Etiketler

, , , , , , , , , ,


Cem Sultan, Sultan Mehmed’in vefat etmesinin ardından kardeşi Bayezid ile taht mücadelesine girmiş ancak kaybetmiştir. Burada bu kaybediş, sadece Cem Sultan’a bağlanamayacak sebepler içermektedir. Ayrıca Atatürk’ün dediği gibi “Her mağlubiyet mağlubiyet değildir. Böyle kaybedenler yenik sayılmazlar.” Cem Sultan’ın neden Bayezid’e kaybettiğini derinlemesine analiz etmeyeceğim. Benim bahsetmek istediğim buradan sonrasıdır. Cem’in Rodos’a gidişi, Hospitalier Şövalyeleri ile ilişkileri ve Avrupa’ya gittiğinde yaşadıklarının anlatıldığı Kitab-ı Cem Sultan’ın değerlendirmesidir.

1459 doğumlu Cem, Fatih’in üzerinde çok durduğu yerime “Sultan olacaksın” dediği bir liderdir. Ayrıca birçok diplomatik göreve onu yönlendirmiştir. Cem bir şekilde Anadolu dışında bırakılınca aslında böyle bir hatayı nasıl yaptı bilmiyorum. Rodos’a gitti. Gerçi bunun anlaşılır birkaç sebebi olabilir. En başta seçeneği pek yoktu. İlave olarak  Hospitalier Şövalyeleri’ne ait Rodos hem Anadolu’ya yakın hem de Rodos’takiler Cem’i Sultan olarak bildiklerini ve onu ağırlamaktan zevk duyacaklarını belirtirler. Gerçekte böyle mi oldu, hayır. Cem, Rodos’a gittiğinden itibaren bir tutsak konumuna düşürüldü. Osmanlılara karşı ciddi bir koz olarak görülüyordu.Cem’in ciddi bir mahiyetle Rodos’a nakil olduğunu görüyoruz. Kitab-ı Cem Sultan’da bu gözüküyor. Bu eserden de kısaca söz etmek gerekir. Cem Sultan’ın heyetindeki bir müellif tarafından tutulmuş notlardır. Ayrıca küçük de bir ihtimal olsa da Cem’in elinden çıktığı da söylenir ancak bence bu görüş akıl haricidir. Cem, Hospitalier Tarikatının Grand Master’i Pierre d’Aubusson’un misafiri yani daha doğru bir ifadeyle mühim bir tutsağıydı.  d’Aubusson Bayezid ile mektuplaşır ve Cem karşılığı yılda 40 bin düka ister (Aslında 45 bin ister ancak Sultan Bayezid 40 bin gönderir). Ayrıca bu mektuplarda <ki bu çalışmanın büyük bir bölümü bu mektupların ışığında oluşturuldu> Bayezid, sultanlığı tehlikeye gireceğinden istenilen ödemeleri 1482’in Aralık ayından itibaren 10 yıl civarında bir süre yapar. Burada birkaç detay var. Bayezid, d’Aubusson ile çok yakın dost olarak gözüküyor. Ortaçağ’da babam ve oğlum ifadeleri yakınlık belirttiğinden o dönemin siyasi literatüründe