Etiketler

, , , , , ,


Garb Ocakları, Türklerin Kuzey Afrika’da varlığını koruyan ve yücelten önemli bir değerdir. 16.yy.da sırayla Cezayir, Trablus ve Tunus Osmanlılar’a bağlandı. Buralara Türk damgası vuruldu.

Hızır Reis ya da Barbaros Hayreddin Paşa ki efsanevi Türk denizcisi Kemal Reis tarafından yetiştirilmiştir. Hızır Reis 1520’lere doğru Cezayir’i alarak ilk Türk Ocağını tahsis etti. Bu ocağın tüm ihtiyaçları başta İstanbul olmak üzere ve ardından Anadolu’dan karşılanıyordu. Her yıl binlerle ifade edilen Anadolu genci Kuzey Afrika’ya taşınır ve Ocaklı olurdu. Bunun yanında Ocaklıların gemi, silah vs. ihtiyaçları devlet tarafından karşılanırdı. Ancak devlet en parlalk döneminde bile çok fazla birşey veremezdi. Silahların paraları maaşlarından kesilirdi. Yönetimde ise direkt olarak Sultan’ın emirlerini dinlerlerdi. Ancak kendi içlerinde bir lider seçmek zorundaydılar. Nitekim Dayılar seçildi. Dayıların yönetimindeki Ocaklılar Kuzey Afrika limanlarından ayrılıp İtalya, İspanya gibi zengin şehir devletlerine sahip kıyılara akın ederlerdi. Bu bir gaza olarak o dönemde tezahür ediliyor. Aynı şekilde Hıristiyanlar da Müslümanlara karşı Türklerin ya da Müslümanların gemilerine saldırıyorlar. Aslına bakılırsa iş dini birşey üzerine inşa edilmemelidir, olay ekonomiktir( Kaldı ki savaş başladığında haklının, haksızın, inananın veya inanmayanın bir ehemmiyeti kalmaz). Bu işin en gelir getirici yanı hiç şüphesiz köle ticaretiydi. Batı Akdeniz’de bulunan her devlet köle ticaretinden pay almak için çabalıyordu. Piri Reis’in de not düştüğü gibi örneğin Cezayir’de sıradan bir at karşılığında 15-20 köle alınabiliyor. Buradan devam edip düşünürsek köle sayısındaki bolluk hakkında fikir sahibi olabiliriz.

Ocaklılar ve Yeniçerilikle benzerlikleri

Garb Ocaklarındaki Anadolu gençlerinin bir nevi İstanbul merkezindeki Yeniçerilerle benzerlikleri ortadadır. Aradaki farklardan bazıları Yeniçerilerin aksine Ocaklıların çoğunluğu Türk’tür. Ocak merkezlerinden en çok Ocaklı ihtiyacı  Cezayir’de gerekir ki ilk feth edilen yer burasıdır. Ocaklılar, kışlalarda yaşarlar. Sosyal hayatları eğer denize açılmayacaklarsa çeşitlidir. Sohbet ettikleri, anılarını canlandırdıkları ve en önemlisi işe hazır olmalarını sağlayan yerler Kahvehanelerdi. Şüphesiz ki Kuzey Afrika’da kahve biliniyordu. Yani Türklerle kahveyi öğrenmediler. Ancak Kahve’nin kültürlerine nakş edilmesi Ocaklılarladır. Bugün hala bölgede etkili bir Türk sözü Ocaklı kahve geleneğinin bir uzantısıdır: “Seni Türklerin uğrağı olan bir kahveye benzer sanıyordum.” Evlenmeleri çoğu vakit yasak olarak kaldı. Ancak evlenenler de mevcuttu. Bunlar kışlalar da kalmaz aileleriyle kalırlardı. Doğal olarak hergün verilen dört ekmek parası kesilir ayrıca maaşlarında da kesinti olurdu. Genelde Türk kızları ile evlenirlerdi.  Ocaklılar yerli halkla da evlenmişlerdir.

 Osmanlılar yani Türkler vatan haline gelen Kuzey Afrika’da halkla bütünleştiler. Bugün hala Cezayir’de Türk soyundan gelmek ya da Türkler ile yakınlığı bulunmak övünülecek birşeydir.  Bir sömürü alanı olarak görmediğimiz için 300 yıl bu bölge Ocaklılar sayesinde yaşanılabilir kılındı. Fransa ve diğer Batılı devletler burada yerli halkı kontrol edemediler. Yüksek ihtimalle şunu düşünmüşlerdir: ” Biz bir gün burayı kontrol edemez iken Türkler bunu nasıl başardı?” Bunun tek bir cevabı var. Türkler Cezayir’i, Trablus’u ve Tunus’u vatan toprağı olarak akıllarında tuttular. Ocaklıların hayatına dönersek, kışlalarından dışarı pek çıkmazlar. Bir Avrupalı seyyah onlar için der ki: “Sabah erken kalkarlar. Namaz kılar ve eğer işleri yoksa yani denize açılmayacaklarsa kışladadırlar. Dinlenme vakitlerinde kahvededirler. Akşam namazından sonra kışlalarındadırlar. Eğlence düzenleyeceklerse halktan uzakta olmaya dikkat ederler. Onları rahatsız etmek istemezler.”… Ocaklıların kuralları vardır. Mesela esir düşerlerse artık bir daha sağ salim Ocağa dönse de kabul edilmezler. Esas olan esir düşmemektir. Sır saklamak önemli bir ocak geleneğidir. Ocaklılar birbirlerine sadıktır. Örneğin Fransızlar 16.yy.da donanmamızı yakmak ister. Birçok Ocaklıya para verip onları elde ettiklerini düşünürler. Ancak 6000 düka ödemelerine rağmen gemilerimiz sağlamca durur.  Parayı alan Ocaklılar durumu Dayılarına açıklar ve Fransızlara bu tür hilelere girişmemesi bildirilir. Kıyafetlerine gelirsek geneli zırh kullanmaz. Bunun en akla yakın sebebi ateşli silah kullanımından dolayıdır çünkü ateşli silahlardan atılan Osmanlı Türkçesindeki fındık yani mermi zırh giyilmişse o zırh vücuda fındık ile girer. Silah olarak ateşli olanlarını tercih ederler. Osmanlı tabancası ve Ocak içinden ustaların yaptığı namlu kısmı uzun ve isme özel işlemeli tabancaları kullanırlar. Kendi içlerinden şair de çıkarırlar. Örneğin Nakdi hem değerli bir asker hem de değerli bir şairdir.

Doğu Akdeniz’in huzuru, Basra’nın, Kızıl Deniz’in, Mısır’ın huzuru bu adamların sayesindedir. 300 yılda hesaplamalara göre 1 milyon Anadolu genci bu bölgeye gönüllü olarak gitti. Birçoğu şehit oldu. Yüzde onluk bir kısımı eceliyle göğe yükseldiği tahmin ediliyor. Bugün burada bir Türk kültürü varlığını devam ettiriyor. Vatan toprağı olan Kuzey Afrika bugün orada yatan Trablus fatihi Uluğ Turgut Reis’iyle, Hayreddin Paşa’sıyla Dayılarıyla ve tabii Ocaklılarıyla Türk izini gururla taşımaktadır.

 Kaynaklar

Koloğlu, Orhan, Türk Korsanları, Tarihçi Kitabevi, İstanbul, 2012