlerinin en büyük avantajlarından biri merkezlerine nazaran ya eşit ya da daha üstün bir askeri güç oluşturabilme imkanıdır. Diğer derebeğleriyle de anlaşıp merkeze karşı durabilir. Ancak sınıfsal yapıyı bir anda kırması böyle mümkündür yoksa hayaldir. Bunun doğuda olması mümkün değildir. Türkler, İraniler, Çinliler, Doğu Roma ve diğerlerine bakılırsa bir merkeze aidiyet söz konusudur. Özel haller hariç emir ve komuta merkezde toplanır. Avrupanın düzeninde bu mümkün değildir. Merkezi yönetimin derebeğlerine müdahalesi pek görülemez. Bunun bir sebebi de coğrafyadır. Ormanlık arazinin fazla oluşu ayrıca geçilmesi gereken suların çokluğu iletişim ve ulaşımı zordur. Yollardaki tehlikelerde cabasıdır. Tımarın avantajlarından söz etmek gerekirse tevcih ve terakkiden bahsedeceğim. Tımar tevcihi için söylemek istediklerim standart liyakat sisteminin yanında ilginç gelen bir durumdur. Gönüllü ve Anadolulu olan orduya katılanlar incelendiğinde büyük bir kısmı başarı gösterdiği takdirde tımar tevcihi kazanıyor. 16.yy.da -en azından ilk yarısında- görülen yükselişe bağlı olarak bakıldığında yarar dil getiren yani düşmanı esir alan ve düşman hakkında bilgi alınabilecek birini getirenler, düşman şövalyesi getirenler, düşman bayrağı getirenler ya da kestikleri düşman başlarını getirenler sübaylarının “Arıza” diye bildirdiği bir arz ile sultan beratına ulaşıp toprak kazanabilip kendi hayatlarını kurabilirler. Bu durum göz önüne alındığında 16.yy ilk yarısında yüzbini aşan Tımarlı sipahi sayısını anlamlandırabilmek mümkündür. Ayrıca terakkiler de  cebelüsü olan Sipahileri teşvik ediyordu. Devlete savaşta yarar sağlayan kim olursa olsun mutlaka bir bölgenin geliri ona tahsis ediliyor böylece terakki alması sağlanıyordu. Burada Avrupa feodal düzenine karşıt olarak söyleyebileceğimiz bir şey var ki son derece önemlidir. O da şudur,  terakki kazanan sipahiye asla var olan tımarına yakın bir yerdeki toprak verilmez. Uzakta bir noktanın geliri verilir. Bunun temel sebebi var olan Tımar sisteminin derebeğliğe dönüşmemesidir. Ancak bu durum Osmanlı Türklerinin geriye düşmeye başladığı dönemlerde Derebeğliğin Osmanlılardaki tezahürü olan ayanlığa dönüşecektir.

Son olarak dile getireceğim şey ise bu sistemin ve bağlı olarak atlı askerliğin nasıl sona erdiğidir. Tımar sisteminin ve sipahilerin bozulmasının en mühim sebebi ateşli silahlara geçişin sağlanamamasıdır. Çünkü Avrupa ordularının süvari takımları söz gelimi Leh hüssarlarından Fransız, İngiliz, Rus, Beç, Nemçe veya İspanyol ordularına kadar hepsi 17.yy.ın sonundan itibaren basit tabancalar kullanmaya başlamıştı. Osmanlılarda da vardı kullanım ancak son derece azdı. Kullananlar sınırda düşmanla sürekli sıcak temas içinde bulunanlardaydı. Budin, Eflak, Boğdan gibi uclarda bulunanlarda atlı silahlı askerler görülebilir. Bunun da sebebi Avrupa’ya yakınlıktı. Ayrıca çoğu zaman savaş araçlarını kendileri tedarik etmek zorundaydı. Anadolu sipahisi çoğu zaman mertliğe yakışmaz diyerek reddettiği ve aslında kullanımı uzun ve yavaşlatıcı olduğundan ateşli silah teknolojisine uzak kaldı. Osmanlı yönetimi zaten yeniçerilere verdiği eğitim ile kaldı ki tartışmasız teşkilat nihayete erene kadar mermi yeniçeriler savaşlarda bir an susmayan atış sistemini bulanlar ve en iyi uygulayanlardı. Bu sistemde 3 arka arkaya sıra vardır. Biri çömelip ateş ederken diğeri silahını hazır eder sonra o çömelir arkasındaki ateş eder. Bu böyle sürüp gider ki bunu en etkili kullanan ilk ordu Osmanlı ordusudur. Sonunda tımarlıların önemi azaldı bunda Kırım Tatarlarına olan güven de söz konusuydu. Ancak onlarda kredilerini Viyana Kuşatmasında(1683) doldurdular. 18.yy.ın başında Orlik Kazakları gibi birçok Osmanlılara yardımcı atlı askerler Türk yurtlarında yetişse de artık daimi ve güçlü bir atlı asker düzeneği tarihte her zaman atla var olan bir Türk devletinde yoktu. Bunun karşısında Osmanlıların aksine Ruslar Kazakları, Lehler Hüssarları, Avusturyalılar Dragoonları ( Ayrıca Fransızlar da ), İspanyollar kendi süvarilerini savaşta son vurucu gücü olarak yetiştirdiler. İlginçtir Rusya’nın adına oyunlar yapılan, filmler çekilen sayısız yazılar yazılan Kazakları İkinci Dünya Savaşında bile kullandılar ( Avrupalılar Cossacks der). Osmanlılar ise atlı asker geleneğine destek veremedi ancak tarih sahnesine veda ederken 1915-1916’da Kut’ül Ammare’de İngilizleri mağlup ettiklerinde Osmanlı süvari bölüğünün zaferi unutulmazdır.

 Görsel

Tavsiye Edilen Okumalar

Bennett, Matthew, Jim Bradbury, Kelly Devries, Iain Dickie, Phyllis Jestice, Dünya Savaş Tarihi Ortaçağ 500-1500, Çev. Özgür Kolçak, 1.Cilt, Timaş Yayınları, İstanbul, 2011.

Emecen, Feridun, Osmanlı Klasik Çağında Savaş, 2.Baskı, Timaş Yayınları, İstanbul, 2011.