olan kelimeler. Bayezid ona babam diyor. D’Aubusson da Bayezid’e oğlum diye hitap ediyor. Tüm bu yakınlığa rağmen ki bu derece Bayezid’in yakın olması Cem’in ellerinde olmasındandır. Sultan Bayezid’in Cem’i öldürtmeye çalıştığı biliniyor. Bu mektuplar sayesinde Grimaldo adında bir suikastçinin Cem’in peşinde olduğu ve bir boşluk aradığı ayrıca Bayezid ile haberleştiği biliniyor. Bayezid, bunlara ilaveten sürekli Cem’in sağlığını, nerede olduğunu ve ne yaptığını sorduğunu görüyoruz. Muazzam bir korku beslediği aşikar. Ancak Cem hiçbir zaman ait olduğu devlet yani Türkleri zor duruma düşürücek bir şey yapmayacak kadar bilinçte. Rodos’taki hayatına dönersek d’Aubusson’un Bayezid’a mektuplarından bilgi vermek gerekirse, çoğu zaman maymunuyla tavla oynadığı ve papağanına konuşma öğrettiği gibi bir cümleler yer alır. Tabii Cem’in maymun ve papağan’a sahip olduğu biliniyor. Ancak Kitab-ı Cem Sultan’da da görüldüğü gibi Cem seyahati sırasında anlatılanlar bunlardan çok daha detay sunuyor. Saint Jean şövalyeleri denen ve burada detaylandırmayacağım sonradan görme adamların yönettiği Rodos’taki şövalyelerin hayatları hakkında da detaylı bilgiler sunuyor. Diyor ki: “bali kafir ki, gayet ukala ve ehl-i reylerinden imiş.”[1] Gibi birçok cümle bu eserde yer alıyor. Ancak şunu da belirtmem gerekir ki Cem Rodos’a ilk gittiğinde Kafirleri sözlerine sadık bildiğini belirtiyor. Ancak bu durum Cem’e karşı davranışlarının terbiyesizleşmesiyle değişiyor[2]. Burada şöyle bir ayırım yapmak lazım ki Haçlı Seferlerine katılanların içinde gerçekten asker olduğunun farkında olan ve Müslümanlara saygılı olan sonradan görmeyen Hospitalier (Saint Jean) şövalyeleri vardır ki bunlar Messina’dan Kudüs’e kadar saygı görmeyi hak ederler. Benim bahsettiklerim artık amaçları savaşmak olmayan kişilerin veya devletlerin açıklarından yararlanmaya çalışan bayağılaşmış tarikat üyeleridir ki bunlar kendi içlerinde Fransa’dan İskoçya’ya kadar ki alanda bulunan diğer tapınakçı gruplar tarafından hoş karşılanmazlar. Nitekim madden sonları da Müslümanlar tarafından değil, Hıristiyanlar tarafından gelmiştir(14.yy.başlarında). Cem’imizie dönersek bir kaçırma olayından bahsedilir. Ancak burada Hospitalier şövalyelerinin önlediği hakkında bilgi vardır.

D’Aubusson 1480’lerin ikinci yarısında Rodos’dan kendi ana toprağı Fransa’nın dağlık tepelik bölgelerine Cem’i götürür. Burada onun daha da yorgun düştüğünü Bayezid’e bildirir. Cem’in Avrupa’ya gelişi Avrupa için çok mühim bir hadisedir. Avrupalı halkın Türk görmek için sokaklara doluştuğu anlatılır. Burada da Cem rahat bırakılmaz. Mektuplardan anlaşıldığına göre Fransa kralı VIII. Charles, Cem’i kullanmak ister. Osmanlı topraklarının yakınlarına kadar götürür. Açıkça Osmanlı’yı tehdit eder. Ancak bu durum Rodos yönetiminin tepkisini çeker çünkü Papa ve diğer Avrupa’lı güçler Rodos’a bir Türk saldırısı olacağından korkarlar. Nitekim bunu doğrulayacak birçok oluşum İstanbul’da düşünülür olmuştur.

Papa ile ilişkilerine gelirsek, 1489’da Roma’ya getirildiğini biliyoruz. VIII. Innocent, Cem’i 1204 hadiselerinde olduğu gibi bir piyon olarak görür. İstanbul’a yürümek için sana da tahtını vereceğiz gibi vaatlerde bulunur. Cem’in bunu şiddetle red ettiği Kitab-ı Cem Sultan’da yazılıdır. Ayrıca Roma’ya geldiklerinde bir gelenek icra etmesi için Cem’e durumu izah ettiler. Durum şu: Bir zamanlar Attila’nın karşısında diz çöken Papa’nın ayağını ya da hiç olmazsa dizini öpmesi beklenir. Durum şöyle eserde dile getirilir: “Cemi’ memleketin padişahları buraya geldikde adetdir ki, papanın ayağını öperler. İlla meğer Alaman beği dizini öper. İki kurnesi yani boynuzlu tacı olduğu cihetden ve hem zaman evvelce Roma papalara ol olmazsa dizin öpmek vacibdir” dediler. Yani Cem’in papadan mağfiret umması beklenir. Cem şöyle cevap verir: “Ben mağfireti yalnız Allah’tan umarım ve bu hususda papaya ihtiyacım yokdur.”[3]. Papa’nın Hıristiyanlığı kabul etmesi halinde Türkler’e sultan yapılacağını söyleyince Cem, “Ben size Mısır yolunu söylerim, siz bana batıl dersiniz. İnsana kendi dininden başkası batıldır. Dinimi cihan saltanatına vermezem.” Ayrıca Hıristiyanlık hakkında da bilgisi üst düzeyde olduğu ve bu dinin yolunu kaybettiği, şaşırdığı şu cümlelerinden çıkarılıyor. Şöyle ki, “İsa Aleyhisselam’ın dinini ikrar ederiz. Amma 318 keşişin cemiyet edip düzdüğü dine değil.”[4]

Nihayetinde VIII. Charles, Roma’ya girer. Cem’i papalığın elinden alır. Burada Bayezid’in da desteği vardır. 1495 yılındaki bu hadisenin akabinde Cem Napoli’ye nakil edilirken intihar ettiği veya papa’nın zehirlettiği söylenir. Büyük şahsiyet 25 Şubat’ta maddi hayata gözlerini kapatır. Benim fikrime göre kimseye sorun yaratmadan yani daha açıkça söylemek gerekirse Osmanlılara daha fazla dert olmadan hayatına son vermiştir ki öncesinde sürekli Cem’in göz hapsinde tutulduğu ve intihar bile edemeyecek kadar başının kalabalık olduğu biliniyor. Nitekim Fransa’nın Cem’i aldıktan sonra amacının Osmanlı toprakları olduğu düşünülüyordu. Sona gelirken Cem’in bedeni tahnitlenir ve Sultan Bayezid’e gönderilir. Bursa’ya nakledilir. Tüm eşyalarına dokunulmamıştır. Sonraları 1522’de Rodos alınır. Cem’in burada bulunan üç oğlu da Osmanlılarca devletin bekası için babalarının yanına gönderilir.

Değerlendirme yapmak gerekirse önemli bir Türk Lider Cem, hürlüğünden ödün vermez. Kendi değerlerinin farkında bir yaşam sürer. Bir Osmanlı olduğunun farkındadır. Bugünün siyasetçilerden çok daha fazla kefeni giyip dolaşanlardandır. Hem Cem Sultan hem de Sultan Bayezid. Bayezid’in Cem’i rakip olarak görmesi onun yaşamasının tehlike olarak değerlendirilmesi anlaşılırdır. O zaman kişi canından çok devletin ebediyeti mühimdir. Sultan olmak, Şehzade olmak bugünkü birçok kafanın tezahür edemeyeceği bir marifettir ve aslında Sultanlık, şehzadelik ölümle nişanlı olmak gibidir.


[1] H.Mustafa, Eravcı,  “Kitab-ı Cem Sultan ve Güney Batı Avrupa (Frengistan)”,Sosyal Bilimler Dergisi,s.4.

[2] H.Mustafa, Eravcı,  a.g.e.,s.4.

[3] H.Mustafa, Eravcı,  a.g.e.,s.7.

[4] H.Mustafa, Eravcı,  a.g.e.,s.8.

KAYNAKÇA

Eravcı, H.Mustafa, “Kitab-ı Cem Sultan ve Güney Batı Avrupa (Frengistan)”, Sosyal Bilimller Dergisi.

Lefort, Jacques, Topkapı Saray Arşivlerinin Yunanca Belgeleri (Cem Sultan Tarihine Katkı), Çev.Hatice Gonnet,  TTK Yayınları,Ankara,1981.